Hafta sonunun "renkli" haberlerinden biri şuydu: Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), boyu 9 santimi geçmeyen ve "kornişon" tabir edilen hıyar türünü stratejik ürün kapsamına almıştı. İhracatını "kayda" bağlamıştı; (Hürriyet, 22 Temmuz). Neden mi? Haberden anladığımı özetleyeyim:
Türkiye, yılda yüzde 90'ı ihraç edilen ortalama 80 bin tonla, dünya kornişon hıyar piyasasının en büyük üreticisi ve satıcısıydı. Başta Almanya olmak üzere, AB ülkeleri ihracatın tamamını çekiyordu. Ancak, bu yıl kötü hava şartlarının etkisiyle üretim azalırken, döviz fiyatları yükselmiş; bu gelişme iç piyasadaki "hıyar tedarik rekabetini" yoğunlaştırmıştı. Kornişonu "turşuya" çevirerek ihraç eden gıda firmalarıyla, "taze hıyar komisyoncuları" karşı karşıya gelmişlerdi. Nasıl mı?
Komisyoncular, fırsattan istifade, "turşu" imalatçılarının sözleşmeli çiftçilerine el atmışlardı. Penguen Gıda'nın Başkanı Orhan Gençoğlu'na göre, çiftçilerden kilosu 5-10 YKr fazla fiyatla topladıkları taze hıyarları, kilosu 70 cent'e Türk firmalarının Avrupa'daki rakiplerine satıyorlardı. Bu durum, aynı hıyarı işleyerek ortalama 2 Euro'ya satan turşu imalatçılarının girdi tedarikini ve ihracat bağlantılarını tehlikeye atmıştı. imalatçıların başvurusunu haklı bulan DTM de, kornişon ihracatını fiyat ve miktar denetimine tabi kılmıştı. Gerekirse başka tedbirleri de alabilecekti.
Hıyar stratejikse fındık ne?
DTM'nin kamu otoritesi sıfatıyla; önemli bir katmadeğer ve döviz kazancı sağlayan kornişon hıyarlarımıza gösterdiği özen ve hassas yaklaşım, kutlanmaya değer. Değer de, şu soru da akla takılır: 2005 rakamlarına göre yaklaşık 52 milyon dolar gelir sağlanan hıyar bu kadar özenle "koruma altına" alınırken, aynı yıl yaklaşık 210 bin tonluk ihracatla 1 milyar 929 milyon dolar gelir getiren fındığa reva görülen "muamele" ekonomik akla, ekonomik ve sosyal "vicdana" sığar mı?
Trabzon Ticaret Borsası Başkanı ve Türkiye'nin önemli fındık ihracatçılarından Sebahattin Arslantürk'e kulak verelim; bakalım sığacak mı? Başkan, dönemin "İktisat Vekili" Celal Bayar'ın 10 Ekim 1935'te toplanan Birinci Ulusal Fındık Kongresi'nde yaptığı ve temel sorunlarla çözüm yolları üzerinde durduğu konuşmayı ekleyerek gönderdiği değerlendirmede özetle diyor ki; Bayar'ın bu konuşması çok önemli. Konuşmanın üzerinden 71 yıl geçti. Bazı değil, birçok sorunun çözümünde bir arpa boyu yol alınamadı.
Arslantürk'ün verdiği bilgilere göre, Türkiye'de bugün resmi verilere göre 550 bin, fiilen 700 bin hektar ve 33 ilde fındık üretiliyor. Yıllık ortalama kabuklu üretimi 600-650 bin ton. 400 bin üretici, tüccar, fabrika işleticisi ve ihracatçılarla birlikte fındık tarımı doğrudan ve dolaylı toplam 5 milyon kişiyi kapsayan bir ekonomik faaliyet. Dünya ticaretinin yüzde 80'nin Türkiye kontrol ediyor. Ama, sektör 71 yılda bugünküler dahil, giden gelen ve fındığı sadece oy ve siyasi çıkar aracı olarak kullanan iktidarların elinde sorunlarla boğuşup duruyor.
