Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

22/08/2009 : 01:32:55
Arkadaşlar,bazı şeyler var din gibi,aile gibi,bayrak gibi,ekmek gibi, su gibi, tuz gibi,bizde manadar olan şeyler,bu mübarek ayın vesilesi ile,islamın ticaret hayatına verdiği önemle ilgili,ayetleri,hadisleri burda yer verelim...Hem dinen hemde Ticaret hayatımızın bereketi ile ilgili bir görevide yerine getirmiş olalım hep birlikte,hepimizim Ramazan ı nı kutluyor,milleten ve ümmeten,gerekli manevi kazançlarımızla geçirmeyi diliyorum,Saygılarımla..

Son 30 yorum (en yenisi önce)

26/08/2011 : 19:54:08
Yıl 2011. yazının üzerinden 2 sene geçmiş ve bugün ramazan ayının 27.günü yani kadir gecesi. Herkesin kadir gecesinin mübarek olmasını ve hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ederim. Hayırlı kandiller.

Bir ayet Bir Hadis

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. Kadir, 97/3-5

Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.Buharî, "İman", 25,27,28; Müslim, "Müsafirîn", 173-176
16/09/2009 : 00:07:47
CÜMLEMİZİN HOCAM,AMİN...
15/09/2009 : 23:12:35
Döktürmüşsün metin .
Kadir geceniz mübarek olsun
dualarınız kabul olsun
Günahlarımız af olsun .
Bütün insanlık için hayırlara vesile olsun
15/09/2009 : 21:57:11
Evet arkadaşlar öncelikle şu mübarek RAMAZAN ayının 1000 aydan daha değerli ilan edilen KADİR gecesini tüm müslüman kardeşlerimin kutlar ,yüce RABBİM den bizlere hayırlar getirmesini temenni eder,tekrarını dilerim..Bu gece toplumsal hayatımızda giderek artan maddiyat ve çıkar ilişkileri ve giderek azalan maneviyat hayatımızın bir muhasebesini yapıp ,geçmişteki hatalarımız için af ,tövbe ile geçmesi en büyük temennim...Hep sorulur ya maddiyat mı maneviyat mı diye ,ben hep şu cevabı vermişimdir,bir insan tek ayağının üstünde ne kadar durabilir..Evet arkadaşlar ikiside hayatımızda çok ama çok önemlidir,bir bacak için diğeri feda edilmez...KADİR gecesi bu yüzden bir nevi yeniden doğuş olayı olabilir,insanın dua kapısı ,tövbe kapısı her kese suçu ne olursa olsun açıktır,ve hiç bir fani bu kapıyı kapayamaz,kim ne derse desin...O yüzden bu gün çok iyi değerlendirilmeli,ve bu günden sonrada hem birey bazında,hem millet,hem ümmet olarak birbirimizi sevmeyi,birbirimizi affetmeyi,hayatlarımızı güzelleştirip kolaylaştırmayı,geçmişi de hatalarımızdan ders alarak bir kenara bırakmayı destur edinmeliyiz..Cenabı ALLAH hepimizin dua ve tövbelerini kabul etsin ve bizi iki cihanda da ihlaslı iyi kullarından yapsın İNŞALLAH...






01/09/2009 : 06:04:59
Kadın Erkek Eşitliği
Dinimizde, para kazanmakta hayat müşterek değildir. Erkek, hanımının ve çocuklarının bütün ihtiyaçlarını imkânları ölçüsünce karşılamak mecburiyetindedir. Bu bakımdan erkek, hanımını tarlada, fabrikada, şurada-burada çalışmaya zorlayamaz. ALLAH Teâlâ kadınları para kazansınlar diye yaratmadı. Fakat eğer kadın isterse kocası da razı olursa yapabileceği münasip işlerde çalışır. Fakat kazandığı, kadının olur. Erkek, rızasız olarak bir şey alamaz, kendi ihtiyaçlarını kendisinin alması için zorlayamaz. Yani para kazanıyorsun, kendi ihtiyaçlarını kendin al diyemez. Rabiat-ül Adeviyye çorap örer, üç dirheme satar, bir dirhemiyle nafaka alır, bir dirhemini sadaka verir, bir dirhemini de gene örgü için sermaye yaparmış.
Yapılan araştırmalarda kadınların, evlerinin problemlerine işlerinden daha fazla önem verdiklerinin anlaşıldığı ortaya çıktı. Kadın çalışsa bile, aile içindeki rolünü unutamıyor. Bir an önce eve dönüp evdeki rolünü üstlenmek istiyor.
Erkekler için de bunun tam tersi vakîdir. Eşim dışarıda çalışıyor diyerek erkek kendisini ev işlerinden mesul hissetmiyor ve kendisini ev işlerine vermiyor. Bu da kadının çalıştığı ailelerde mühim bir geçimsizlik ve boşanma sebebi olmaktadır.
Batıda yapılan araştırmalar gösterdi ki, babalar akşamleyin eve gittiklerinde, stres hormonu seviyeleri düşmektedir. Annelerin stres hormonuysa işteki kadar yüksek kalmaktadır. Şayet onlar gün boyunca idarecilik yapmışlarsa, stres hormonlarını evde birden atıvermektedir. Görüldüğü gibi evi dışında çeşitli işlerde çalışan kadın, bütün dünyada fazla yükün altında ezilmektedir. Kadın-erkek eşitliği bu mudur? Erkekler arasında ve onlar gibi çalışmak, kadının zayıf omzuna ağır gelmektedir.
Bilhassa işi ağır olanlar ve üst seviyede bulunanlar, kuvvetlilik ve kendine güven gibi 'erkeksi' denilebilecek özellikler göstermek mecburiyetinde kalıyorlar. Bu da onlarda erkeklik hormonu olan ancirojenin çoğalmasına sebep oluyor ve saç döküyor. Bu kellik ev kadınlarında görülmüyor.
M.Talu
KADININ KOCASI ÜZERİNDEKİ HAKKI
3276 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayarhah olun."
Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).
3277 - Amr İbnu'I-Ahvas (radıyalİahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.''
Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).
3278 - Hakim İbnu Mu'âviye babası Mu'âviye (radıyallahu anh)'den anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?''
"Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terk etmemen."
(Ebu Dâvud, Nikâh 42, (2142, 2143, 2144).
ERKEĞİN HANIMI ÜZERİNDEKİ HAKLARI
3267 - Hz. Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."
Tirmizi, Rada' 10, (1159).
3268 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.''
Tirmizi, Radâ 10, (1161).
3269 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan râzı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.''
3270 - Bir başka rivâyette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar.''
3271 - Bir başka rivâyette: "Kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lânetler" denmiştir.
Buhari, Nikâh 85, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikâh 120 - 122 (1436); Ebu Dâvud, Nikâh 41, (2141).
3272 - Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü. dendi, hangi kadın daha hayırlıdır?''
"Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi."
Nesâi, Nikâh 14 (6,68).
3273 - Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz."
Ebu Davud, Nikah 43, (2147).
3274 - Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Safvân İbnu Muattâl (radıyallahu anh)'ın hanımı, yanında Safvân da bulunduğu bir anda Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:
"Ey Allah'ın Resülü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvân'a sordu. Safvân:
"Ey Allah'ın Resülü! "Namaz kıldığım zaman dövüyor '' sözüne gelince,
o zaman (bir rekatte uzun) iki sûre okuyor. Halbuki ben bunu yasakladım'' dedi. Resulullah kadına:
"İnsanlara tek surenin okunması yeterlidir '' buyurdu. Safvân devam etti:
"Oruç tuttuğum zaman bozduruyor '' sözüne gelince, "Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum." dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!'' buyurdular.
Safvân devamla:
"Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir âileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz'' diye açıklama yaptı. Aleyhissalatu vesselam:
"Ey Safvân, uyanınca namazını kıl!" buyurdular."
Ebu Dâvud, Savm 74, (2459).
3275 - Ebu'I - Verd İbnu Sümâme anlatıyor: "Hz. Ali (radıyallahu anh) İbnu Ağyed'e dedi ki: "Sana kendimden ve Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'ın kızı Fâtıma (radıyallahu anhâ)'dan -ki o, babasına, ailesinin en sevgili olanı idi- bahsedeyim mi?''
"Evet, bahsedin!'' dedim. Bunun üzerine:
"Fâtıma radıyallahu anhâ değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu sıralarda) Rasûlüllah'a bir kısım köleler getirilmişti.. Fâtıma 'ya:
"Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhisselâtu vesselâm'ın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fâtıma'ya gelerek:
"Kızım ihtiyacın ne idi?" diye sordu. Fâtıma süküt edip cevap vermedi. Ben araya girip:
"Ben anlatayım Ey Allah'ın Resülü!'' dedim ve açıkladım: "Fatıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim. Bu açıklamam üzerine Resulullah:
"Ey Fatıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, ailenin işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere elhamdülillah, otuzüç kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.." buyurdular. Fatıma (radıyallahu anha):
"Allah'dan ve Allah'ın Resulünden razıyım" dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi."
Buhari, Fedailul Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063).
6529 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."
6530 - Abdullah İbnu Ebi Evfa radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah aleyhissalatu vesselam'a secde etmişti. Aleyhissalatu vesselam hayretle : "Ey Muaz! Bu da ne?" dedi. O açıkladı: "Şam'a gitmiştim, onların reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladım. İçimden, aynı şeyi size yapmak arzusu geçti." Aleyhissalatu vesselam, bunun üzerine: "Bunu yapmayın! Zira, şayet ben, bir kimseye, Allah'tan başkasına secde etmeyi emretseydim, kadına kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını da eda edemez. Kadın (deve sırtındaki) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın bu isteğe mani olamaz."

01/09/2009 : 06:00:03
Hanım hakkı

Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! Kur'an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir.
Fudayl bin Iyad hazretleri buyuruyor ki:
(Dine uygun olmayan bir iş yaptığımı, hanımımın huysuzluğundan anlardım. Hemen o işime tevbe ettiğim zaman, hanımımın huysuzluğu da giderdi. Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım.)
Aliyy-ül Havas hazretlerine hanımı küsmüştü. Hanımı, kocasına muhalefet etmek için ayrı testi, ayrı bardak kullanıyordu. Aliyy-ül Havas hazretleri, bir gün yanlışlıkla hanımının testisinden su içince, hanımı hemen testiyi kırmıştı. Hazret, "Testiyi niçin kırdın?" bile dememiş, hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.

