Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

21/06/2009 : 12:58:57
İş dünyasında farklı bir dönemdeyiz. Kimileri bu döneme “fikir ekonomisi” diyor. Finansmanı ve doğru fikri bir araya getirmek, kısa sürede ulaşılmış “mucizevi” denilebilecek başarı öykülerini yaratabiliyor. Bunun örneklerini son yıllarda sık sık gördük. Krizin etkisiyle değişen şartlara rağmen, görmeye ve yaşamaya devam ediyoruz…

Doğru fikirlere finansmanı sağlayan yatırımcıların başında ise girişim ve risk sermayesi var. Bu yapılar, yaratıcı fikirleri ve henüz şirketleşememiş bir organizasyonu bulunan ya da başarılı olma potansiyeli taşıyan iş modelleri olanlar için yapıcı bir finansman kaynağı olarak ortaya çıkıyor. Aslında, madalyonun diğer tarafından bakıldığında, onları, küresel kriz ile birlikte finansman sorunu yaşayan ya da büyümek için sermaye arayan KOBİ'ler için önemli bir fırsat olarak değerlendirmek de mümkün.

Peki, diyelim ki onlardan biriyle çalışmak istiyorsunuz… Fikrinizin ya da işinizin bulunduğu aşama, hangisine yönelmeniz gerektiğini de gösteriyor olacak. Zira fikir aşamasını henüz geçmiş ve bir organizasyona henüz dönüşmüş olan şirketler ya da küçük bir şirket olmakla birlikte parlak bir fikre sahip olanlar, daha çok girişim sermayelerinin ya da risk sermayelerinin ilgi alanında. Gelişimini ve kurumsallaşmasını tamamlamış, çok daha büyük hedefleri olan şirketler ise “Private Equity (Girişim sermayesi)” olarak tanımlanan yatırımcıları ilgilendiriyor. Örnek vermek gerekirse, Koç Holding'in perakende devi Migros'u, büyük ortağı İngiliz girişim sermaye şirketi BC Partners olan Moonlight Capital'e satmasını düşünebiliriz…

Bu noktada, Türkiye'deki KOBİ'lerin ölçekleri göz önüne alındığında, girişim sermayelerinin daha doğru bir adres olacağını söylemek mümkün. Elbette belli bir büyüklüğe ulaşmış olmak da bu sermaye yapıları ile el sıkışmak için yeterli değil. Kurumsallaşma ve şeffaf bir yönetim, girişim sermayesinin aradığı temel kriterler. Türkiye gerçeğinde görülen ise şu: KOBİ’ler mevcut şartlar nedeniyle şeffaf olamıyor. Ancak ortak olduktan sonra şeffaflık mümkün olabiliyor, kayıt dışı ortadan kalkıyor. Girişim sermayesi şirketi, finansman ve muhasebeyi kontrol altına aldıktan sonra hesaplarda kayıt dışılığa kesinlikle müsaade etmiyor. Üst yönetim grubuna da mutlaka kendisinin yönlendirdiği bir kişiyi atıyor.

Aslında bu durum, KOBİ’ler üzerinde en fazla sıkıntı yaratan şartlardan biri… Çünkü özellikle patronlar, şirket üzerindeki etkinliklerini kaybetme endişesi yaşıyor. Genellikle aile şirketi olan KOBİ'ler tek bir patronun yönetimi ile yoluna devam ediyor… Girişim sermayesi ile gerçekleşen bir ortaklık, yönetimde de yeni ortakların da söz sahibi olması anlamına geliyor. Ancak genel kanının aksine, yetkilerin sınırlandırılması kaçınılmaz bir gerçek olsa da, şirket sahibinin tamamen dışarıda kalması ya da etkisizleşmesi mümkün değil.

Fikir aşamasında olan projeler için arayışta olan risk sermayelerinin beklentileri ise biraz daha farklı. Risk sermayesinin olmazsa olmazı vizyon. Bunun yanında, projenin geri dönüş planı ve iş hedefleri de mutlaka aranan koşullar arasında…

Peki Başka Ne Arıyorlar?
Girişim sermayelerinin KOBİ'lere ortak olması için öncelikle karşılarında büyümeye odaklanmış bir yönetim görmeleri gerekiyor. Kurumsallaşma da en önemli kriterlerden biri. Ancak KOBİ'lerin bugünkü kriz şartları da göz önüne alındığında her türlü işlemi kayıt altında tutmasını beklemek de pek de mümkün değil. Kendisi kurumsallaşmış olsa da rakibinin farklı çalışması, rekabette dezavantaj yaratan bir durum oluyor. Bu da KOBİ'leri böyle bir modelden uzaklaştırıyor…

Bugün girişim sermayesi yöneticilerinin en önemli sıkıntısı da bu noktadan kaynaklanıyor. Çok sayıda KOBİ ile görüşseler de, son noktaya geldiklerinde genellikle el sıkışamadan masadan kalkmak zorunda kalabiliyorlar.

Anlaşmaya varılan durumlarda ise girişim sermayeleri genellikle büyük ortak olmak yerine küçük hisseler ile şirkete girmeyi tercih ediyor. İlerleyen dönemlerde aradıklarını bulup, şirketteki büyüme potansiyelinin daha da devam edeceğini düşünürlerse ortaklık payı artırılıyor. Aksi durumda diğer bir girişim sermayesine veya stratejik ortağa hisselerin devri gerçekleşiyor.

Hedef Büyüme
Bir girişim sermayesinin şirket üzerindeki ortaklığı genellikle 5-7 yıl arasında değişiyor. Girişim sermayesi bu süre içerisinde şirketin büyüme potansiyelini gerçeğe dönüştürüyor. Ar-Ge ve inovasyona odaklanılıyor. Bunun yanında, bir diğer avantaj, girişim sermayelerinin şirketin yurtdışına açılma sürecine hız kazandırması. Yurtdışı bağlantıları oldukça fazla olan ya da yurtdışı menşeli girişim sermayeleri ile anlaşan şirketlerin böyle bir fırsat ile karşılaşma ihtimali çok yüksek…

Kaynak: KobiFinans