Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

19/01/2005 : 09:51:58
Avrupa merkezciliğin esprisi, dünyanın merkezine Avrupa’nın alınması olduğu gibi, batının doğuyu oryantalistleştirmesidir. Dolayısıyla kavramı doğru kullanabilmek açısından ona ‘batı merkezcilik’ demeliyiz. Yoksa Avrupa dışındaki ‘batı’ların kendi ‘doğu’larını oryantalistleştirmeleri gerçeğini gözden kaçırmış oluruz. Oryantalizm, zincirleme trafik kazası gibidir. Batıdan başlar...

Asıl sorunumuz, bir adım batıdakinin bir adım doğudakini ötekileştirmesidir. Evet, oryantalizm, belli bir dönemde emperyalizmle eklemlenerek Avrupa’da ideolojik bir hüviyet kazandı. Ancak, doğunun oryantalistleştirilmesi sadece belirli bir kültürel coğrafyanın marifeti değil.

Bu meyanda sarf edilen, “oryantalizm oryantalistleştirir” ya da “oryantalizm çifte anlatısal bir harekettir” deyişleriyle anlatılmak istenen, oryantalist söylemin nesnesi olmuş toplumlardaki elitlerin, bu söylemi açık ya da örtük bir biçimde içselleştirerek doğrultusunu kendi toplumlarına ve kendi doğusundakilere çevirmeleridir. Bununla birlikte, mesele sadece “doğulu” elitlerin kendi toplumlarını değil, “doğu”nun biraz daha doğuyu oryantalistleştirmesi biçiminde gerçekleştiği için oryantalizm “hegemonik bir söylem”dir. Bu, karşıtını ya da hegemonya kurduğu tarafı da kendine lehimleyen bir yazım yüzeyidir. Her iki taraf da üzerine yazı yazabilir.

Bizler, bunun çok canlı tanıklarıyız. Dünyayı "güzel batı"/"çirkin doğu" olarak kategorize eden bir söyleme, terk ettiğimiz imparatorluğun son dönemlerinden beri bağlanmaya çalışıyor ve "güzel batılı" olduğumuzu tüm zihinsel bölünmeleri ve patolojik haleti ruhiyeleri göze alarak kanıtlamaya uğraşıyoruz.

Oryantalist söylemin öznesi olmayan, bu yazım yüzeyine kendisi oryantalistleştirildikten sonra katılan bir toplumun zihniyeti, yeni ortaklarına rüştünü ispat etme gayretiyle birleştiği için, oryantalizmin sahih temsilcilerine oranla çok daha şiddetli olabilir. Bu ülkelerdeki “geç modernlik” algısı, nasıl “Aydınlanmayı yaşayamadık” endişesinden sonra bir “artı" ya da "ekstra" "Aydınlanma"ya mahal veriyorsa; örneğin laiklik batıdakinden çok daha şedit ve radikal uygulanıyorsa; "doğunun karanlıklarındaydık" tedirginliği de bir artı oryantalizme yol açar.

Bunun sonuçları ne olabilir? İlki, bir insan nasıl yıllarca mahrum kaldığı bir şeyi bulduğu anda sağlık problemlerini göze alarak, düşünmeden onda aşırılığa meylederse, oryantalist söyleme eklemlenenler de sosyal psikolojik travmaları göze alırlar; travma yaşarlar. İnsanlar nasıl çocukluk hatıralarını unutmazlarsa, bu toplum da travmayı unutmaz. Takdir edilecektir ki, bunun ilk sonucu, bölünmüş, şizoid zihinlerdir.

İkincisi, bu ülkenin insanları daimi bir biçimde birbirlerini ötekileştirirler. “Mürteci, gerici, dindar, örümcek kafalı, muhafazakâr, doğulu, taşralı” bu dildeki başlıca terimlerdir. “Senin gibiler yüzünden AB’ye giremiyoruz”. Psikolojik travmaların hastayı asosyalleştirmesi gibi bu toplumun insanları da bir türlü sosyal dayanışmayı gerektiği ölçüde sağlayamazlar. Toplum, bir toplum olduğundan kuşkulanılacak bir biçimde kamplara bölünmüştür. Temel bölünme, aslında doğulu-batılı biçimindedir. Ancak farklı bir terminolojiyle tezahür edebilir.