Osman el-Hattab hazretlerinin komşusu, Nureddin Şuni efendi anlatır: Bir gece dışarı çıktım eski bir hasıra sarılı birinin dışarıda yattığını görüp (Sen kimsin, burada niçin yatıyorsun?) dedim. (Komşu ben Osman el-Hattabım. Oğlumun annesi, beni evden kovduğu için sokağa çıktım, onun kızgınlığı gidinceye kadar burada yatmaya karar verdim) dedi.
(Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlakı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi]

(Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.) [Nesai]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.) [Müslim]

(Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]
Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

(Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani]

(Namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir. Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez.
Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İyi kadınlar, Allah’a itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allah’ın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]
Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin]

(Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]

(Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Allah'ın emanetine yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]
(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükâfatlara kavuşur) [İ. Gazali]

İyi Müslüman olmak için hanımla iyi geçinmek şarttır. Çünkü Allahü teâlâ, (Onlarla iyi, güzel geçinin) buyuruyor. (Nisa 19)
(İman yönünden en üstün mümin, hanımına, en iyi davranandır.) [Tirmizi]

(Eşine güler yüzle bakanın defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R. Nasıhin]

(Eşinin haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa
(Kimseye muhtaç olmamak ve ana-baba, çoluk-çocuğunu da muhtaç etmemek için işe gidenin her adımı ibadettir.) [Taberani]
Koca Hakkı

Erkeğin hanımı üzerinde hakkı çoktur. Kadın kocası ile iyi geçinmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani]

Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peygamber efendimiz aleyhisselam, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:
(Hanımına selam söyle, yarı şehid sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir’a]

Kadınların Cennete girmeleri erkeklere göre daha kolaydır. Bir hadis-i şerif meali:
(Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.) [İbni Hibban]

Erkeğini razı eden kadın için korku yoktur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi]

(Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.) [Taberani]

Kadına ziynet eşyası mubahtır. Ziynet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara ziynetlerini göstermemelidir! Böyle olunca ziynetleri Cennete girmelerine mani olmaz. Bir hadis-i şerif meali:
(Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve ziynet eşyası meşgul etti" dediler.) [İ. Ahmed]

Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kıyamette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir.) [Şir’a]

(Senden ne gördüm) diyerek küfran-ı nimette bulunmamalıdır! İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen Cennete girerdi.) [Şir’a]

(Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunurlar.) [Buhari]

Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi hususlarda kocasını üzmemeli, yapamayacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızasını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O halde kocasının hakkını gözetmeyen, Allahü teâlânın hakkını gözetmemiş olur.) [Şir’a]

Kadın, kocasını üzmemelidir.
Bir gün Hazret-i Fatıma, ağla**** babasının huzuruna geldi. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
- Ya Fatıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızası kocanın rızasına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki daima kocasının rızasını arar, kocası ondan razı olur. Kadınlar için en üstün ibadet, kocasına itaattir. Erkek, hanımından razı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu razı edinceye kadar, Allahü teâlânın lanetinde olur.) [R. Nasıhin]

Koca hakkına riayet, kadına cihad etmiş gibi sevap kazandırır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani]

(Kadın, kocasından izinsiz olarak nafile oruç tutamaz. Eğer tutarsa, aç ve susuz kalmış olur, sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden dışarı çıkamaz. Çıkarsa, gökteki melekler, geri evine dönünceye kadar ona lanet eder.) [Taberani]

(Bir erkek, ihtiyacı için hanımını çağırsa, kadın tandır başında olsa da, hemen ihtiyacına cevap versin!) [Tirmizi]

(Kocası çağırdığı halde yatağa gelmeyen kadına melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari]

(Kadın, kocasının izni olmadan kendi malını da harcayamaz.) [Taberani]

(İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın doğduğu her şey lanet eder.) [Deylemi]

(Kadın, kocasından izinsiz [ana, baba, kardeşleri dahil] hiç kimseyi evine alamaz, nafile namaz kılamaz.) [Taberani]

(Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.) [İbni Mace]

(Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani]

(Kadının namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir.

Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez. Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer.
Karı koca iyi geçinip, birbirlerinin rızalarını almaya çalışmalıdır.

Riyad-un Nasıhinde buyuruluyor ki:
Resulullah efendimiz, ev işlerini Hazret-i Fatıma’ya, dış işlerini Hazret-i Ali’ye vermiş, bu hususta şöyle buyurmuştur:
(Hanımının evde oturması için, işlerini gören, ihtiyaçlarını karşılayan, onu yabancı erkeklerin görmesinden koruyan, ümmet-i Muhammedin düşmana esir düşenlerini satın almış, azat etmiş gibi sevaba kavuşur.)

(Ya Fatıma, ne mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allahü teâlânın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaatten sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehid sevabı yazılır.)

(Beş vakit namazını kılan, malının zekatını veren, Ramazan-ı şerif orucunu tutan, kocasının günah olmayan işlerinde ona itaat eden ve tesettüre uyan kadın, Cennete istediği kapıdan girer.) (Karı-koca Hakları bahsi)

Peygamber efendimiz, kendi kızına ve diğer kadınlara şehid sevabı kazanmak için ev işleri ile meşgul olmalarını emretmektedir. Başka bir hadis-i şerifte de, (Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir) buyuruldu. (Şir’a)
(Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hazret-i Asiye gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (İ.Gazali)
(Kadının cihadı, kocasıyla iyi geçinmektir.) [Taberani]

(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi]
(Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberani]

Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peygamber efendimiz, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:
(Hanımına selam söyle, yarı şehid sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir’a]
01/09/2009 : 05:57:37
Erkeklerin kadın üzerindeki hakları nelerdir?

Erkeğin hanımı üzerinde hakkı çoktur. Kadın kocası ile iyi geçinmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Kadının cihâdı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberânî]
Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peyamber aleyhisselâm, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki:
(Hanımına selâm söyle, yarı şehid sevâbına kavuştuğunu haber ver!) [Şir'a]
[Aşağıda siyah harferle yazılanların hepsi hadîs-i şerîftir]
Kadınların Cennete girmeleri erkeklere göre daha kolaydır.
(Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.) [İbni Hibbân]
Erkeğini râzı eden kadın için korku yoktur: (Kocası râzı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizî]
Kadına zînet eşyâsı mubâhtır. Zînet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara zînetlerini göstermemelidir! Böyle olunca zînetleri Cennete girmelerine ma'nî olmaz. (Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve zînet eşyâsı meşgûl etti." dediler.) [İ. Ahmed]
Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir. (Kıyâmette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hâle çevirir.) [Şir'a]
(Senden ne gördüm) diyerek küfrân-ı ni'mette bulunmamalıdır! (Eğer kocalarına karşı küfrân-ı ni'mette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen cennete girerdi.) [Şir'a]
(Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok la'net ederler ve kocalarına karış küfrân-ı ni'mette bulunurlar.) [Buhârî]
Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi husûslarda kocasını üzmemeli, yapamıyacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızâsını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır!
(Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O hâlde kocasının hakkını gözetmiyen, Allah'ın hakkını gözetmemiş olur.) [Şir'a]
Kadın, kocasını üzmemelidir. Birgün Hz. Fâtıma, ağlı**** babasının huzûruna geldi. Resûlullah buyurdu ki:
- Yâ Fâtıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızâsı kocanın rızâsına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki dâima kocasının rızâsını arar, kocası ondan râzı olur. Kadınlar için en üstün ibâdet, kocasına itâ'attir. Erkek, hanımından râzı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu râzı edinceye kadar, Allahü teâlânın la'netinde olur.) [R. Nâsıhîn]
Kadınlara Nasîhat
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, sâliha bir hanıma yazdığı mektûpta buyuruyor ki:
Kalb, göze tâbidir. Gözler harâmdan sakınmazsa, kalbi korumak güç olur. Kalb, harâma dalarsa, günâhlardan sakınmak güç olur. O hâlde, îmânı olanların, harâm işlememesi, harâma bakmaması lâzımdır. Erkeklerin homoseksüel olması harâm olduğu gibi, kadının da homoseksüel olması, ya'nî herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması harâmdır. Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması, kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri câiz değildir. Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya gelmeleri nisbeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe bakmasından daha kötü olabilir. Lezbiyenliğe fransızca safizm deniyor.
Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz. Zarûretsiz bakarsa, harâm işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri, el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzûm yokken, şehvetsiz de bakmak harâmdır. Hadîs-i şerîfte (Erkek, erkeğin ve kadın da kadının avret yerine bakmasın) buyuruldu. (Eşi'at-ül-leme'ât)
Hz. Ümm-i Seleme vâlidemiz anlatıyor:
Resûlullahın yanında iken, iki gözü de görmiyen İbn-i Ümm-i Mektûm hazretleri, izin isteyip içeri girdi. Resûlullah bize, (İçeri girin) buyurdu. (O a'mâ değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz) buyurdu. (Tirmizî, Ebû Dâvüd)
01/09/2009 : 03:21:52
Yüce RABBİM bizi bu dünyada da, ahirette de hayırlardan eylesin...


[url=/data/Others/20852_7_hadis1.png]20852_7_hadis1.png[/url]




01/09/2009 : 02:50:00
Ramazan ayını yaşayan , müslümanlar, bu ayı idrak ettikten, sonra katiyyen aynı olmazlar . Ya daha iyi,( inşallah) veya daha günahları çoğalmış olarak çıkarlar U
01/09/2009 : 02:38:19
Ramazan ve islam..
Ramazan ayı insanların nefislerini terbiye edeceği en güzel aydır 11 Ayın sultanıdır bu ayda insanlar manen ve madden temizlenmeye başlar,nefisle olan ilişkilerini düzenler ve hakimiyetine alır böylelikle yeni bir kişilik oluşturmaya çalışır islamında amacı nefsi herşeye karşı izole etmek ve Allahın koyduğu kuralları doğru birşekilde uygulamaktır..Bunlar olmadığı sürece dinde ve toplumda yozlaşmalar olur,bencillik artar yıkıma doğru giden bir süreç başlar buda insanlığın çöküş ve sonunu getirir...Asr suresinde derki insanlar ziyandadır sadece halis amel eden insanlar hakkı tavsiye edenler ve sabredenler hariç der..Dünya nedir ki bugün var yarın yok önemli olan bulunduğumuz süre içerisinde herşeyi doğru yapmak,insanları üzmemek,Hakkın istediğini yerine getirmektir..İnsanları sevmek hoştur,Yaradılanı severim yaradandan ötürü bu anlayışı benimseyen insan hata yapmaz..İnsan oğlu fanidir bugün vardır yarın yoktur,hiç ölenin tekrar geldiğini gören varmıdır bir şiir var..Bu herşeyi anlatır doğruyu ve güzeli görmek isteyen için..

