Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız. Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
YORUM YAZILAN YAZI
leventiscan
28/02/2002 : 23:00:53 Sıla Cafenin,dekoru tamamıyla doğaya bırakılmış bahçesinde,yoldan geçenleri en iyi gören masanın başına oturdu.Kulakları müzikte,gözleri çevredeki insanlardaydı.İnsanları izlemeyi çok seviyordu.Onların yürüyüşlerinden,konuşmalarından,giyimlerinden nasıl insanlar olduklarına dair notlar tutuyordu önündeki “Keşanlı Ali Destanı”oyununun afişi ile kaplanmış olan defterine. “Ayakkabıları sivri uçlu ve beyaz çorap giymiş.Takım elbise giymiş. Kravat yok.Ayrıca gömlek yakalarını ceketin üstüne çıkarmış ve üç düğme açmış.Anlaşılıyor bu da delikanlıyım diye geçinen hödüklerden biri.Evvela arabesk müzikten çok hoşlandığını söyleyebilirim.Yürürken bacaklar iki yana açılıyor ve her adım atışında beyaz çorapları görünüyor.Arada bir de yere balgam atıyor.Gözlerindeki bakış,yoldan geçen her erkeğe ‘Seni döverim ulan!Sakın kız arkadaşıma bakmaya kalkma!’diyor.Kız arkadaşıyla birbirlerine öyle bir sarılmışlar ki;sevişiyorlar sanırsınız.Kıyafetlerinin kumaşları çok pahalı,göze batıyor.Demek ki zengin.Zaten bakışı ve yürüyüşü küçük dağları kendisinin veya paşa babasının yarattığını söylüyor…” “Aman Tanrım!Bu güzellik…Kıvır kıvır omuzuna dökülen saçlarını sana nasil tarif edebilirim,sayın defter.Gözlerinin yuvarlaklığını,kirpiklerinin uzunluğunu…Müthiş bir kız.İnsan böylesine bakmaya doyamaz.Tıpkı benim gözümü alamadığım gibi.Zaten bir sana,bir ona bakmaktan bu yazıları adeta karalıyorum.Ama sadece görünüm itibarı ile böyle…Yürüyüşü ile kasıntı biri olduğunu gayet net olarak ortaya koyuyor.Ayrıca bu kendini beğenmişliğin altındaki ezilmişlik duygusunu da görebiliyorum.Bu duyguyu bugüne kadar çok insanda hissettim.Hiç de yanılmadım.Bu ezilmişlik duygusunun,çevreden gelen tepkilerden kaynaklandığını söyleyebilirim.Anlaşılan dedikodulara çok kulak asıyor.Demek ki;haline acınacak bir insan.Beni biliyorsun,böyle insanlara acırım.Yani dedikodulara göre hayatına yön veren insanlara…zavallılara.” Bugünlük iki kişi ile yetinecek anlaşılan.Çünkü üst üste iki olumsuz insanı tahlil ettiği zaman,kapatır defterini ve insanları izlemekten vazgeçer.Aksine başını yerden kaldırıp,tek bir insanla göz göze gelmek istemez.Bunun sebeplerinden biri de utangaçlığı… Gözlerini yerden göğe kaldırdı.Mavi gözlü güzel kızı izlemeye başladı aklındaki karasevdasıyla,tiyatroyla… O bir tiyatrocu.Onu her zaman,herhangi bir oyunda,herhangi bir rolde görüp,izleyebilirsiniz.İzlerken onu benimsersiniz.Rolüne kendini bütünü ile verdiği için,o sahnedeki adam,örnek alacağınız bir insan oluverir anında.Sahnede aşık olursunuz ona.Kız-erkek,genç-yaşlı hiç mühim değil.Onun karşısına oturabilmek,onunla muhabbet edebilmek,onun sonsuzluğu anlatan gözlerine bakmak istersiniz. Bir anda,aklınızdan geçen bütün hayalleronun üzerinedir.Baktığınız yer ayna bile olsa,onu görürsünüz.Onun üstündeki sevdayı koklarsınız.O öyle bir sevdadır ki;insanı başka bir aleme ***ürür.İnsana yaşamı sevdirir ölümle birlikte.Bir anda bakmışsınız,onun gibi yürüyor,onun gibi konuşuyorsunuz.Fakat bilemezsiniz ki,siz onun gibi düşünemezsiniz.Siz…hiçbiriniz. Sıla Cafede,”Boş vakit,eğlence,dinlence vaktidir.”diye yazdığı notunu tatbik ettikten sonra,kalktı ve yürümeye başladı.