Sorunlar da çözümler de biliniyor
Sektörün temel sorunları belli. Üreticisi, sanayicisi, ihracatçısı, hükümeti, bürokratı herkes biliyor. Çözüm yollarını da herkes biliyor. Ama kimse bunlarla uğraşmıyor. Türkiye bir dekarda 100 kilo fındık üretebilirken (Doğu Karadeniz'de 60 kiloya kadar düşebiliyor), ABD 225 kilo, İtalya 155 kilo ürün alıyor. Yani, Türk fındığında ciddi bir verim sorunu var. Fiyatlama sorunu var. Türk fındığında tarım arazisi israfı var. Bugün hükümetlerin siyasi hesaplarla izin verdiği 33 ilin ancak 13'ü ekonomik üretim yapabiliyor. Yılda 2-3 alternatif ürün alınabilecek verimli ovalar, yılda tek ürün alınabilen verimsiz üretimin işgali altında. Türkiye bu yüzden ayçiçeğini, mısırı, soyayı ithal etmek; 2 milyar dolarlık fındık ihracatının 1 milyar dolarını bu ithalata harcamak zorunda kalıyor.
Bütün bunlar elbette tek başına DTM'nin meselesi değil. Öncelikle, sorun üreten değil, sorun çözen siyasi iktidarların meselesi... Çözümü iktidarlar ve emirleri altındaki teknik kadrolar, sektörün bütün aktörlerini işin içine katarak, onları dinleyerek, çıkarlarını ortak noktalarda uyumlandırarak, söylediklerini dikkate alarak üretmek zorundalar. 50-60 milyon dolarlık hıyarı "stratejik ürün" muamelesine lâyık bulanlar, fındığa daha lâyık olduğu değeri ve önemi vermek zorundadırlar. Ama önce şu soruya cevap vermeliler: Fındığın hıyar kadar stratejik değeri yok mu? Yoksa, fındık iktidar "gözdelerinin" oradan oraya zapladıkları; anlamsız, değersiz, saçma gibi anlamlarda kullanılan argo tabirle zaptrik bir ürün mü?
Alıntı : Taylan Erten
Türkiye, yılda yüzde 90'ı ihraç edilen ortalama 80 bin tonla, dünya kornişon hıyar piyasasının en büyük üreticisi ve satıcısıydı. Başta Almanya olmak üzere, AB ülkeleri ihracatın tamamını çekiyordu. Ancak, bu yıl kötü hava şartlarının etkisiyle üretim azalırken, döviz fiyatları yükselmiş; bu gelişme iç piyasadaki "hıyar tedarik rekabetini" yoğunlaştırmıştı. Kornişonu "turşuya" çevirerek ihraç eden gıda firmalarıyla, "taze hıyar komisyoncuları" karşı karşıya gelmişlerdi. Nasıl mı?
Komisyoncular, fırsattan istifade, "turşu" imalatçılarının sözleşmeli çiftçilerine el atmışlardı. Penguen Gıda'nın Başkanı Orhan Gençoğlu'na göre, çiftçilerden kilosu 5-10 YKr fazla fiyatla topladıkları taze hıyarları, kilosu 70 cent'e Türk firmalarının Avrupa'daki rakiplerine satıyorlardı. Bu durum, aynı hıyarı işleyerek ortalama 2 Euro'ya satan turşu imalatçılarının girdi tedarikini ve ihracat bağlantılarını tehlikeye atmıştı. imalatçıların başvurusunu haklı bulan DTM de, kornişon ihracatını fiyat ve miktar denetimine tabi kılmıştı. Gerekirse başka tedbirleri de alabilecekti.
Hıyar stratejikse fındık ne?