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
01/09/2009 : 02:35:21
Enes b.Malik (r.a) Rasullah (s.a.s)in (ziraat ve ticaret ile iştigal eden )Medineliler için şöyle dua ettiğini bildirmiştir:


Okunuşu;"Allahümme bârik lehüm fî mikyâlihim ve bârik lehüm fî sâ'ıhim ve müddihim."

Anlamı:"Allah'ım! Onların ölçülerini,tartılarını,her türlü ticari iş ve işlemlerini mübarek ve bereketli eyle!"

Bu konuda yapılacak duaları gönlümüzden geldiğince ve dilimiz döndüğünce ihlas ve samimiyetle çoğaltabiliriz.Mesela;Allah'a hamd ve Rasulullah'a salat ve selam getirdikten sonra,Şu şekilde dualar edebiliriz.

"Ya Rabbi! KAzancımıza bereket ihsan eyle, Helalinden en verimli ve üretken bir şekilde çalışıp çok kazanabilmeyi nasip eyle."

"Ya Rabbi! Menkul ve gayri menkullerimizi,işyerimizi,malımızı,canımızı her türlü afetten ,yangından,soygundan, ve benzeri tehlikelerden muhafaza eyle!.
01/09/2009 : 02:29:11
BABAM VAKIA SURESİNİ ÇOK OKUYANIN TİCARETİ ARTAR . MALI MÜLKÜ ÇOĞALIR DERDİ . Bismillahirrahmanirrahim.( bağışlayan esirgeyen allahın adıyla. )

56-VAKİA:
1 - Olacak vak'a olduğu zaman
2 - Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
3 - O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
4 - Yer şiddetle sarsıldığı
5 - Dağlar serpildikçe serpildiği
6 - Dağılıp toz duman haline geldiği
7 - Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
8 - Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
9 - Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
10 - Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
11 - İşte o yaklaştırılanlar,
12 - Nimet cennetlerindedirler.
13 - Çoğu önceki ümmetlerden,
14 - Birazı da sonrakilerden.
15 - (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
16 - Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
17 - Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
18 - Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
19 - Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
20 - Beğendikleri meyvalar,
21 - Canlarının çektiği kuş etleri,
22 - İri gözlü hûriler,
23 - Saklı inciler gibi,
24 - Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
25 - Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
26 - Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
27 - Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
28 - Dalbastı kirazlar,
29 - Meyva dizili muzlar,
30 - Uzamış gölgeler,
31 - Fışkıran sular.
32 - Pek çok meyva arasında,
33 - Tükenmeyen ve yasaklanmayan
34 - Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
35 - Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
36 - Onları bâkireler yaptık.
37 - Hep yaşıt sevgililer,
38 - Sağın adamları içindir.
39 - Bir çoğu öncekilerdendir.
40 - Bir çoğu da sonrakilerdendir.
41 - Solun adamları, nedir o solcular!
42 - İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
43 - Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
44 - Ki ne serindir, ne de faydalı.
45 - Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
46 - Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
47 - Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
48 - "Önceki atalarımızda mı?"
49 - De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
50 - "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
51 - Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
52 - Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53 - Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
54 - Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
55 - Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
56 - İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
57 - Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
58 - Attığınız meniyi gördünüz mü?
59 - Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
60 - Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
61 - Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
62 - Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
63 - Ektiğinizi gördünüz mü?
64 - Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
65 - Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
66 - "Doğrusu borç altına girdik."
67 - "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
68 - İçtiğiniz suya baktınız mı?
69 - Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
70 - Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
71 - Bir de o çaktığınız ateşi gördünüz mü?
72 - Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
73 - Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
74 - Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
75 - Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
76 - Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
77 - O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
78 - Korunmuş bir kitaptadır.
79 - Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
80 - (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
81 - Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
82 - Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
83 - Can boğaza dayandığı zaman
84 - Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
85 - Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
86 - Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
87 - Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
88 - Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
89 - Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
90 - Eğer O, sağın adamlarından ise,
91 - "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
92 - Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
93 - İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
94 - Ve cehenneme atılma vardır.
95 - Kesin gerçek budur işte.
96 -Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.

Sadakallahüazim.( kuşkusuz allah doğruyu söyler )
01/09/2009 : 02:22:07
Bir Söz
Amellerin
güzel işlerin - şahı üçtür: Mal az olduğunda da cömert olmak. Yalnızken de Allah’tan korkup haramdan sakınmak. Kendisinden korkulan veya bir şey umulan kimsenin huzurunda da doğruyu söyleyebilmek.
Bir Ayet
Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
Âl-i İmrân, 3/92 - Bir Hadis
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
Buhârî -

01/09/2009 : 02:15:36
Ticaretin esası alış-verişe, girişimciliğe ve sermaye kullanımına dayanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan ticaret bunun dışındadır.” (Nisâ Sûresi, 4/29) “Allah alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (Bakara Sûresi, 2/275) “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah’ı anmaya (namaza) koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından rızkınızı arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma sûresi, 62/9-10)

Allah elçisinin, ticaret yapanlara ilişkin öğütlerinden bazıları da şöyledir: “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır.” (İbn Mâce, Ticârât 1) “Bir kimse, gıda maddelerini toplayıp günün rayiç fiyatı ile satsa sanki onu yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtmış gibi ecir alır.” (İbn Mâce, Ruhûn 16) “Ey tüccar topluluğu! Hiç kuşkusuz, alış-verişe boş söz ve yalan yere yemin çokça karışır. Bu yüzden, bu eksikliği sadakalarınızla telafi ediniz!” (Ebu Davud, Büyû 1) “Dürüst, sözüne ve işine güvenilen tüccar, nebîler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû 4; İbn Mâce, Ticârât 1)

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ticarette ortaklıklarla ilgili olarak da çeşitli tavsiyeleri olmuştur. Bu konuda Kur’ân’da genel etik ölçüler verilmekle yetinilir. “Doğrusu, ortakların çoğu birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman eden ve iyi işler yapanlar bunun dışındadır. Bunların sayısı ne kadar da azdır!” (Sâd Sûresi, 38/24) Başka bir âyette, miras malında ortaklıktan şöyle söz edilir: “Eğer ana bir erkek veya kız kardeşlerin sayısı birden fazla ise onlar, (miras malının) üçte birinde ortaktırlar.” (Nisâ Sûresi, 4/12) Ebû Hüreyre’nin naklettiği kudsî bir hadiste şöyle buyurulur: “İki ortak birbirine hıyanet etmediği sürece, üçüncüsü benim. Eğer onlar birbirine hıyanet ederlerse ben aralarından çekilirim.” (Ebu Davud, Büyû 26) Yine hadislerde şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın kudret eli, ortaklar birbirine hıyânet etmediği sürece, onların üzerindedir.” (Ebu Davud, Büyû 26), “Kârın paylaşılması, ortakların serbestçe belirlediği şartlara göre olur. Zarara katlanma ise sermaye oranlarına göredir.” (İbn Mâce, Ticârât 63)

Hz. Peygamber (s.a.s)’in ticarî ve iktisadî hayatla ilgili birçok söz, fiil ve takrirleri vardır. Nitekim Allah’ın Elçisine en üstün kazancın hangisi olduğu sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Kişinin elinin emeği ve mebrûr alış-veriştir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/466) Bu da, yalan yere yemin ve aldatma karışmayan alış-verişi ifade eder.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat kendisi de alış-veriş yapmış, borçlanmış, rehin vermiş, ortaklık yapmıştır. O, insanlar çeşitli ticaret muameleleri yaparlarken peygamber olmuş ve onları ticaretten men etmemiş, aksine rızkın onda dokuzunun ticarette olduğunu bildirmiştir. (Münâvî, Feyzü'l-kadir, 3/220) Ancak ticaret hayatında haksız kazanca yol açabilen faiz, karaborsacılık, yalan, hile, gabin1 ve garar2 gibi şeyler yasaklanmış, hak sahibinin hakkını alabildiği ve haksızlık yapmak isteyenin dışlandığı bir ekonomik sistem hedeflenmiştir. Sağlıklı bir ticaret için, esnaf ve tüccarın kendi alanı ile ilgili bilgileri edinmesi veya yakınında her zaman danışacağı bir uzman bulundurması gerekir. Nitekim Hz. Ömer’in halîfe olunca böyle bir bilgilenme seferberliği başlattığı görülür. Onun bütün yöneticilere yayınladığı ilk ticaret genelgesi şöyledir: “İslâm’a göre, kendi ticaretiyle ilgili hükümleri bilmeyen kimse, bizim çarşı ve pazarlarımızda alış-veriş yapmasın. Çünkü bilmeme yüzünden faize düşebilir.”