İnsanlara hala bakmıyordu.Zaman zaman yandaki cafelerin bahçelerindeki o güzel vücutlu çiçeklere;zaman zaman da mavi gözlü güzel kızını izleye izleye yürüyordu yol boyu.Bu sırada eski arkadaşlarından birisi yanına geldi.Döndü baktı: -Ooo canım benim!Nasılsın? -İyiyim sağol.Ya sen nasılsın? -Teşekkür ederim iyiyim.Görüşmeyeli ne kadar uzun zaman oldu değil mi? -Ya,evet.Görüyorum da,yine dalgın geziniyorsun. -Her zaman ki gibi…Düşünüyorum da… -Neyi? -Geçmişi,geleceğimi… -Ha!Anlamadım! -Boşver,anlayıp da ne yapacaksın ki? -Neyse,takılsana bize biraz. -Sağol,ben gelmeyeyim. -Bak,eskiden çok arkadaş var.Tanırsın kimisini,gel istersen. -Gelmeyeyim,sağol. -Olmadı ama. -Olur,olur.Hadi hoşçakal! -Hoşçakal!Kendine iyi bak.Sağol,sen de… Sevdiği sevmediği bütün arkadaşlarına karşı böyledir.Samimi,gerçekci,kalbi ile birlikte eder muhabbetini. Tiyatro afişi ile kapladığı defterinin içinde,bir bölümünde bu adamla ilgili bir kısım var.Fakat o defteri ile paylaştığı sırların hiçbirini,en yakın dostuyla bile paylaşmaz.Dedikodudan ve riyakarlıktan nefret eder çünkü. Sıla Cafeden ayrılalı yarım saat olmuştu.Beş dakikalıkbir mesafe kalmıştı ki evine,kalbinde birden bir sancı hissetti.Dayandı,yanında durduğu evin duvarına.Yoldan geçenler garip garip bakıyordu ona.Birisi de yanına gelip,sormuyordu:”Neyin var?”diye.O zaten istemezdi,böyle bir durumla karşılaşmayı.Fakat yine de düşünmeden edemiyordu,insanların bu vurdumduymazlığını. Kalbi daha çok sıkışmaya,onu daha çok üzmeye devam ediyordu.Dayanamıyordu artık.Bağırmak istiyordu:”Lanet insanlar!”diye,tükürmek istiyordu suratlarına. O ki;bugüne kadar yüzlerce kez sahneye çıkmıştı.Onlarca oyunla,onlarca karakterde,güldürüp,ağlatmıştı onları.Karşı karşıya olup da farkında olmadıkları durumların farkında olmalarını sağlamıştı.Düşünülmesi gereken en önemli sorunları düşünmelerine yardımcı oldu.Başımızdaki felaketlerin çarelerini sunmuştu.Sevgi tanımayan insana sevmesini,insan kavramı olmayan insana insanı öğretti. Yüzlerce yetenekli oyuncu yetiştirdi.Hepsine kendi çizgisi ile karışık yeni bir çizgi gösterdi.”Gittiler veya gitmediler,o onların sorunu demedi.”Bütün sorunları kendisininmiş gibi algılardı.Gidenlere aferin,gitmeyenlere nasihat verdi.Bilirdi çünkü,nasihatlerinin dinleneceğini. En olumsuz insanı,en karamsar insanı,en sinirli insanı yola getirmesini bilirdi.Başarılarıyla övünüyordu elbette,fakat paparazzi malzemesi olmadan.Kameraları her şey sananlardan değildi.Kendisiyle ve tiyatrosuyla paylaşıyordu başarılarını da,her şeyini paylaştığı gibi. Kalbi gittikçe sıkışıyprdu.Ağlamak istiyordu.Dayanamayıp bağırmaya başladı ve yıkıldı kaldı,dayandığı duvarın yanına.Bayılmıştı. Sonunda birisi,bu çaresiz insanın bir insan olduğunu gördü ve yardım için koştu.Ona iyilik yapabilmek için can atıyordu bu garip oğlan.Kalbini dinledi.Tanımadı.Bilseydi onun tiyatro sanatçısı olduğunu,nasıl davranırdı acaba?Belki de biliyordu.Biliyordu veya bilmiyordu,sonuçta ona bir insan gibi yardım ediyordu.Gerçek bir yaşayan gibi. Bağırmaya başladı:”Ambulans çağırın,ölüyor!”diye. Bu sesle biraz önce duvarın dibinde acı çeken insanı görmeyenler,sanki yeni görmüş gibi çığlık çığlığa koşuyorlardı.Biranda hepsi insan oluvermişlerdi.On-onbeş tanesi cep telefonuna sarıldı. Ambulans beş dakikada gelmişti.