Sıfırdan sermaye oluşturmanın zorluğunu ve varolanı büyütmenin nispeten daha kolay oldunu herkes bilir. Daha ilk aşamada olan biriyim. Sıfırdan sermayemi oluşturup yeni iş fikirleri ile sektöre giriş yapmanın sıkıntılarını yaşıyorum.
İnşaat sektörü ile bu işe girişmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. Aklımı uzun süredir meşgul eden tek mevzu işin para kısmı.
Mühendisim ve orta halli ve tanınan bir firmada mekanik tesisat alanında 1 senedir çalışıyorum. Hedefim işin arka planda değilde direkt olarak yöneten kısmında bulunmak. Orijinal fikirlere sahibim.
Ev alma komşu al atasözüne dayanaraktan sadece belli kesimlere hitap edecek birbiriyle anlaşabilen insanların bulunduğu (mesela sadece işçi sınıfına hitap edecek mahalle aralarında bir site ya da sanayi sitelerine yakın patron kesimine hitap eden villa tarzı siteler veyahut büyük sanayi şirketleri yakınlarında onların çalışanlarına yönelik siteler, doktorlar için hastane yakınlarında lüks siteler ya da kapalı çarşı gibi büyük alana yayılan, çeşitli esnafın iş yapabileceği çarşılar... hatta osmanlı mimarisinde inşa edilen büyük bir site belki yeni bir mahalle... örnekleri çoğaltmak mümkün) yüksek katlı olmayan ama yaşam kalitesi yüksek, marka bilinirliğine sahip orijinal yapılar, inşaatlar.
İstanbul için değil de daha çok anadoluda böyle arazilerin daha uygun bulunacağını düşünüyorum. Çevreden gözlemlerim: apartmanda yaşayanların sosyal ilişkilerinin düşük olduğu ve giderek de azalarak yok olması, daire sayıları ve katlar arttıkça komşulukların azalması, farklı kültürlere sahip insanların aynı yerlerde yaşamaları ve getirdiği sıkıntılar... Yani maksadımı tam olarak anlatabildim mi bilemiyorum ama bu devirde para da adamı mutlu etmiyor. Yanında kapısını çalacağı hoşsohbetler edeceği, sıkıntılarını paylaşacağı bir yakını olmadıktan sonra...
Velhasıl proje hazır. Ortak paydaları bulunan insanları beraber yaşayacakları bir yerde bulundurmak.
Ancak...
Can sıkıcı olan tek şey dediğim gibi para. Gerekirse mühendisi de, mimarı da, tesisatcısı da, elektrikcisi de ne bileyim işçisi de bulunur, her türlü... Ama yukarıda anlattığım gibi parasal değilde insanların mutlu olabilmesi için kendini bu işe verecek patron yok. Hadi olsa benim gibi parası yok... İstanbuldaki bazı projeler ilgimi çekiyor. İş anadoluya gelince nedense böyle kalite olanlarını bulmak zor. Anadolu hakikaten bu kaliteye aç.
Projemin uygulanması için düşündüklerim şu şekilde ve değerli yorumlarınızı bekliyorum:
İlk olarak marka değeri oluşturabilmek için reklam ve pazarlamaya önemli bir meblağı ayırmak gerekiyor. Bu meblağı nasıl bulabiliriz ilk adım bu. Destekler, hibeler ortaklıklar vs... bunlar nasıl olacak?
Müşteriye sunulan farklı opsiyonlarla kendi evini kendin döşe tarzında standartların ötesine geçebilmek ve bununla birlikte geniş bir hedef kitlesi oluşturmak.
Farklı satış taktikleri oluşturmak: İlk yatırım için acil para gerektiğinden nispeten daha ucuz ve bol taksitli satışlar, marka bilinirliği arttıkça satılan her daireden sonra elde kalan tüm daireler için belli oranda fiyat yükseltilmesi. Böylelikle ilk alıcıların yatırımları da, inşaatın değeri de katlanacaktır... Yani müşteriyi olabildiğince heyecanlandırmak sanki her ev için ayrı ihaleye girermiş gibi en yüksek teklifi müşteriden alabilmek...
Şirket içinde işçisine kadar isteyen tüm çalışanları belirli yüzdelerle şirkete ortak ederek, yaptığı işini sadece mesai saatleri içinde olmadığını tüm zamanını vererek kendi işinin patronu gibi çalışmalarını sağlayabilmek. Getirdiği müşteri karşılığı prim ödemeleri vs...
Şirket içinde olabildiğince dikey ve yatay yükselmelere imkan vermek, böylece personelin devamlı aynı işi yapmasını ve böylelikle verim azalmasının önüne geçmek...
Ev içinde kullanılacak tüm eşyalar için üretici firmalarla irtibata geçip reklam karşılığında onlardan özel iskonto oranları alabilmek... böylelikle inşa halinde kendi evini kendin döşe fikrini uyguyabilmek ve standart kalıplardan uzaklaşmak...
Ve en önemlisi marka oluşturabilmek. Selpak mendil, kalebodur, pimapen pencere, nescafe kahve gibi marka ismi ile ürünü özdeşleştirebilmek...