Üçüncüsü, bu ülkede yaşayanların bazıları, komşularını da ötekileştirirler. İttihat Terakki’den beri, Araplar “pis, iğrenç, sakalları çorbaya karışan, kokan, hain”dir. Bunu dile getirenler ise ak pak “batılı”…

Dördüncüsü, zihin kargaşası kavram karmaşasına da neden olur. Örneğin ortada kendini anti-emperyalizm ile kurgulayan ancak oryantalist söylemin şubeliğini devralmış bir ideoloji vardır. Eğer siz, ünlü “oryantalizm emperyalizmin keşif koludur” deyişini duymamışsanız sorunu çözmeniz zorlaşır.

Bir ikinci misal, ortada kendini sol’dan sosyalizme kadar tanımlayan ve fakat etkinliğini kültürel bir mecrada sürdüren ideolojiler de vardır. Şayet siz sol’un ana motifinin iktisat ve başlıca amacının bölüşüm olduğundan bihaberseniz sorunu çözmeniz yine zorlaşır. Ortaya şuursuz bir solculuk ve şuursuz bir anti-sol çıkar. Böyle bir yerde, gerçek anlamda solcu olmak dahi zordur. İlk önce kavramlarla boğuşmanız ve önünüzdeki taşları ayıklamanız gerekir. Kendinizi anlatana kadar ömrünüz geçebilir. Kavramları yerli yerine oturtmak bir ömürlük iş değildir. Sağ-sol mefhumları o kadar kaypaklaşmıştır ki; etraf Marks’tan çok Weberci solcularla dolacak ve durum solun asli görevinin bölüşüm/anti emperyalizm olduğu unutulacak kadar trajikomiktir. Böyle bir durumda, solun başarısızlığını sağcılığı lanetleyerek izah etmek ne kadar doğru? Ekstra laiklik ve çeyrek porsiyon solculukla solculuk oynamak aslında sola ihanettir.

Kavram kargaşasının diğer boyutu da şöyle zuhur eder: İslamiyet’in terakkiye mani olmadığı refleksini atalarından devralan kuşaklar, dedelerinin “ilim Çin’de de olsa alınız” vb. hadislerden pozitivist sonuçlar çıkaran acemiliklerine, “rızkın onda dokuzu ticarettedir” vb. hadisleri kapitalist zihniyete bağlayan bir acemilikle sürdürürler. Ataları bir bakıma Renan’a mukabele ederken, Comte’u örtük bir biçimde kabul ederken, torunları Weber’e itiraz ederken Rodinson’u doğrularlar. Müslüman kimliğini taşıyanların kapitalist ideoloji ile yan yana durması tersine çevrilmiş gerçekliktir. İslam’da tevhid ne kadar önemliyse, anti kapitalist kurum, kural ve uygulamalar da o denli vurgulanmıştır. “Rızkın onda dokuzu ticarettedir” den kapitalizm çıkarmaktansa, çok daha fazla değinilen infakı (paylaşmayı) içeren ayet ve hadislerden -eğer çıkarılacaksa- sosyalist zihniyet çıkarmak daha uygundur.

Oryantalizm, bir ödip kompleksidir. Erkek evladın anneye (batı) duyduğu aşkından dolayı babayı (doğu) öldürmesidir. Oryantalistleştirilenin iki bilincinden birinin diğerine galebe çalmasıdır. Açık bir ifadeyle, alafranga tuvaletin alaturkaya; “exit”in “çıkış”a galebe çalması… Bunlar günlük hayatımızdaki çok alışılageldik şeyler olduğu için bir “izm”le -hele hele kötü bir izm’le- tanımlanamaz gibi gelebilir bazılarımıza. Oryantalizm de böyle bir şey aslında. Züccaciye dükkanına giren ayı, sömürgeciliktir; oryantalizm, tilkidir; ya da “bir gece vakti mermerin üzerinde yürüyen karınca”.

Bir tür riyakarlık ya da nahifliktir o. Kendi evini alaturka yapar; doğuya ait tablolar asar; okulda alafranga ve İngilizce.. Nahifliktir, çünkü, bu şizoid durumdan doğu-batı sentezi çıkaracak kadar safdilliliktir.