ABD Nükleer silah bahanesiyle şimdi de İran’ı hedef göstermeye çalışıyor. Elinde kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal eden ABD, bunun yalan olduğu daha sonra açıkça itiraf edilmesine rağmen aynı yalanı şimdi de İran için söylemekten çekinmiyor. Son olarak ABD Başkanı Bush’un “İran’ın nükleer silahlanmasını önlemek için askeri saldırı dahil her türlü seçeneği değerlendirdiği” yönündeki açıklamaları dikkat çekerken, tartışmalar İsrail’in sahip olduğu nükleer gücü yeniden gündeme getirdi.
Nükleer silah deposu
Nükleer silahlar konusunda Irak, İran, Suriye gibi İslam ülkeleri sürekli suçlama ve baskılara muhatap kalırken, İsrail’in dünyanın en büyük nükleer silah depolarından biri olması sürekli gözardı ediliyor. Öyle ki İsrail nükleer silah gücü açısından dünyanın en büyük 6 ülkesinden biri olarak biliniyor. İsrail, nükleer silah gücüne sahip ülkeler arasında ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’den sonra altıncı sırada yer alıyor. Yine mevcut bilgilere göre İsrail 7 ayrı nükleer reaktöre sahip bulunuyor. 1986 yılında İsrail’in elinde bulndurduğu nükleer başlıklı füze sayısının 200 civarında olduğu ancak bu sayının şimdi 300’ü bulduğu kaydediliyor. İsrail’in ayrıca nötron ve hidrojen bombalarına sahip olduğu iddia ediliyor.
İsrail’in nükleer çalışmalarına ve nükleer silahlanma çalışmalarına ilişkin kaynak ve raporlara göre İsrail’de nükleer çalışmaların geçmişi 1952 yılına kadar gidiyor. İlk olarak 13 Haziran 1952 tarihinde savunma bakanlığına bağlı olarak Atom Enerjisi Kurumu’nu kuran İsrail bu kurumla nükleer araştırmalarını hızlandırdı. Daha sonra Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nin Waisman Enstitüsü’ne bağlı olarak nükleer araştırma merkezleri kuruldu. Ve 1958’de Nakab çölünde ünlü Dimona nükleer reaktörü kuruldu.
Vanunu Skandalı
İsrail’in nükleer güç çalışmalarına ilişkin ilk ilginç gelişme ise 1986 yılında yaşandı. İsrail’de nükleer santralde çalışan Mordechai Vanunu adlı bir yahudi İsrail’in nükleer çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Sunday Times gazetesine Dimona Nükleer Reaktörü ile ilgili bilgi ve belgeler veren Vanunu daha sonra MOSSAD ajanları tarafından İtalya’nın başkenti Roma’da yakalanarak İsrail’e ***ürüldü. 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Vanunu’nun verdiği bilgiler arasında nükleer silah üretiminde kullanılan plütonyum maddesinin elde edildiği santralın içinden çekilmiş fotoğraflar da bulunuyordu.
Uluslararası Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme anlaşmasını tanımayan, ülke içindeki reaktörleri uluslararası Atom Enerji Kurumu’na açma**** adeta meydan okuyan İsrail’in, nükleer güç itibariyle bölge ülkeleri için büyük bir tehdit unsuru olmasına rağmen hiçbir baskıya maruz kalmaması Amerika’nın ve uluslararası kuruluşların çifte standardını ortaya koyuyor. Irak’ı elinde nükleer silah bulunduğu için işgal eden ancak bunun yalan olduğunu daha sonra en yetkili ağızlarıyla itiraf eden Amerika’nın, İran’ı da aynı yalanla hedef tahtasına koyması, yaşanılan çifte standardın boyutunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Nükleer silah deposu
Nükleer silahlar konusunda Irak, İran, Suriye gibi İslam ülkeleri sürekli suçlama ve baskılara muhatap kalırken, İsrail’in dünyanın en büyük nükleer silah depolarından biri olması sürekli gözardı ediliyor. Öyle ki İsrail nükleer silah gücü açısından dünyanın en büyük 6 ülkesinden biri olarak biliniyor. İsrail, nükleer silah gücüne sahip ülkeler arasında ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’den sonra altıncı sırada yer alıyor. Yine mevcut bilgilere göre İsrail 7 ayrı nükleer reaktöre sahip bulunuyor. 1986 yılında İsrail’in elinde bulndurduğu nükleer başlıklı füze sayısının 200 civarında olduğu ancak bu sayının şimdi 300’ü bulduğu kaydediliyor. İsrail’in ayrıca nötron ve hidrojen bombalarına sahip olduğu iddia ediliyor.
İsrail’in nükleer çalışmalarına ve nükleer silahlanma çalışmalarına ilişkin kaynak ve raporlara göre İsrail’de nükleer çalışmaların geçmişi 1952 yılına kadar gidiyor. İlk olarak 13 Haziran 1952 tarihinde savunma bakanlığına bağlı olarak Atom Enerjisi Kurumu’nu kuran İsrail bu kurumla nükleer araştırmalarını hızlandırdı. Daha sonra Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nin Waisman Enstitüsü’ne bağlı olarak nükleer araştırma merkezleri kuruldu. Ve 1958’de Nakab çölünde ünlü Dimona nükleer reaktörü kuruldu.
Vanunu Skandalı
İsrail’in nükleer güç çalışmalarına ilişkin ilk ilginç gelişme ise 1986 yılında yaşandı. İsrail’de nükleer santralde çalışan Mordechai Vanunu adlı bir yahudi İsrail’in nükleer çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Sunday Times gazetesine Dimona Nükleer Reaktörü ile ilgili bilgi ve belgeler veren Vanunu daha sonra MOSSAD ajanları tarafından İtalya’nın başkenti Roma’da yakalanarak İsrail’e ***ürüldü. 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Vanunu’nun verdiği bilgiler arasında nükleer silah üretiminde kullanılan plütonyum maddesinin elde edildiği santralın içinden çekilmiş fotoğraflar da bulunuyordu.
Uluslararası Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme anlaşmasını tanımayan, ülke içindeki reaktörleri uluslararası Atom Enerji Kurumu’na açma**** adeta meydan okuyan İsrail’in, nükleer güç itibariyle bölge ülkeleri için büyük bir tehdit unsuru olmasına rağmen hiçbir baskıya maruz kalmaması Amerika’nın ve uluslararası kuruluşların çifte standardını ortaya koyuyor. Irak’ı elinde nükleer silah bulunduğu için işgal eden ancak bunun yalan olduğunu daha sonra en yetkili ağızlarıyla itiraf eden Amerika’nın, İran’ı da aynı yalanla hedef tahtasına koyması, yaşanılan çifte standardın boyutunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.