İnanılmazdı ama gelmişti işte.Hemen ambulansa alıp,***ürdüler hastaneye. Doktor,iki saat sonra ailesinin yanına geldi.Onlara:”Hastamızın ufacık bile olsa bir heyecana kapılmaması gerekir.”dedi.Heyecanlandığı takdirde öleceğini de söyledi.Bu sırada kız kardeşi doktoru susturarak: -Doktor bey,siz ne söylediğinizin farkında mısınız?O bir tiyatrocu.Siz karasevdalı bir insana,sevdiğinden vazgeçmesini söylüyorsunuz.Siz yürümeyi çok seven bir insana,yürümemesi gerektiğini,siz her gün saatlerce gülen bir insana,”Gülme,yoksa ölürsün.”diyorsunuz. -Sizi çok iyi anlıyorum. -Beni anlamanızı değil,onu tamamen iyileştirmenizi istiyorum.Eğer heyecanlandığı zaman ölecekse,bu şu kapıdan çıkıp eve giderken olacaktır. -Neden? -Nedeni var mı doktor bey.Yolumuzun üstü onun oyuna çıktığı sahnelerle,belki de her yer, iki hafta sonra sahneleyeceği oyunun afişleriyle dolu.Bu oyun üstelik onun ilk sahneye çıktığı tiyatroda sahnelenecek.O günden,yani ilk sahneye çıktığından bu yana tuttuğu günlüklerden birini okusanız,onun neden buradan çıkar çıkmaz öleceğini çok iyi anlarsınız. -O zaman siz de başka yoldan ***ürün. -O zaman onu,eve de sokmayalım.Hatta odasındaki tüm eşyalarını yakalım.Çünkü odası Tamamen karasevdalı olduğu tiyatro namına kitaplarla,afişlerle,kıyafetlerle dolu. -Üzgünüm ama yapacak hiçbir şeyimiz yok.Tıpın çaresiz kaldığıanlarda,boynumuzu bükmekten,kabullenmekten başka bir şey yapamıyoruz,diyordu buz gibi ifadesiyle. Doktorun sözleri,ailesine adeta öldürücü iğne etkisi yapıyordu.Anne,baba,kardeş ağlamaktan,bağırmaktan,Allah’a sitem etmekten başka bir şey yapmıyorlardı.Çünkü çaresizlerdi. Halbuki evlatlarının bu dünyadaki en güzele gönül verdiğini ve bu yaşına dek,yaşanabilecek en güzel dakikaları yaşadığını düşünselerdi;onun için ağlamak,sitem etmek yerine,başlarını dikerler,gülücüklerle,onu bu hastaneden çıkarıp,son bir kez tiyatrosuna kavuşturmak için,binerlerdi taksiye. Sonunda gözleri şiş,derbeder halleriyle,bir gün sonra girdiler evlatlarının yanına.Baba:”Hadi gidiyoruz evlat.Sen yatmasını hiç sevmezsin.Ne diye orada öylece yatıyorsun?”Evlat gülüyordu.Çok az çıkan sesiyle:”Gidelim baba.”dedi. Babasının yardımıyla kalktı.İlk sahneye çıktığında,ayaklarının üstüne basamamış,uçtuğunu zannetmişti.Yine öyle hissediyordu kendini.Fakat bu sefer heyecandan değil,hastalıktandı.karşısında da seyircisi değil,ailesi vardı. Çıktılar hastaneden,bindiler taksiye.Öne oturdu.Bu,onda çocukluktan beri vazgeçemediği bir tutkuydu.Ailesi arkadan,yeni doğmuş bir çocuğu izler gibi izliyordu onu.Annesi tam arkasından,saçlarını okşuyordu.üçünün de gözyaşları ağır ağır akıyor,ağızlarına giriyordu.Her zaman yaptığı gibi,usul usul türkü söylemeye başladı: -Hastane önünde incir ağacı,anam ağacı. Doktor bulamadı bana ilacı,anam ilacı… Tam bu sırada ilk sahneye çıktığı kültür merkezinin önünden geçiyordu.”Duralım.”dedi.Ailesi hiçbir şey yapamadı.Durdular,indiler ve kültür merkezine doğru ilerlemeye başladılar. Merdivenleri çıkarken,tüylerinin diken diken olduğunu hissetti.Heyecanlanıyordu ilk günkü gibi.Kalbinde bir sızı hissetti.Daha dün,yeni tanıştığı kalbindeki sızı,bugün kendini daha şiddetli hissettiriyordu.Zorlanarak yürüyordu.Ailesi hiçbir şey yapamıyordu.