“Kâr miktarı için bir sınır var mıdır?”
Âyet ve hadislerde ticaret ve kazançtan genel olarak söz edilmiş ve ekonomik hayatın belirli prensiplere göre, kendi tabii kuralları içinde yürümesi istenmiştir. Piyasanın kendi kuralları içinde ve İslâmî ölçülere göre yapılan ticarî faaliyetlerde oluşacak kâr meşrû sayılmıştır. Ancak toplumu aşırı kârla istismar etmek isteyen hırslı kimselere karşı da gerekli önlemler alınmıştır. Bu tedbirlerle, serbest rekabet esasının korunması ve insanların temel ihtiyaçlarının istismarının önlenmesi amaçlanmıştır. Faizin, karaborsacılığın, yalan ve hilenin yasaklanması, karşılıksız kazanç yollarının kapatılması ve gerektiğinde narha3 başvurulması bunlar arasında sayılabilir. Buna göre İslâm’ın, alış-verişlerde çeşitli mallara, yüzde hesabiyle bir kâr haddi belirlemediği görülür. Genel olarak arz ve talep kanunlarına bağlı, serbest rekabet esasları içinde oluşacak fiyatlar ölçü alınmıştır. Allah elçisinin, piyasa fiyatlarına müdahale etmesi ve kâr sınırlarını belirlemesi için yapılan başvurulara verdiği şu cevap beşeri ekonomi için de anlamlıdır: “Şüphesiz, fiyatı tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızkı veren Allah’tır. Ben, sizden birinizin mal ve can konusundaki bir haksızlıktan dolayı, hakkını benden ister olduğu hâlde Rabb’ime kavuşmak istemem.” (Ebu Davud, Büyû 49; Tirmizî, Büyû 73; İbn Mâce, Ticârât 27) Ancak şunu hemen belirtelim ki, satım akdinde yüzde üzerinden belirli bir kâr sınırının konulmaması, satıcının dilediği fiyata satış yapabileceği anlamına gelmez. Yalan yere yemin, malın ayıbını gizleme, malda bulunmayan niteliklerle malı övme, mâliyeti yüksek gösterme, mal darlığından yararlanma gibi yollarla müşteriyi etkileyerek piyasa fiyatının üzerine çıkmalarda “fâhiş fiyat” söz konusu olur. Burada hakkı olmayan fazlalık satıcıya meşrû olmaz.

“Fâhiş kâr nedir? Kâr miktarı yüzde kaçtır?”
İslâm’da aldatma, “gabn” terimi ile ifade edilir. Fâhiş ve yesir gabn olmak üzere ikiye ayrılır. Çok aldatma ve az aldatma demektir. Az aldatma satım akdine zarar vermez. Çünkü bundan kaçınmak güçtür. Diğer yandan insanlar küçük fiyat farklarına rıza gösterirler. Fakat piyasa fiyatının üstüne çok çıkılırsa müşteri, aldatıldığını düşünür ve fazlalığı satıcıya helâl etmez. Bu yüzden de fahiş fiyat meselesi ortaya çıkar. Fâhiş fiyat miktarları içtihatla belirlenmiştir. Hanefîlere göre bilirkişilerin değerlendirme alanı dışında kalan çok yüksek veya çok düşük fiyatlarda “gabn (aldanma)” söz konusu olur. Belh fakihlerinden Nusayr ibn Yahya (v. 268/881), satım akdine konu olan malların, piyasadaki dolaşım hızını ve insanların bu mala olan ihtiyaçlarını dikkate alarak fâhiş gabni; gayri menkullerde %20, hayvanlarda %10 ve diğer menkul mallarda ise %5 olarak sınırlamış ve piyasa fiyatının üstünde veya altında bu oranlar aşılarak yapılacak satışların fâhiş gabn derecesinde olacağını belirtmiştir. Bu orana ulaşmayan fazlalıklar da yesir gabn kapsamına girer. Mecelle, 165. maddesinde bu ölçüleri kanun maddesi hâline getirmiştir. Ancak fâhiş gabnin, satım akdinin fesih sebebi olabilmesi için, aldatma ile birlikte bulunması gerekir. Aksi hâlde yalan ve hile olmayınca bir kimsenin müşteriye vereceği doğru bilgilerle malını dilediği fiyata satmasına da İslâmî bir engel yoktur. Malikilere göre, malın değerinin üçte birinden daha fazlasıyla piyasa fiyatının üstüne çıkmak veya aşağı düşürmek fâhiş fiyattır. Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın uygulaması da bu şekilde olmuştur.

Kanaatimizce, İslâm’ın aşırı sayılan kârın miktarı konusunda kesin bir sınır getirmeyişi, nispetlerin tespitini ülke ve beldelerin örflerine bırakmak içindir. Mezheplerin bu konuda farklı ölçüler getirmesi de bunu göstermektedir. Diğer yandan peşin satışlarla, vadeli satışları kendi içinde değerlendirmek gerekir. Çünkü veresiye bir satışta kâr oranının yüksek tutulduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak yalan ve aldatma karıştırarak piyasa fiyatının üzerinde satış yapan kimse için, bu fazlalık temiz kazanç olmaz. Hak sahiplerinin helâlleşmesi gerekir. Bu mümkün olmazsa bu gibi eksiklikler için yoksullara bağış yapmalıdır. Hadiste şöyle buyurulur: “Ey tüccar topluluğu! Alış-verişe boş söz ve yalan yere yemin çokça karışır. Bu eksiklikleri sadakalarınızla telâfi ediniz.” (Ebu Davud, Büyû 1; Tirmizi, Büyû 4; Nesai, Eyman 7)

“Karaborsacılık nedir?”
İnsanların ihtiyacı olan bir malı, sırf pahalanmasını bekleyerek depolamak ve satışa sunmamaktır. İslâm’da ticaret hayatının serbest bırakılarak fiyatların serbest rekabet sonucu oluşması asıldır. Bazı mallar karaborsa için saklanınca piyasada mal darlığı olur ve talep fazlalığı sebebiyle fiyatlar sun'î olarak yükselmeye başlar. Karaborsacının gayesi de budur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Karaborsacı ne kötü kuldur! Fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyarsa sevinir.” (Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih, 6/549) “Bir gıda maddesini 40 gece depolayıp (ihtiyaç varken) saklayan Allah’tan uzaklaşmış, Allah da onu kendisinden uzaklaştırmıştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33) Karaborsacılığın oluşması için şu şartlar gereklidir: 1) Depolanan malın satın alınmış bir mal olması, 2) Gıda maddesi olması, 3) İnsanların depolanan malı almada sıkıntı ve ihtiyaç içinde olması. Ebu Yusuf’a göre, gıda maddeleri dışında, piyasaya sürülmemesi topluma zarar veren her çeşit malda da ihtikâr söz konusu olur. Malı saklama süresi normalde kırk gündür, ancak toplumun sıkıntıya düşme durumuna göre bu süre kısalabilir. Nitekim günümüzde akaryakıt ve tüpgaz gibi ihtiyaç maddeleri iki üç gün gibi kısa bir süre piyasadan çekilse toplum büyük sıkıntıya düşer, aksi durumunda, özellikle zarûrî maddelerin fiyatlarına narh uygulamasına da bir engel yoktur.

“Kabzdan önce satış yasağı nedir? Ticaret hayatında ne gibi etkileri olur?”
Satın alınan bir malın fiilen teslim alınmasına “kabz” denir. Malın teslim alınmazdan önce, müşteri tarafından üçüncü bir kişiye satılması, ilk satıcı ve alıcı arasında teslimle ilgili olarak çıkabilecek bir anlaşmazlık, ikinci satışı da etkileyecektir. Malın ilk satıcıdan teslim alınamaması; onun sözünde durmaması, malın telef olması veya defolu çıkması gibi sebeplerden kaynaklanabilir. Böyle bir durumda, bir önceki problem çözülmedikçe, ikinci satıcı taahhüdünü yerine getiremeyecektir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bir gıda maddesini satın alırsa onu kabzetmedikçe başkasına satmasın.” (Buharî, Büyû 54, 55; Müslim, Büyû 29-32; Ebu Davud, Büyû 65) Bu hadiste zikredilen yiyecek maddesi örnek kabilinden olup hadis bütün menkul eşyanın alım satımını kapsamına alır. Kabzdan önce başkasına satış geçerli olursa bu durum, mal hiç yer değiştirmeden, hatta henüz mal üretilmeden fiyatının yükselmesine sebep olur. Bir takım aracılar, malı hiç görmeden kağıt üzerinde kazanç elde etmiş olurlar. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf’a göre, gayri menkul üzerinde kabzdan önce tasarrufta bulunmak caizdir. Dayandıkları delil, “istihsan” prensibidir. Çünkü gayri menkulün kabzdan önce telef olması veya değişikliğe uğraması çok seyrek görülen bir durumdur. Seyrek olan bir şeye ise itibar edilmez. İmam Muhammed, Züfer ve Şâfiî’ye göre gayri menkulün de menkuller gibi, kabzdan önce satışı caiz değildir.

İslâm’da borçlu ve alacaklının sahip olduğu hak ve görevler nedir?
Her konuda olduğu gibi ticaret hayatında da verilen sözlerin tutulması önemlidir. Kişinin özünün ve sözünün bir olması, sözünün senet sayılması, ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün özdeyişleri, toplumun vicdanında yer etmiştir. Büyük ölçüde kul haklarının söz konusu olduğu ticaret hayatında sözünde durmak, ticarî taahhütleri gününde yerine getirmek önemlidir. Aksi halde kul hakları ihlalleri ortaya çıkar ve helalleşme olmadıkça konu ahiretteki hesaplaşmaya kalır. Kur’ân-ı Kerîm’de, karşılıklı borçlanmalarda bunun yazıyla tespiti yanında, verilen sözlere ve yapılan antlaşmalara uyulması istenmiştir. Âyetlerde şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşme hükümlerini yerine getirin.” (Mâide Sûresi, 5/1) “Verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ Sûresi, 17/34) Hz. Peygamber’in aşağıdaki hadisi de yukarıdaki âyetleri tefsir eder. “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helal, helalı haram kılan şart bunun dışındadır.” (Buharî, İcâre 14; Tirmizî, Ahkam 17) Diğer yandan ödeme güçlüğü içinde olan borçluya gerekli kolaylığın gösterilmesi gerekir. Âyette şöyle buyurulur: “Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyince kadar süre vermek vardır. Bilirseniz, borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara Sûresi, 2/280) Ancak ödeme gücü olduğu hâlde, borcunu vadesinde ödemeyen kimse alacaklıya zulüm yapmış olur. Hadiste şöyle buyurulur: “Borcunu ödeme imkânı olan bir kimsenin borcunu ertelemesi bir zulümdür.” (Buharî, Havale 1,2; Müslim, Musâkât 33; Ebu Davud, Büyû 10; Tirmizî, Büyû 68) Alacaklı böyle varlıklı kimseden alacağını mahkeme yoluyla zorla alabilir. Bir kimse gerek ihtiyaç yüzünden gerekse yatırımlarını büyütmek, daha fazla mal alarak cirosunu arttırmak gibi maksatlarla da borçlanabilir. Ödeme gücünü aşmayacak şekildeki borçlanmalarda bir sakınca bulunmaz. Nitekim Hz. Peygamber de zaman zaman ihtiyaç yüzünden borçlanmıştır. Meselâ, bir Yahudî’den veresiye yiyecek satın almış ve zırhını rehin olarak bırakmıştır. (Buharî, Cihad 89)

Ödemek niyetiyle borçlanan kimseye Cenab-ı Hak yardımcı olur. Ebû Hüreyre’(r.a)’ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Kim ödemek niyetiyle borçlanırsa Allah onu bu borcu ödemeye muvaffak kılar. Kim de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa Allah onu telef ettirir, ödemeye muvaffak olamaz.” (Buharî, İstikraz 2) Borçlanmada niyetin önemi Ebû Ümâme (r.a)’ın naklettiği şu hadiste daha açıktır: “Bir kimse ödemek niyetiyle borçlanır, fakat borcunu ödeyemeden ölürse Allah onun borcundan vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklısını razı eder. Buna karşılık ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse, borcunu ödemeden ölürse Yüce Allah ondan alacaklıların hakkını alır.” (Kamil Miras, Tecrid-i Sarih, 7/273) Ancak bu dua ve sakındırmalar, İslâm’da borçlanmanın caiz olmadığı anlamına gelmez.
orçlanmayla alakalı İslâm’ın tavsiyesi ölçünün kaçırılmaması ve ödeme gücünü aşacak borç yükü altına girilmemesidir.

