bakalım bu makale sizlerin hoşuna gidicek mi?
Bilim, Tevrat'ın indirilişinden 19. yüzyıla kadar insanlığın felaketi olarak yorumlanıyordu. Peki bunun nedeni neydi? İnsanlar bilimi kötüleyecek ne bulabiliyorlardı? Çoğu zaman hayat kurtaran, bazılarının hayal edemeyeceği bir çok şeyi yaratan bilimin suçu neydi?
Evet günümüzde bu tür düşünceler çok kafa karıştırabilir ve anlamsız görülebilir fakat orta çağda yaşayan bir bilim adamı ölüm cezası ile yargılanabilir veya halk tarafından taşlanarak öldürülebilirdi. Acaba bu cehalet miydi, yoksa bilimi tanrıya karşı açılmış bir savaş olarak mı görüyorlardı? Yerine göre iki seçenekte olabilir, fakat kiliseler veya başka bir din kurumu insanlara ikinci seçeneği büyük bir zevkle aşılıyorlardı. O karanlık çağlarda anlama kıtlığı dar olan ve tamamen köreltilmiş beyinlerine hakim olamayan halkta bu inançları benimseyerek bilimi yalanlıyorlardı.
Bunun nedeni özellikle tıbbın çok gelişmeye başlamasıydı. Din kurumları hastalığın tanrı tarafından verilen bir lütuf olduğunu düşünüyorlar ve tıbbın bu tür şeylere karışmasını da sakıncalı görüyorlardı. İşte bu yüzden doktorlar veya bilim adamları din kurumlarına alınmıyor hatta bilime olan desteklerini sürdürebilmek için gizli bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.
İşte bilim bu tür zorlu engelleri aştı ve 19. yüzyılın sonlarına doğru yüceliğini insanlara benimsetti. Bazı Yahudiler hala Dünyanın sınırlarının aşılmaması gerektiğini düşünüyor ve Amerika ile Rusya'ya lanetler yağdırıyorlar. Ama onları küçümsemek veya yargılamak bizlere düşmez çünkü onlarda kendilerine göre haklılar ve bu fikri benimsemişler yani onlara yeni bir fikri aşılamak çok zor olacaktır. Zira onlar istese de istemese de bilim aldı başını gidiyor, aslında bu gidiş beni bile ürkütüyor. Bu kavram nasıl insanlara yarar sağlıyorsa, o kadarda felaket getirecek kadar büyüyebilir. Çünkü günümüzde insanlığın yararına kullanılmayan bir çok dalı var ve bilimin bu dalları gerçekten tanrıya karşı açılmış bir savaş...
Bilmem ne kadar doğru ama insanlar artık tek yaratıcının tanrı olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Yoktan var ediyorlar yada insanlığın sonunu getirebilecek onca silah üretiyorlar. Birde yapay zeka var tabi, bu kavram iyice karışık. Bir sonraki yani 22. yüzyılda etrafta dolaşan binlerce robot görülmesi çok normal ve bu makinelerin gücünün olağan üstü olacağı da su ***ürmez bir gerçek. Umarım bu tanrıyı öfkelendirmez ve bizim için harika bir son hazırlamasını sağlamaz çünkü insanlık artık tanrıyı hiçe sayıyor ve onun verdiği nimetlerle yetinmemekte diretiyor. Her neyse artık doğru yazdım, yanlış yazdım orasını bilmem ama bir çok insan bu yazdıklarımdan bir ders çıkarabilir ve beni anlayabilir. Ama şunu da bilin ki kesinlikle bilime karşı değilim, aksine elimde olsa gelişmesine destek bile veririm fakat artık bilim sınırı aşmaya başladı ve çoğu zaman yaratıcı olmak yerine yok edici olabiliyor, bunu da göz ardı etmemek gerekir.
Bilim, Tevrat'ın indirilişinden 19. yüzyıla kadar insanlığın felaketi olarak yorumlanıyordu. Peki bunun nedeni neydi? İnsanlar bilimi kötüleyecek ne bulabiliyorlardı? Çoğu zaman hayat kurtaran, bazılarının hayal edemeyeceği bir çok şeyi yaratan bilimin suçu neydi?
Evet günümüzde bu tür düşünceler çok kafa karıştırabilir ve anlamsız görülebilir fakat orta çağda yaşayan bir bilim adamı ölüm cezası ile yargılanabilir veya halk tarafından taşlanarak öldürülebilirdi. Acaba bu cehalet miydi, yoksa bilimi tanrıya karşı açılmış bir savaş olarak mı görüyorlardı? Yerine göre iki seçenekte olabilir, fakat kiliseler veya başka bir din kurumu insanlara ikinci seçeneği büyük bir zevkle aşılıyorlardı. O karanlık çağlarda anlama kıtlığı dar olan ve tamamen köreltilmiş beyinlerine hakim olamayan halkta bu inançları benimseyerek bilimi yalanlıyorlardı.
Bunun nedeni özellikle tıbbın çok gelişmeye başlamasıydı. Din kurumları hastalığın tanrı tarafından verilen bir lütuf olduğunu düşünüyorlar ve tıbbın bu tür şeylere karışmasını da sakıncalı görüyorlardı. İşte bu yüzden doktorlar veya bilim adamları din kurumlarına alınmıyor hatta bilime olan desteklerini sürdürebilmek için gizli bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.
İşte bilim bu tür zorlu engelleri aştı ve 19. yüzyılın sonlarına doğru yüceliğini insanlara benimsetti. Bazı Yahudiler hala Dünyanın sınırlarının aşılmaması gerektiğini düşünüyor ve Amerika ile Rusya'ya lanetler yağdırıyorlar. Ama onları küçümsemek veya yargılamak bizlere düşmez çünkü onlarda kendilerine göre haklılar ve bu fikri benimsemişler yani onlara yeni bir fikri aşılamak çok zor olacaktır. Zira onlar istese de istemese de bilim aldı başını gidiyor, aslında bu gidiş beni bile ürkütüyor. Bu kavram nasıl insanlara yarar sağlıyorsa, o kadarda felaket getirecek kadar büyüyebilir. Çünkü günümüzde insanlığın yararına kullanılmayan bir çok dalı var ve bilimin bu dalları gerçekten tanrıya karşı açılmış bir savaş...
Bilmem ne kadar doğru ama insanlar artık tek yaratıcının tanrı olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Yoktan var ediyorlar yada insanlığın sonunu getirebilecek onca silah üretiyorlar. Birde yapay zeka var tabi, bu kavram iyice karışık. Bir sonraki yani 22. yüzyılda etrafta dolaşan binlerce robot görülmesi çok normal ve bu makinelerin gücünün olağan üstü olacağı da su ***ürmez bir gerçek. Umarım bu tanrıyı öfkelendirmez ve bizim için harika bir son hazırlamasını sağlamaz çünkü insanlık artık tanrıyı hiçe sayıyor ve onun verdiği nimetlerle yetinmemekte diretiyor. Her neyse artık doğru yazdım, yanlış yazdım orasını bilmem ama bir çok insan bu yazdıklarımdan bir ders çıkarabilir ve beni anlayabilir. Ama şunu da bilin ki kesinlikle bilime karşı değilim, aksine elimde olsa gelişmesine destek bile veririm fakat artık bilim sınırı aşmaya başladı ve çoğu zaman yaratıcı olmak yerine yok edici olabiliyor, bunu da göz ardı etmemek gerekir.