Çaresiz,usul usul ağlamaya devam ettiler. O önden gidiyordu.Sanki seksen yaşında kambur bir ihtiyar gibi,usul usul sabırsızca yürüyordu.Ailesinin gözyaşları pınara dökülmüştü. Kapının önüne geldiğinde,yandan birisi seslendi.Sesini buranın emektar bekçisi Sadık Abi’nin sesine benzetti.Fakat takatsizliğinden ona bakamadı.Babası koştu ve onun kim olduğunu ve durumu anlattı.”Girebilirsin.”dedi,”sesi Sadık Abi’ye benzeyen adam”. Kapıların ikisini birden itti.İçeri iki adım attı ve yandaki koltuklardan birine oturdu.Hiç duyulmayan bir sesle,kağıt ve kalem istediğini söyledi.”Sesi Sadık Abi’ye benzeyen adam”,koşarak gitti ve kağıt,kalem getirdi.Kağıda birşeyler yazdı,cebine koydu.Kalemi yere attı.Ayağa kalktı ve ilerlemeye başladı.Bu sefer o ağlıyordu,hem de sessiz hıçkırıklarla. Sahneye çıktı.Her zaman verdiği o meşhur selamını,bir kez daha verdi.Ailesi alkışlamaya başladı. Başı yerdeydi.Kaldırdı ve son kez tiyatrosuna baktı ve olduğu yere yıkıldı.Ölmüştü. Ailesi ve “Sesi Sadık Abi’ye benzeyen adam”koştular,yanına geldiler.Feryatlarla,sitemlerle ağlamaya,bağırmaya başladılar.Babası cebinden mektubu aldı.Her zaman onun yaptığı gibi,seyircisiyle konuşur gibi,başladı okumaya: -Seyircime;otuz beş sene önce beni ilk kez bu sahnede görüp,canınızı katarak alkışladınız.Benim de sizi ilk tanıyışımdı bu.İşte o gün,ben size aşık oldum.İşte o gün,beni yalnız bırakmadınız,ilk heyecanım,ilk heyecanım tiyatroyla.Fakat bu gün…Son kez geldiğim bugün de,beni neden yalnız bıraktınız?Cevabınızı bekleyecek,bir dakikam bile kalmadı.Size dargın değilim.Sizi seviyorum.Beni unutmayın.beni unutsanız bile,tiyatroyu unutmayın.Onun size,sizin ona ihtiyacınız var.Hoşçakalın…Elveda…
Not:Bir arkadaşımın yazmış ve bana yollamış olduğu bir öykü.Çok beğendim ve sizlerle paylaşmak istedim...
SON 3 YORUM (En yenisi en önce gösteriliyor)
leventiscan
21/04/2002 : 17:05:54 Yakında meçhul yazarımızın yeni öykülerini de sizinle paylaşacağım...Saygılarımla
Kenan Kablan
03/04/2002 : 15:08:05 Öykü güzel... Teşekkürler Levent...Bir de yazarının ismini öğrenebilseydik...
M. Orhun Eskici
16/03/2002 : 08:29:20 Çok hoş bir öykü.
Paylaştığın için teşekkür ederiz! Varsa yeni öyküleri de bekleriz.;)
Selamlar
MOE
0.95 saniye. 22:04:18, 28 Temmuz 2026, Salı
Buradaki yazılar, yazarlarının ve Koniks.com®'un izni olmaksızın hiçbir yazılı, görsel yada sesli yayın organında yayınlanamaz. Eğitim amacı dışında, herhangi bir şekilde çoğaltılması yasaktır. Eğitim amaçlı çoğaltıldığı durumlarda, yazarla ilgili bilgilerin ve URL'nin belirtilmesi zorunludur.
Bu web sitesi bilgilendirme amacıyla iyi niyetle, amatör bir ruhla hazırlanmıştır ve yer alan her türlü bilgi genel nitelikte olup, doğruluğu, eksiksiz olması, güvenilirliği, yeterliliği ve güncelliği hiçbir surette sitemiz tarafından garanti ve taahhüt edilmemektedir. Yer alan görüş ve yorumlar tamamen Koniks.com üyelerinin kişisel görüşlerini yansıtmaktadır. Sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak iş kurma/yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir ve söz konusu bilgilere dayanılarak alınacak kararların neticesinde oluşabilecek yanlışlık veya zararlardan Koniks.com sorumlu tutulamaz.