DTM'nin kamu otoritesi sıfatıyla; önemli bir katmadeğer ve döviz kazancı sağlayan kornişon hıyarlarımıza gösterdiği özen ve hassas yaklaşım, kutlanmaya değer. Değer de, şu soru da akla takılır: 2005 rakamlarına göre yaklaşık 52 milyon dolar gelir sağlanan hıyar bu kadar özenle "koruma altına" alınırken, aynı yıl yaklaşık 210 bin tonluk ihracatla 1 milyar 929 milyon dolar gelir getiren fındığa reva görülen "muamele" ekonomik akla, ekonomik ve sosyal "vicdana" sığar mı?
Trabzon Ticaret Borsası Başkanı ve Türkiye'nin önemli fındık ihracatçılarından Sebahattin Arslantürk'e kulak verelim; bakalım sığacak mı? Başkan, dönemin "İktisat Vekili" Celal Bayar'ın 10 Ekim 1935'te toplanan Birinci Ulusal Fındık Kongresi'nde yaptığı ve temel sorunlarla çözüm yolları üzerinde durduğu konuşmayı ekleyerek gönderdiği değerlendirmede özetle diyor ki; Bayar'ın bu konuşması çok önemli. Konuşmanın üzerinden 71 yıl geçti. Bazı değil, birçok sorunun çözümünde bir arpa boyu yol alınamadı.
Arslantürk'ün verdiği bilgilere göre, Türkiye'de bugün resmi verilere göre 550 bin, fiilen 700 bin hektar ve 33 ilde fındık üretiliyor. Yıllık ortalama kabuklu üretimi 600-650 bin ton. 400 bin üretici, tüccar, fabrika işleticisi ve ihracatçılarla birlikte fındık tarımı doğrudan ve dolaylı toplam 5 milyon kişiyi kapsayan bir ekonomik faaliyet. Dünya ticaretinin yüzde 80'nin Türkiye kontrol ediyor. Ama, sektör 71 yılda bugünküler dahil, giden gelen ve fındığı sadece oy ve siyasi çıkar aracı olarak kullanan iktidarların elinde sorunlarla boğuşup duruyor.
Sorunlar da çözümler de biliniyor
Sektörün temel sorunları belli. Üreticisi, sanayicisi, ihracatçısı, hükümeti, bürokratı herkes biliyor. Çözüm yollarını da herkes biliyor. Ama kimse bunlarla uğraşmıyor. Türkiye bir dekarda 100 kilo fındık üretebilirken (Doğu Karadeniz'de 60 kiloya kadar düşebiliyor), ABD 225 kilo, İtalya 155 kilo ürün alıyor. Yani, Türk fındığında ciddi bir verim sorunu var. Fiyatlama sorunu var. Türk fındığında tarım arazisi israfı var. Bugün hükümetlerin siyasi hesaplarla izin verdiği 33 ilin ancak 13'ü ekonomik üretim yapabiliyor. Yılda 2-3 alternatif ürün alınabilecek verimli ovalar, yılda tek ürün alınabilen verimsiz üretimin işgali altında. Türkiye bu yüzden ayçiçeğini, mısırı, soyayı ithal etmek; 2 milyar dolarlık fındık ihracatının 1 milyar dolarını bu ithalata harcamak zorunda kalıyor.
Bütün bunlar elbette tek başına DTM'nin meselesi değil. Öncelikle, sorun üreten değil, sorun çözen siyasi iktidarların meselesi... Çözümü iktidarlar ve emirleri altındaki teknik kadrolar, sektörün bütün aktörlerini işin içine katarak, onları dinleyerek, çıkarlarını ortak noktalarda uyumlandırarak, söylediklerini dikkate alarak üretmek zorundalar. 50-60 milyon dolarlık hıyarı "stratejik ürün" muamelesine lâyık bulanlar, fındığa daha lâyık olduğu değeri ve önemi vermek zorundadırlar. Ama önce şu soruya cevap vermeliler: Fındığın hıyar kadar stratejik değeri yok mu? Yoksa, fındık iktidar "gözdelerinin" oradan oraya zapladıkları; anlamsız, değersiz, saçma gibi anlamlarda kullanılan argo tabirle zaptrik bir ürün mü?
Alıntı : Taylan Erten