Ama nasıl? Hepsinin cevabı sermaye bulmaktan mı geçiyor.
İnşaat sektörü ile bu işe girişmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. Aklımı uzun süredir meşgul eden tek mevzu işin para kısmı.
Mühendisim ve orta halli ve tanınan bir firmada mekanik tesisat alanında 1 senedir çalışıyorum. Hedefim işin arka planda değilde direkt olarak yöneten kısmında bulunmak. Orijinal fikirlere sahibim.
Ev alma komşu al atasözüne dayanaraktan sadece belli kesimlere hitap edecek birbiriyle anlaşabilen insanların bulunduğu (mesela sadece işçi sınıfına hitap edecek mahalle aralarında bir site ya da sanayi sitelerine yakın patron kesimine hitap eden villa tarzı siteler veyahut büyük sanayi şirketleri yakınlarında onların çalışanlarına yönelik siteler, doktorlar için hastane yakınlarında lüks siteler ya da kapalı çarşı gibi büyük alana yayılan, çeşitli esnafın iş yapabileceği çarşılar... hatta osmanlı mimarisinde inşa edilen büyük bir site belki yeni bir mahalle... örnekleri çoğaltmak mümkün) yüksek katlı olmayan ama yaşam kalitesi yüksek, marka bilinirliğine sahip orijinal yapılar, inşaatlar.
İstanbul için değil de daha çok anadoluda böyle arazilerin daha uygun bulunacağını düşünüyorum. Çevreden gözlemlerim: apartmanda yaşayanların sosyal ilişkilerinin düşük olduğu ve giderek de azalarak yok olması, daire sayıları ve katlar arttıkça komşulukların azalması, farklı kültürlere sahip insanların aynı yerlerde yaşamaları ve getirdiği sıkıntılar... Yani maksadımı tam olarak anlatabildim mi bilemiyorum ama bu devirde para da adamı mutlu etmiyor. Yanında kapısını çalacağı hoşsohbetler edeceği, sıkıntılarını paylaşacağı bir yakını olmadıktan sonra...
Velhasıl proje hazır. Ortak paydaları bulunan insanları beraber yaşayacakları bir yerde bulundurmak.
Ancak...
Can sıkıcı olan tek şey dediğim gibi para. Gerekirse mühendisi de, mimarı da, tesisatcısı da, elektrikcisi de ne bileyim işçisi de bulunur, her türlü... Ama yukarıda anlattığım gibi parasal değilde insanların mutlu olabilmesi için kendini bu işe verecek patron yok. Hadi olsa benim gibi parası yok... İstanbuldaki bazı projeler ilgimi çekiyor. İş anadoluya gelince nedense böyle kalite olanlarını bulmak zor. Anadolu hakikaten bu kaliteye aç.
Projemin uygulanması için düşündüklerim şu şekilde ve değerli yorumlarınızı bekliyorum:
İlk olarak marka değeri oluşturabilmek için reklam ve pazarlamaya önemli bir meblağı ayırmak gerekiyor. Bu meblağı nasıl bulabiliriz ilk adım bu. Destekler, hibeler ortaklıklar vs... bunlar nasıl olacak?
Müşteriye sunulan farklı opsiyonlarla kendi evini kendin döşe tarzında standartların ötesine geçebilmek ve bununla birlikte geniş bir hedef kitlesi oluşturmak.
Farklı satış taktikleri oluşturmak: İlk yatırım için acil para gerektiğinden nispeten daha ucuz ve bol taksitli satışlar, marka bilinirliği arttıkça satılan her daireden sonra elde kalan tüm daireler için belli oranda fiyat yükseltilmesi. Böylelikle ilk alıcıların yatırımları da, inşaatın değeri de katlanacaktır... Yani müşteriyi olabildiğince heyecanlandırmak sanki her ev için ayrı ihaleye girermiş gibi en yüksek teklifi müşteriden alabilmek...
Şirket içinde işçisine kadar isteyen tüm çalışanları belirli yüzdelerle şirkete ortak ederek, yaptığı işini sadece mesai saatleri içinde olmadığını tüm zamanını vererek kendi işinin patronu gibi çalışmalarını sağlayabilmek. Getirdiği müşteri karşılığı prim ödemeleri vs...
Şirket içinde olabildiğince dikey ve yatay yükselmelere imkan vermek, böylece personelin devamlı aynı işi yapmasını ve böylelikle verim azalmasının önüne geçmek...
Ev içinde kullanılacak tüm eşyalar için üretici firmalarla irtibata geçip reklam karşılığında onlardan özel iskonto oranları alabilmek... böylelikle inşa halinde kendi evini kendin döşe fikrini uyguyabilmek ve standart kalıplardan uzaklaşmak...
Ve en önemlisi marka oluşturabilmek. Selpak mendil, kalebodur, pimapen pencere, nescafe kahve gibi marka ismi ile ürünü özdeşleştirebilmek...
Ama nasıl? Hepsinin cevabı sermaye bulmaktan mı geçiyor.