Çocukluk yıllarımda 3-4 yılda bir çok uzaklarda olan köyümüze giderdik.
Tabiyat Bilgisi dersinde okuduklarımı burada bizat görmek yaşamak imkanım olurdu.
Her türlü köy çalışmasına ve etkinliğine katılırdım.
Damdan dama zıplar, ata, eşeğe biner, ağaçlardan aşağı inmezdim.
Tabi bu sırada birçok düşme olayı yaşardım. İnsanın kendini koruma refleksleri ve doğası gereği ne ağaç düşmelerinden ne de dam düşmelerinden, el, diz sıyrığı hariç ciddi yaralar almazdım..
Ata binerdim. Derslerde okuduğumuz, Dörtnala, Rahvan ve Tırıs sürüşlerini uygulamak isterdim. Sanıyorum at bir süre sonra sıkılırdı. Beni şöyle uygun bir yere görürür atıverirdi üzerinden.
At düşmelerinde, ne başınıza, ne de kıçınıza bir şey olmaz ve hatta atın geri dönerek size mırıldanmasından da bir başka mutluk duyarsınız.
Ya eşek. Sıkıldığında, sizi öyle bir yerde üstünden atar ki. Neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Aslında At’ın yarısı kadar bir yüksekliktedir. Ama öyle bir yere denk getirir ki düşmenizi şaşar kalırsınız.
Eşeğin sizi düşürdüğü yer, genellikle ucu sivri taşların bulunduğu ya da dikenli çalıların olduğu bir yerdir.
O düşüşte ne başınız kalır ne kıçınız. Heryeriniz sızlıyordur artık. Hani hep derler ya eşekten düşmüşe dönmüş diye. İşte o zaman anlarsınız bu sözün altında yatan inceliği.
Bir hafta boyunca acılar içinde topallar durursunuz.
Ama bu arada EŞEĞİN, komşu eşeğe nisbet yaparak keyifle ANIRMASINI gördükçe acılarınız BİR KAT daha artar… (en kötü eşek tepiği bile bir ay sürer ama bu nisbet acısını hiç unutmazsınız)
Sağlıklar diliyorum.
Tabiyat Bilgisi dersinde okuduklarımı burada bizat görmek yaşamak imkanım olurdu.
Her türlü köy çalışmasına ve etkinliğine katılırdım.
Damdan dama zıplar, ata, eşeğe biner, ağaçlardan aşağı inmezdim.
Tabi bu sırada birçok düşme olayı yaşardım. İnsanın kendini koruma refleksleri ve doğası gereği ne ağaç düşmelerinden ne de dam düşmelerinden, el, diz sıyrığı hariç ciddi yaralar almazdım..
Ata binerdim. Derslerde okuduğumuz, Dörtnala, Rahvan ve Tırıs sürüşlerini uygulamak isterdim. Sanıyorum at bir süre sonra sıkılırdı. Beni şöyle uygun bir yere görürür atıverirdi üzerinden.
At düşmelerinde, ne başınıza, ne de kıçınıza bir şey olmaz ve hatta atın geri dönerek size mırıldanmasından da bir başka mutluk duyarsınız.
Ya eşek. Sıkıldığında, sizi öyle bir yerde üstünden atar ki. Neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Aslında At’ın yarısı kadar bir yüksekliktedir. Ama öyle bir yere denk getirir ki düşmenizi şaşar kalırsınız.
Eşeğin sizi düşürdüğü yer, genellikle ucu sivri taşların bulunduğu ya da dikenli çalıların olduğu bir yerdir.
O düşüşte ne başınız kalır ne kıçınız. Heryeriniz sızlıyordur artık. Hani hep derler ya eşekten düşmüşe dönmüş diye. İşte o zaman anlarsınız bu sözün altında yatan inceliği.
Bir hafta boyunca acılar içinde topallar durursunuz.
Ama bu arada EŞEĞİN, komşu eşeğe nisbet yaparak keyifle ANIRMASINI gördükçe acılarınız BİR KAT daha artar… (en kötü eşek tepiği bile bir ay sürer ama bu nisbet acısını hiç unutmazsınız)
Sağlıklar diliyorum.