Cenab-ı Hak’tan haramdan arınmış, bereketli helal rızık nasip etmesini dileriz.

* Uludağ Üniv. Ilâhîyat Fak. Öğrt. Üyesi
hdonduren@yeniumit.com.tr

Dipnotlar
1. Alış-verişte aldatmak, eksik vermek, saklamak, gizlemek, farkına varmamak gibi anlamlara gelen gabn, Hanefilere göre ikiye ayrılır ve her ikisinin de kendine göre hükümleri vardır. Fâhiş gabn; herhangi bir malı o malın fiyatı hakkında bilirkişilerin belirleyeceği fiyattan oldukça fazla bir fiyatla satmak veya bu ölçüde düşük bir fiyatla satın almaktır. Yesir gabn ise bu derece yüksek veya düşük olmayan, insanların aldanma saymakla birlikte müsamaha ile karşıladıkları bir bedelle satış yapmaktır.
2. Garar; ticarette aldanma riski ve bilinmezlik manasına gelir. İslâm meyve, sebze ve ekinlerin çiçeğinde iken veya henüz olgunlaşmadan önce satışını yasaklamıştır. Çünkü böyle bir üründe garar, yani telef olma veya meydana gelmeme riski söz konusudur.
3. Narh, eşya fiyatlarının devlet; belediye veya başka yetkililerce belirlenmesi ve esnaf ve tüccarın bu fiyatların dışına çıkmasının yasaklanmasıdır.
01/09/2009 : 02:11:52
İslâmî gelenekte “halkın genel ahlâkının ve ticarî ahlâkın seviyesinin yükseltilmesi, üretici ve tüketici haklarının korunması, emniyetli alışveriş vasatının hazırlanması gibi hizmet sahalarıyla alâkalı olarak” “ihtisab” tabiri kullanılmaktadır.

Asr-ı Saâdet’te hususî olarak bununla meşgul olan bir daire yoksa da, Medine’de bu vazifeyi bizzat Hz. Muhammed (s.a.s.) yürütüyordu. Taşrada ise vali ve diğer bazı memurlar yürütmekte idi.

Özellikle eski bir tacir olan Hz. Muhammed (s.a.s.), ticarî hayata büyük ehemmiyet veriyordu. Mekkeli Müslümanlar hicret etmeden önce Medine’de sadece Yahudilere ait çarşı ve pazar yerleri mevcuttu. Hicretten sonra Rasûl-i Ekrem Hazretleri (s.a.s.) müstakil bir İslâm çarşı-pazarı kurdurmuş, Müslümanları ticarî hayata teşvik etmiş ve İslâm çarşı pazarının İslâmî geleneğe göre kurulup gelişmesi için de sık sık denetlemelerde bulunmuştur. Müslim’in “Sahih”inde buna dair anlatılan bir hâdise çok enteresandır. Ebu Hüreyre (r.a) nakleder:

Rasûlullâh (s.a.s.) bir yiyecek yığınına uğradı, elini o yığının içine daldırdı, parmaklarına ıslaklık isabet etti. Bunun üzerine: “Ey taat sahibi bu nedir?” buyurdu. Mal sahibi: “Ya Rasûlullâh! Ona yağmur isabet etti!” dedi. Rasûlullâh: “O hâlde insanların görebilmesi için o ıslak kısmı, yiyecek yığınının üstüne neden koymadın? Aldatan kimse benden değildir!” buyurdu.[1]

Hz. Muhammed (s.a.s.) devrinde ticarî hayatın temel prensiplerini kavrayabilmek ve onun ticarî hayata getirdiği değerleri iyice anlayabilmek için kendisinin bu konudaki bazı tavsiyelerini sıralamamız uygun olacaktır:

Bir Müslüman’ın pazarlığı üzerine pazarlık yapmak doğru değildir, alış veriş tahakkuk etmişse bunun üzerine bozucu bir teşebbüs doğru değildir.[2]

Müşteri kızıştırarak piyasayı yükseltmek ve pahalılık meydana getirmekten kaçınmak icab eder.[3]

Müstahsilin malı, henüz pazara- çarşıya intikal etmeden ucuza kapatılmamalıdır.[4]

Ticarî hayat doğruluk esasına göre yürütülmelidir, yalandan kaçınılmalı, söz verilince durulmalı, bir şey emanet edilince emanet yerine getirilmeli, asla hıyanet edilmemelidir.[5]

En hayırlı kazanç, kişinin kendi el emeğiyle kazandığıdır, çalışmak esas olmalı, a*** olmaktan kaçınılmalıdır.[6]

Alışverişte karşılıklı güven esas olmalıdır. Satılan mal ile alâkalı gerçekler gizlenemez, olduğundan farklı gösterilemez. Dürüstlük bereket vesilesi, sahtekârlık ise bereketsizlik vesilesidir.[7]

Zengin tacir, takva sahibi olmalı, Allah’tan gereği gibi korkmalı; dinî, içtimaî, malî mesuliyetlerinin icabını yerine getirmelidir. Zekâtını vermeli, yoksulları görüp gözetmeli, hayır hasenatı eksik etmemelidir.[8]

Borç, keyf için değil bir ihtiyacı gidermek için alınmalıdır. Borcun zamanında ödenmesi esas olmalıdır, darda kalan iyi niyetli borçluya mühlet vermek büyük sevaptır.[9]

Yalan yere yemin ile malın sürümünü arttırmak isteyen, neticede kazancının bereketini giderir.[10]

Rızkın temininde, iş hayatında, ticarî hayatta helâl yoldan ayrılmamak icâbeder.[11]

Yanında işçi çalıştıran kişi, emeğinin hakkı ne ise hemen ödemelidir. Hadiste bu: “alnının teri kurumadan” diye belirtilir.[12]

Aldatan, hilekâr tacirler kıyamet gününde kabirlerinden günahkâr olarak kalkacaklardır. İyiler ve doğrular ise bunun dışındadır.[13]

Dürüst ve güvenilir tacirler kıyamette “Peygamberler, sıddîkler ve şehidlerle” beraber olacaklardır.[14]

Terazide eksik tartmak, ölçüde yanlış ölçmek milletin helâkine sebeptir. Yani ölçü ve tartıda eksiklik, ticarî hayatın tefessühüne ve bu da içtimaî hayatın bozulmasına sebeptir.[15]

Bir malı ucuzken alıp kasıtlı olarak piyasaya sürmemek ve ancak pahalılaşınca ortaya çıkarmak veya halkın ihtiyacı olan maddeleri piyasadan toplamak yasaktır. Bunu yapan kişiler lânetlenmiştir.[16]

Yapılan işi sağlam yapmak ve bir işin başarılmasına kadar dikkatle çalışmak esas olmalıdır. Mesai dolsun, vakit geçsin diye zaman harcanamaz, kişi başkasının işinde çalıştığında bile kendi işi gibi titiz ve itinalı hareket etmelidir.

Şartlar ne olursa olsun çalışmak esas olmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in şu hadisi bu açıdan çok manâlıdır: “Sizden birinizin sırtına bir demet odun yüklenip (bu suretle kazancını sağlaması) birine el açıp dilenmesinden -el açtığı adam versin vermesin- daha hayırlıdır.”[17]

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in iş hayatı, işi yürüten çalışan işçi, malı satan tacir, alan tüketici, meyve ve hububat üreticisi, ticarî hayat, ölçü tartı, ve benzeri konularda daha pek çok hadisleri vardır. Biz bu hadislerden çıkarabildiğimiz bazı tavsiye ve yasakları yukarıda sıralamış bulunuyoruz.

Bunlardan anlaşıldığına göre Hz. Muhammed (s.a.s.) ticarî hayatı, mükemmel bir şekilde tanzim etmiş; alış- verişte, üretim ve tüketimde hem aldatmayı hem de aldanmayı önlemiştir. Yani o, ticarî hayata doğruluğu, dürüstlüğü, karşılıklı emniyet ve helâli hakim kılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.) bunu sadece sözde, bırakmamış, bizzat Müslüman çarşı pazarına zaman zaman uğra**** alışverişte gözetilecek hususları “şöyle ölçün, böyle tartın” diyerek fiilen göstermiştir.

[1] Müslim, iman, 102.

[2] Müslim, Büyu’, 9, 11.

[3] Müslim, Büyu’, 11.

[4] Buhâri, Büyü’, 71;Müslim, Büyu’, 7.

[5] Buhâri, İman, 24; Müslim, İman, 106.

[6] Buhâri, Büyu’, 15.

[7] Buhâri, Büyu’, 19; Müslim, Büyu’, 51.

[8] Müslim, Zühd, 11.

[9] Buhâri, Zekât, 18; Büyu’, 18; Tirmizi, Büyu ‘, 65.

[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235.

[11] İbn Mâce, Ticârât, 2.

[12] İbn Mâce, Ruhun, 4.

[13] Tirmizi, Büyu’, 4.

