Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

28/08/2006 : 18:09:16

Karanfilliyi görememiştim geldiğimden beri. Dün gece tesadüfen sahilde karşılaştık. Balıkçılarla pazarlık yapıyordu.
Hiçbir şey demeden, çantamdan fotoğraf makinesini çıkarttım. Gecenin karanlığına flaşın beyazlığı karıştı.
Sarıldık.
Yaşlanmamışsın be karanfilli dedim.
‘Yaşlanmam ben’ dedi. Tek kösele yumurta topuk ayakkabıları ayağında, başına kırmızı beyaz puşi bağlı. Kumaş pantolon, beyaz gömlek, eski usul yelek. Yeleğin cebinde köstekli saat ve sürekli yakasına taktığı için adını karanfilliye çıkartan o meşhur çiçek.

Çay bahçesinde oturmak için yer ararken, orta yaşlı kadınların bol olduğu bir masadan karanfilliye el salladılar. Gittik kadınların yanına oturduk ben kendimi tanıttım, onlar kendilerini tanıttılar. Çoğu karanfillinin akrabası, birde komşular var.
Bayanlardan bir tanesinin oğlu Silivri sporda futbol oynuyormuş, bir saattir çocuğun ismini düşünüyorum ama aklıma gelmiyor bir türlü.(salman olabilir).
—Efe yi sattık Ali(efe karanfillinin atı)
—Nasıl sattın
—Valla sattık, kışın paraya sıkıştık.
—Hayırlısı olsun. Şimdi atın yok mu? Yani.
—Olmaz mı var elbet. Kınalı kar dizisini seyrettin mi sen hiç
(O dizi yi ismen biliyorum ama hiç oturup ta izlemedim şimdiye kadar. Bunu karanfilliye anlatmanın anlamı yok.)
—Seyretmem mi? seyrettim tabi.
—Tamam, orada yakışıklı bir kaymakam vardı hatırladın mı? İşte o kaymakamın atını aldım.
—Deme be ağabey.
—Dedim bile, elim bollaşınca kararttım gözümü, kıydım paraya aldım atı.
Atı aldım almasına ama faytonculuğu bıraktım.
—Neden severdin sen o işi.
—Severdim ama Reis(belediye başkanı) bize yamuk yaptı.
—Ne istesin koskoca belediye başkanı sizden.
—Yerimizi değiştirdi. Taksiciler baskı yapmışlar bu faytoncular yüzünden para kazanamıyoruz diye. Oda bize kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bekleyin dedi.
Bekle bekle kimsenin gelip gittiği yok.
Sonra çok meşakkatli oldu bu işler. Nalbant yok, yemci yok takımcı yok. Tadı kaçtı anlayacağın işlerin bıraktım bende atı görmeye gel ama eve güzel hayvan.
Evet, FOÇADA faytonculuk bitmiş, bir dönem sonra ne olacağını biliyorum ben. Bir traktörü allayıp pullayıp tren haline getirecekler, insanları 1 milyona sahilde gezdirecekler.
Foça ile ilgili internet sitelerini gezerseniz şehrin tanıtımında kullanılan en büyük öğelerden bir tanesinin fayton olduğunu görürsünüz.
Karanfillinin ayağının dibinde bizim arabacı pıtiği dediğimiz cinsten bir köpek yatıyor. Köpeğe baktığımı görünce ‘cesur’ diyor.
Köpeğin cesurluğu falan kalmamış,
‘Benimle yaşıt’ diyor.
—Senin yaş kaçtı ağabey.
—Altmış.
—Cesur damı altmış yaşında. Aslına bakarsan on beş yaşında ama köpekler bir yılda dört yaş alırlar.(yeni bir şey daha öğrendik).

Olabilir tabi, çok ta şaşırtıcı gelmedi bana bu durum. Neden derseniz. Yaşları 30 ile 35 arasında takılı kalan, aradan kaç yıl geçerse geçsin yaşlarında değişiklik olmayan bayanlar tanıyorum ben. Kim bilir belki siz de tanıyorsunuz dur.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar, oturduk karanfilli ile. Hasret giderdik bir daha sanırım seneye görüşeceğiz. Her geçen sene biraz daha yıpranmış, biraz daha çökmüş. Biraz daha neşesiz görüyorum karanfilliyi. Geçen zaman onun kelimelerini, cümlelerini çalıyor. Her geçen sene daha az konuşuyor. Her geçen sene daha az gülüyor. Hayat şartları her geçen sene daha zorlaşıyor demek.
Ayakta kalmak için,
Atımızı satıyoruz.
Arkasından koşumlar gidiyor.
Biri geliyor faytonu alıyor.
Sevdiğimiz ne varsa, elimizden alınıyor.
‘Hayat’ deyip, gülüp geçiyoruz.
Her zaman ki gibi bu günümüze şükür edip
Yaşayıp gidiyoruz.