[14] Tirmizi, Büyu’, 4. İbn Mâce, Ticârât, 1.

[15] Tirmizi, Büyu’, 9; ilgili âyet için bk. Mütaffifin,1-3.

[16] İbn Mâce, Ticârât, 6.

[17] Tâc, III, 333 (Buhâri - Müslim - Tirmizi)
30/08/2009 : 00:56:57
*Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin
* *seviyesini
öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip * *iri bir
nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç * *para
verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan * *sadece
fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. * *Öğrenci elindeki
ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. * *İlk önce bir bakkal dükkanına
girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar . * *Bakkal parlak bir boncuğa
benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; * *sonra: "Buna bir tek lira
veririm. Bizim çocuk oynasın" der. * *İkinci olarak bir manifaturacıya
gider. O da parlak bir taşa benzettiği * *neneye ancak bir beş lira vermeye
razı olur. * *Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir
bakar, "Bu der * *"benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz
süslerden yaparım. Buna * *bir on lira veririm." * *En son olarak bir
kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce * *yerinden fırlar.
"Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden * *buldun?" diye
hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira * *istiyorsun?" Öğrenci
sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." * *Öğrenci, "Hayır
veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya * *başlar: * *"Ne
olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." * *Öğrenci
emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini *
*istediklerini
anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. * *Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan
öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi * *karışık düşünceler içinde
geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki * *nesneye yüzünü buruşturarak 1
lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer * *tarafta da mücevher diye
isimlendirip buna sahip olmak için her * *şeyini vermeye hazır olan ve hatta
yalvaran kişiler.. * *Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir
şaşkınlık içinde başından * *geçen macerasını anlatır. * *Bilge sorar: "Bu
karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" * *Öğrenci: "Çok şaşkınım
efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, * *kafam karmakarışık" diye cevap verir.
* *Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini
* *bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir." * *Her insanın
hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden * *kuyumcular
mutlaka vardır. * *Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...*

.....

... ""Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli
kılan"" ...

26/08/2009 : 13:22:21
Allah yolunda ver. Verirken ince hesaplara girme. Yoksa, Allah ta sana inceden inceye hesapla**** verir. İhtiyaç fazlası malını muhtaçtan esirgeme. Yoksa Allah ta sana rahmetini esirger.
24/08/2009 : 14:30:16
İnsanın sadaka vermek için kazanç elde etmeye çalışması çok faziletlidir. Çünkü kazancın menfaati diğer insanlara da ulaşır.
24/08/2009 : 13:47:33
Allah Resülü: Tacirler (serbest meslek erbabı ve esnaflar), facirlerin (günahkarların) ta kendileridir, buyurdu. Ashap: Ey Allahının Resulü, Allah alış verişi helal kılmadı mı? Diye sordular. Allah ın Resulü şu cevabı verdi: Evet, ama onlar sattıkları mallar hakkında konuşurlarken yalan konuşurlar. Yalan yere yemin ederler de günaha girerler. (Bu yüzden alış verişlerinin bereketi gider. Günahlara girerler). Hadis (Ramuz).
23/08/2009 : 13:35:05
Mesneviyi yazıp bitiren mevlana , yunus ile karşılaşırlar ve sohbet ederken , mevlana sorar mesneviyi okudun mu?
okudum . der , yunus
Nasıl beğendin mi ?
beğendim . Yalnız ,,,,
eee
biraz uzun olmuş . der yunus .
Daha kısa anlatılabilir mi ? bu muhteşem yaratılış ve yaradan .
BEN OLSAM ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM DERDİM .
23/08/2009 : 02:52:08
Sorularla İslâm'da Ticaret Ahlakı
Prof. Dr. Hamdi Döndüren





Ticaretin ruhu, doğruluk, emniyet, yaşanan devri idrak, müşteriye
karşı fevkalâde nazik ve terbiyeli davranmaktır. Bu hususların birinde
kusur eden, ticaretin ruhunu hırpalamış, dolayısıyla da kendi kazanç
yollarını tıkamış olur.


Ticaretin esası alış-verişe, girişimciliğe ve sermaye kullanımına
dayanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Mallarınızı
aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan
ticaret bunun dışındadır." (Nisâ Sûresi, 4/29) "Allah alış-verişi
helâl, faizi haram kılmıştır." (Bakara Sûresi, 2/275) "Ey iman
edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah'ı anmaya
(namaza) koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için
daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın
fazlından rızkınızı arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz."
(Cuma sûresi, 62/9-10)

Allah elçisinin, ticaret yapanlara ilişkin öğütlerinden bazıları da
şöyledir: "Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın
gölgesi altındadır." (İbn Mâce, Ticârât 1) "Bir kimse, gıda
maddelerini toplayıp günün rayiç fiyatı ile satsa sanki onu yoksullara
ve ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtmış gibi ecir alır." (İbn Mâce,
Ruhûn 16) "Ey tüccar topluluğu! Hiç kuşkusuz, alış-verişe boş söz ve
yalan yere yemin çokça karışır. Bu yüzden, bu eksikliği
sadakalarınızla telafi ediniz!" (Ebu Davud, Büyû 1) "Dürüst, sözüne ve
işine güvenilen tüccar, nebîler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir."
(Tirmizî, Büyû 4; İbn Mâce, Ticârât 1)

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ticarette ortaklıklarla
ilgili olarak da çeşitli tavsiyeleri olmuştur. Bu konuda Kur'ân'da
genel etik ölçüler verilmekle yetinilir. "Doğrusu, ortakların çoğu
birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman eden ve iyi işler
yapanlar bunun dışındadır. Bunların sayısı ne kadar da azdır!" (Sâd
Sûresi, 38/24) Başka bir âyette, miras malında ortaklıktan şöyle söz
edilir: "Eğer ana bir erkek veya kız kardeşlerin sayısı birden fazla
ise onlar, (miras malının) üçte birinde ortaktırlar." (Nisâ Sûresi,
4/12) Ebû Hüreyre'nin naklettiği kudsî bir hadiste şöyle buyurulur:
"İki ortak birbirine hıyanet etmediği sürece, üçüncüsü benim. Eğer
onlar birbirine hıyanet ederlerse ben aralarından çekilirim." (Ebu
Davud, Büyû 26) Yine hadislerde şöyle buyurulmuştur: "Allah'ın kudret
eli, ortaklar birbirine hıyânet etmediği sürece, onların üzerindedir."
(Ebu Davud, Büyû 26), "Kârın paylaşılması, ortakların serbestçe
belirlediği şartlara göre olur. Zarara katlanma ise sermaye oranlarına
göredir." (İbn Mâce, Ticârât 63)

Hz. Peygamber (s.a.s)'in ticarî ve iktisadî hayatla ilgili birçok söz,
fiil ve takrirleri vardır. Nitekim Allah'ın Elçisine en üstün kazancın
hangisi olduğu sorulunca şöyle cevap vermiştir: "Kişinin elinin emeği
ve mebrûr alış-veriştir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/466) Bu da,
yalan yere yemin ve aldatma karışmayan alış-verişi ifade eder.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat kendisi de
alış-veriş yapmış, borçlanmış, rehin vermiş, ortaklık yapmıştır. O,
insanlar çeşitli ticaret muameleleri yaparlarken peygamber olmuş ve
onları ticaretten men etmemiş, aksine rızkın onda dokuzunun ticarette
olduğunu bildirmiştir. (Münâvî, Feyzü'l-kadir, 3/220) Ancak ticaret
hayatında haksız kazanca yol açabilen faiz, karaborsacılık, yalan,
hile, gabin1 ve garar2 gibi şeyler yasaklanmış, hak sahibinin hakkını
alabildiği ve haksızlık yapmak isteyenin dışlandığı bir ekonomik
sistem hedeflenmiştir. Sağlıklı bir ticaret için, esnaf ve tüccarın
kendi alanı ile ilgili bilgileri edinmesi veya yakınında her zaman
danışacağı bir uzman bulundurması gerekir. Nitekim Hz. Ömer'in halîfe
olunca böyle bir bilgilenme seferberliği başlattığı görülür. Onun
bütün yöneticilere yayınladığı ilk ticaret genelgesi şöyledir:
"İslâm'a göre, kendi ticaretiyle ilgili hükümleri bilmeyen kimse,
bizim çarşı ve pazarlarımızda alış-veriş yapmasın. Çünkü bilmeme
yüzünden faize düşebilir."

"Kâr miktarı için bir sınır var mıdır?"
Âyet ve hadislerde ticaret ve kazançtan genel olarak söz edilmiş ve
ekonomik hayatın belirli prensiplere göre, kendi tabii kuralları
içinde yürümesi istenmiştir. Piyasanın kendi kuralları içinde ve
İslâmî ölçülere göre yapılan ticarî faaliyetlerde oluşacak kâr meşrû
sayılmıştır. Ancak toplumu aşırı kârla istismar etmek isteyen hırslı
kimselere karşı da gerekli önlemler alınmıştır. Bu tedbirlerle,
serbest rekabet esasının korunması ve insanların temel ihtiyaçlarının
istismarının önlenmesi amaçlanmıştır. Faizin, karaborsacılığın, yalan
ve hilenin yasaklanması, karşılıksız kazanç yollarının kapatılması ve
gerektiğinde narha3 başvurulması bunlar arasında sayılabilir. Buna
göre İslâm'ın, alış-verişlerde çeşitli mallara, yüzde hesabiyle bir
kâr haddi belirlemediği görülür. Genel olarak arz ve talep kanunlarına
bağlı, serbest rekabet esasları içinde oluşacak fiyatlar ölçü
alınmıştır. Allah elçisinin, piyasa fiyatlarına müdahale etmesi ve kâr
sınırlarını belirlemesi için yapılan başvurulara verdiği şu cevap
beşeri ekonomi için de anlamlıdır: "Şüphesiz, fiyatı tayin eden,
darlık ve bolluk veren, rızkı veren Allah'tır. Ben, sizden birinizin
mal ve can konusundaki bir haksızlıktan dolayı, hakkını benden ister
olduğu hâlde Rabb'ime kavuşmak istemem." (Ebu Davud, Büyû 49; Tirmizî,
Büyû 73; İbn Mâce, Ticârât 27) Ancak şunu hemen belirtelim ki, satım
akdinde yüzde üzerinden belirli bir kâr sınırının konulmaması,
satıcının dilediği fiyata satış yapabileceği anl..... gelmez. Yalan
yere yemin, malın ayıbını gizleme, malda bulunmayan niteliklerle malı
övme, mâliyeti yüksek gösterme, mal darlığından yararlanma gibi
yollarla müşteriyi etkileyerek piyasa fiyatının üzerine çıkmalarda
"fâhiş fiyat" söz konusu olur. Burada hakkı olmayan fazlalık satıcıya
meşrû olmaz.

"Fâhiş kâr nedir? Kâr miktarı yüzde kaçtır?"
İslâm'da aldatma, "gabn" terimi ile ifade edilir. Fâhiş ve yesir gabn
olmak üzere ikiye ayrılır. Çok aldatma ve az aldatma demektir. Az
aldatma satım akdine zarar vermez. Çünkü bundan kaçınmak güçtür. Diğer
yandan insanlar küçük fiyat farklarına rıza gösterirler. Fakat piyasa
fiyatının üstüne çok çıkılırsa müşteri, aldatıldığını düşünür ve
fazlalığı satıcıya helâl etmez. Bu yüzden de fahiş fiyat meselesi
ortaya çıkar. Fâhiş fiyat miktarları içtihatla belirlenmiştir.
Hanefîlere göre bilirkişilerin değerlendirme alanı dışında kalan çok
yüksek veya çok düşük fiyatlarda "gabn (aldanma)" söz konusu olur.
Belh fakihlerinden Nusayr ibn Yahya (v. 268/881), satım akdine konu
olan malların, piyasadaki dolaşım hızını ve insanların bu mala olan
ihtiyaçlarını dikkate alarak fâhiş gabni; gayri menkullerde %20,
hayvanlarda %10 ve diğer menkul mallarda ise %5 olarak sınırlamış ve
piyasa fiyatının üstünde veya altında bu oranlar aşılarak yapılacak
satışların fâhiş gabn derecesinde olacağını belirtmiştir. Bu orana
ulaşmayan fazlalıklar da yesir gabn kaps..... girer. Mecelle, 165.
maddesinde bu ölçüleri kanun maddesi hâline getirmiştir. Ancak fâhiş
gabnin, satım akdinin fesih sebebi olabilmesi için, aldatma ile
birlikte bulunması gerekir. Aksi hâlde yalan ve hile olmayınca bir
kimsenin müşteriye vereceği doğru bilgilerle malını dilediği fiyata
satmasına da İslâmî bir engel yoktur. Malikilere göre, malın değerinin
üçte birinden daha fazlasıyla piyasa fiyatının üstüne çıkmak veya
aşağı düşürmek fâhiş fiyattır. Hz. Ebu Bekir (r.a)'ın uygulaması da bu
şekilde olmuştur.

Kanaatimizce, İslâm'ın aşırı sayılan kârın miktarı konusunda kesin bir
sınır getirmeyişi, nispetlerin tespitini ülke ve beldelerin örflerine
bırakmak içindir. Mezheplerin bu konuda farklı ölçüler getirmesi de
bunu göstermektedir. Diğer yandan peşin satışlarla, vadeli satışları
kendi içinde değerlendirmek gerekir. Çünkü veresiye bir satışta kâr
oranının yüksek tutulduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak yalan ve aldatma karıştırarak piyasa fiyatının üzerinde
satış yapan kimse için, bu fazlalık temiz kazanç olmaz. Hak
sahiplerinin helâlleşmesi gerekir. Bu mümkün olmazsa bu gibi
eksiklikler için yoksullara bağış yapmalıdır. Hadiste şöyle buyurulur:
"Ey tüccar topluluğu! Alış-verişe boş söz ve yalan yere yemin çokça
karışır. Bu eksiklikleri sadakalarınızla telâfi ediniz." (Ebu Davud,
Büyû 1; Tirmizi, Büyû 4; Nesai, Eyman 7)

"Karaborsacılık nedir?"
İnsanların ihtiyacı olan bir malı, sırf pahalanmasını bekleyerek
depolamak ve satışa sunmamaktır. İslâm'da ticaret hayatının serbest
bırakılarak fiyatların serbest rekabet sonucu oluşması asıldır. Bazı
mallar karaborsa için saklanınca piyasada mal darlığı olur ve talep
fazlalığı sebebiyle fiyatlar sun'î olarak yükselmeye başlar.
Karaborsacının gayesi de budur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem) şöyle buyurmuştur: "Karaborsacı ne kötü kuldur! Fiyatların
düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyarsa sevinir." (Kâmil
Miras, Tecrid-i Sarih, 6/549) "Bir gıda maddesini 40 gece depolayıp
(ihtiyaç varken) saklayan Allah'tan uzaklaşmış, Allah da onu
kendisinden uzaklaştırmıştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33)
Karaborsacılığın oluşması için şu şartlar gereklidir: 1) Depolanan
malın satın alınmış bir mal olması, 2) Gıda maddesi olması, 3)
İnsanların depolanan malı almada sıkıntı ve ihtiyaç içinde olması. Ebu
Yusuf'a göre, gıda maddeleri dışında, piyasaya sürülmemesi topluma
zarar veren her çeşit malda da ihtikâr söz konusu olur. Malı saklama
süresi normalde kırk gündür, ancak toplumun sıkıntıya düşme durumuna
göre bu süre kısalabilir. Nitekim günümüzde akaryakıt ve tüpgaz gibi
ihtiyaç maddeleri iki üç gün gibi kısa bir süre piyasadan çekilse
toplum büyük sıkıntıya düşer, aksi durumunda, özellikle zarûrî
maddelerin fiyatlarına narh uygulamasına da bir engel yoktur.

"Kabzdan önce satış yasağı nedir? Ticaret hayatında ne gibi etkileri olur?"
Satın alınan bir malın fiilen teslim alınmasına "kabz" denir. Malın
teslim alınmazdan önce, müşteri tarafından üçüncü bir kişiye
satılması, ilk satıcı ve alıcı arasında teslimle ilgili olarak
çıkabilecek bir anlaşmazlık, ikinci satışı da etkileyecektir. Malın
ilk satıcıdan teslim alınamaması; onun sözünde durmaması, malın telef
olması veya defolu çıkması gibi sebeplerden kaynaklanabilir. Böyle bir
durumda, bir önceki problem çözülmedikçe, ikinci satıcı taahhüdünü
yerine getiremeyecektir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
şöyle buyurmuştur: "Kim bir gıda maddesini satın alırsa onu
kabzetmedikçe başkasına satmasın." (Buharî, Büyû 54, 55; Müslim, Büyû
29-32; Ebu Davud, Büyû 65) Bu hadiste zikredilen yiyecek maddesi örnek
kabilinden olup hadis bütün menkul eşyanın alım satımını kaps.....
alır. Kabzdan önce başkasına satış geçerli olursa bu durum, mal hiç
yer değiştirmeden, hatta henüz mal üretilmeden fiyatının yükselmesine
sebep olur. Bir takım aracılar, malı hiç görmeden kağıt üzerinde
kazanç elde etmiş olurlar. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, gayri
menkul üzerinde kabzdan önce tasarrufta bulunmak caizdir. Dayandıkları
delil, "istihsan" prensibidir. Çünkü gayri menkulün kabzdan önce telef
olması veya değişikliğe uğraması çok seyrek görülen bir durumdur.
Seyrek olan bir şeye ise itibar edilmez. İmam Muhammed, Züfer ve
Şâfiî'ye göre gayri menkulün de menkuller gibi, kabzdan önce satışı
caiz değildir.

İslâm'da borçlu ve alacaklının sahip olduğu hak ve görevler nedir?
Her konuda olduğu gibi ticaret hayatında da verilen sözlerin tutulması
önemlidir. Kişinin özünün ve sözünün bir olması, sözünün senet
sayılması, ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün özdeyişleri,
toplumun vicdanında yer etmiştir. Büyük ölçüde kul haklarının söz
konusu olduğu ticaret hayatında sözünde durmak, ticarî taahhütleri
gününde yerine getirmek önemlidir. Aksi halde kul hakları ihlalleri
ortaya çıkar ve helalleşme olmadıkça konu ahiretteki hesaplaşmaya
kalır. Kur'ân-ı Kerîm'de, karşılıklı borçlanmalarda bunun yazıyla
tespiti yanında, verilen sözlere ve yapılan antlaşmalara uyulması
istenmiştir. Âyetlerde şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Yaptığınız
sözleşme hükümlerini yerine getirin." (Mâide Sûresi, 5/1) "Verdiğiniz
sözü yerine getirin, çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir." (İsrâ
Sûresi, 17/34) Hz. Peygamber'in aşağıdaki hadisi de yukarıdaki
âyetleri tefsir eder. "Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri
şartlara uyarlar. Ancak haramı helal, helalı haram kılan şart bunun
dışındadır." (Buharî, İcâre 14; Tirmizî, Ahkam 17) Diğer yandan ödeme
güçlüğü içinde olan borçluya gerekli kolaylığın gösterilmesi gerekir.
Âyette şöyle buyurulur: "Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli
genişleyince kadar süre vermek vardır. Bilirseniz, borcu bağışlamanız
sizin için daha hayırlıdır." (Bakara Sûresi, 2/280) Ancak ödeme gücü
olduğu hâlde, borcunu vadesinde ödemeyen kimse alacaklıya zulüm yapmış
olur. Hadiste şöyle buyurulur: "Borcunu ödeme imkânı olan bir kimsenin
borcunu ertelemesi bir zulümdür." (Buharî, Havale 1,2; Müslim, Musâkât
33; Ebu Davud, Büyû 10; Tirmizî, Büyû 68) Alacaklı böyle varlıklı
kimseden alacağını mahkeme yoluyla zorla alabilir. Bir kimse gerek
ihtiyaç yüzünden gerekse yatırımlarını büyütmek, daha fazla mal alarak
cirosunu arttırmak gibi maksatlarla da borçlanabilir. Ödeme gücünü
aşmayacak şekildeki borçlanmalarda bir sakınca bulunmaz. Nitekim Hz.
Peygamber de zaman zaman ihtiyaç yüzünden borçlanmıştır. Meselâ, bir
Yahudî'den veresiye yiyecek satın almış ve zırhını rehin olarak
bırakmıştır. (Buharî, Cihad 89)

Ödemek niyetiyle borçlanan kimseye Cenab-ı Hak yardımcı olur. Ebû
Hüreyre'(r.a)'ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: "Kim ödemek
niyetiyle borçlanırsa Allah onu bu borcu ödemeye muvaffak kılar. Kim
de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa Allah onu telef
ettirir, ödemeye muvaffak olamaz." (Buharî, İstikraz 2) Borçlanmada
niyetin önemi Ebû Ümâme (r.a)'ın naklettiği şu hadiste daha açıktır:
"Bir kimse ödemek niyetiyle borçlanır, fakat borcunu ödeyemeden ölürse
Allah onun borcundan vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklısını
razı eder. Buna karşılık ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse,
borcunu ödemeden ölürse Yüce Allah ondan alacaklıların hakkını alır."
(Kamil Miras, Tecrid-i Sarih, 7/273) Ancak bu dua ve sakındırmalar,
İslâm'da borçlanmanın caiz olmadığı anl..... gelmez.
orçlanmayla alakalı İslâm'ın tavsiyesi ölçünün kaçırılmaması ve ödeme
gücünü aşacak borç yükü altına girilmemesidir.

Cenab-ı Hak'tan haramdan arınmış, bereketli helal rızık nasip etmesini dileriz.

* Uludağ Üniv. Ilâhîyat Fak. Öğrt. Üyesi
hdonduren.yeniumit.com.tr

Dipnotlar
1. Alış-verişte aldatmak, eksik vermek, saklamak, gizlemek, farkına
varmamak gibi anlamlara gelen gabn, Hanefilere göre ikiye ayrılır ve
her ikisinin de kendine göre hükümleri vardır. Fâhiş gabn; herhangi
bir malı o malın fiyatı hakkında bilirkişilerin belirleyeceği fiyattan
oldukça fazla bir fiyatla satmak veya bu ölçüde düşük bir fiyatla
satın almaktır. Yesir gabn ise bu derece yüksek veya düşük olmayan,
insanların aldanma saymakla birlikte müsamaha ile karşıladıkları bir
bedelle satış yapmaktır.
2. Garar; ticarette aldanma riski ve bilinmezlik manasına gelir. İslâm
meyve, sebze ve ekinlerin çiçeğinde iken veya henüz olgunlaşmadan önce
satışını yasaklamıştır. Çünkü böyle bir üründe garar, yani telef olma
veya meydana gelmeme riski söz konusudur.
3. Narh, eşya fiyatlarının devlet; belediye veya başka yetkililerce
belirlenmesi ve esnaf ve tüccarın bu fiyatların dışına çıkmasının
yasaklanmasıdır.
23/08/2009 : 02:30:09
40 Hadis
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Her konudan bir hadis alınarak veya belli bir konuda meydana getirilmiş eserlerdir. Buna temel olan hadis ise şudur: "Kim kırk hadis ezberlerse, Allah onu fakihler ve alimler topluluğuyla diriltir" (Keşfulhafa, 2:246). 40 rakamının literatürde özel bir yeri vardır: İslam peygamberi Muhammed Aleyhisselam 40 yaşında resul olmuş, Musa peygamber 40 gün dağda beklemiş, 40 yıl çölde kalmış, ilk müslümanlar 40'a ulaşınca açıktan ibadete başlamış, halvette 40 gün beklenmiş,zekat 40 üzerinden verilmiş, evliyaya 40lar denilmiştir.

Hadis-i erbain (kırk) de denilir. En bilinenleri Abdullah b. Mübarek, Nevevi, Kuşeyri, Taftazani, Süyuti, Aliyyülkari'nin eserleridir. 40 hadis kitaplarında en fazla yer alan hadisler (sadeleştirilmiştir):

1-Hikmetin başı Allah korkusudur.

2-İbadetin efdali devamlı olandır.

3-Güzel söz sadakadır.

4-Namaz dinin direğidir.

5-Oruç tut sıhhat bul.

6-Din, nasihattir.

7-İslam, güzel ahlaktır.

8-Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.

9-Kolaylaştırınız güçleçtirmeyiniz.

10-Utanmadıktan sonra dilediğini yap.

11-Hayra vesile olan yapan gibidir.

12-Mümin iki defa aldatılmaz.

13-Kötülüklere güç yetirme elle, dille, buğz iledir.

14-İki göze ateş değmez: Ağlayan göz, nöbetçi göz.

15-Zarar ve zarara zarar yoktur.

16-Kendi için istediğini kardeşin için de istemedikçe iman etmiş olmazsın.

17-Müslüman müslümanın kardeşidir.

18-Müslüman, insanlara elinden ve dilinden emin olandır.

19-Müslüman müslümana üç günden fazla darılmaz.

20-Mümin kardeşinle münakaşa etme, şaka yapma, veremeyeceğin söz verme.

21-Tebessüm sadakadır.

22-Allah dışınıza değil kalbinize bakar.

23-Allah'ın rıza ve öfkesi ana babadadır.

24-Mazlumun, misafirin, babanın duası kabul edilir.

25-Küçüğe merhamet, büyüğe saygı göstermeyen bizden değildir.

26-7 şey helak eder: Şirk, sihir, katl, faiz, yetim malı, savaştan kaçış, mümin kadına iftira.

27-Komşuna eziyet etme.

28-Herkes hata eder, tövbe eden en hayırlıdır.

29-Bizi aldatan bizden değildir.

30-Söz taşıyanlar cennete giremez.

31-İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz.

32-Dua müminin silahıdır.

33-Önce selam, sonra kelam.

34-İçki kötülüklerin anasıdır.

35-Gözlerin zinası bakmaktır.

36-Kişi, arkadaşının dini üzeredir.

37-Mazlumun duasından sakının.

38-Sadaka cehennemden kurtarır.

39-Rüşvet alan ve veren cehennemdedir.

40-Özürsüz 3 cuma terk etmeyiniz.


Peygamber, "Benden Kur’an haricinde hiç bir şey yazmayınız. Kur'an'dan başka benden bir şey yazmış olan varsa onu derhal imha etsin. Benden bir hadis rivayet ediniz; bunun bir mahzuru yoktur; benim söylemediğim bir şeyi kim bile bile bana isnad ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın."[3] dediği rivayet edilmektedir.

Ne zaman ki, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin çoğunluğu nazil oldu; birçok hafızlar tarafından ezberlendi ve artık başka bir şeyle karışması hususundaki endişe ortadan kalktı; işte o zaman İslam Peygamberi Muhammed'in, hadislerin yazılabileceğini ifade ederek, "İlmi (hadisi) yazı ile tespit ediniz."[4] dediği de rivayet olunmaktadır.
22/08/2009 : 13:51:48
YAZILARI HER ZAMANKİ GİBİ HOŞ VE GÜZELDİ METİN ABİ

KEYF ALMAMAK ELDE DEGİL, RAMAZAN AYIMIZ TÜM MÜSLÜMAN ALEMİNE MÜBAREK OLSUN .
SAYGILAR...
22/08/2009 : 12:17:04
Amin cümlemizin ..
22/08/2009 : 10:45:18
metin kardeşim allah razı olsun verdiğin konularla alakalı senin ve tüm müslümanların ramazanı mübarek olsun Allah tüm müslümanları iyilerle karşılaştırsın inşallah
22/08/2009 : 03:54:50
ARKADAŞLAR KİM KENDİ BABASININ VASİYETİ Nİ OKUMAZ YADA OKURDA YERİNE GETİRMEZ Kİ.....İŞTE BİZE BIRAKILAN MİRAS,İŞTE BİR NEVİ PEYGAMBERİMİZİN VASİYETİ

VEDÂ HUTBESİ

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:



"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür."



"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.

Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

- Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

- Zina etmeyeceksiniz.

- Hırsızlık yapmayacaksınız.

İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "

Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:

"Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "

Ayrıca web sitemizde bulunan "Peygamberimizin Hayatı" adlı eserin "X-Hicretin Onuncu Yılı" bölümünde yer alan "Veda Haccı" konusuna da bakabilirsiniz.



DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI.........
22/08/2009 : 03:41:32
Bende ilk olarak şu hadislerden gireyim konuya ,peygamber efendimiz birbirimizi sevmediğimiz sürece iman edemeyeceğimizi, iman edemedende cennete gidemiyeceğimizi belirtmişken,iyi müslümanın 3 özelliğinden bahsederken ,yalan söylememek,verdiği sözü tutmak ,emanete hıyanet etmemek(bu güven,sır,para,mal,kadın,çocuk,mekan,vb gibi)olduğunu söylüyor....İslamın en çok üzerinde durduğu şeylerden biri de kul hakkı ve kamu hakkıdır...Bu ikisinden ALLAHIN huzurunda mahçup olmayalım inşallah..Vakıfın bir çivisinde 70 milyonun hakkını bir düşünün.... Birde kriz bahanesi ile dönen senetleri ,çekleri,ödenmeyen borçları ,sonra giderek artan suçları,mahkemelerde davalı olanları,sürekli birbirinin hayatını çirkinleştirip ,zorlaştıran insanları,ve giderek çekilmez olan iş ve normal hayatımızı...Şimdi bir daha düşünelim hayatımıza, işimize kattığımız yada katabilmeye çalıştıklarımız güzel mana teşkil eden NELER VAR ELİMİZDE...Evet her kul hata işler ama önemli olan bunu yanlış olduğunun farkına varılması ve cumaları,kandil gecelerini,bayramları,Ramazan gibi mubarek ve özel günlerinde verdiği feyz ile hatalardan dönmekte bir erdem dir..Evet 11 aydan daha hayırlı olan bu ayda tekrar yaşamımızı, çabalarımızı ,iş hayatımızı, ihmal ettiklerimizi ve unuttuğumuz değerlerimizi gözden geçirmeyi nasib etsin, cenabı ALLAH hepimize,SAYGILARIMLA.....
22/08/2009 : 02:17:36
Ayrıca değerli arkadaşlarım ,ben daha A derken maşallah hemen çok güzel yorumlarınızı bizden esirgememişsiniz,cenabı ALLAH her güzel işimizde bizi böyle birlik, dirlik,içinde yapsın inşallah...