Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

30/12/2009 : 10:45:19
Bu bölümde herkes kendi yöresinde meşhur olmuş ezgileri ve hikayelerini anlatabilirler.
Her türlü eserleride paylaşabiliriz :))

Ben kütahya yöresinde yaşanmış bir olayla başlıyorum=

Bundan 100-120 yıl önce Kütahya'da bir ailenin genç yakışıklı, sözü dinlenir, temiz kalpli bir oğulları varmış. Orta halli bir ailenin de güzel, boylu poslu uzun saçlı bir kızları varmış. Kız biraz hoppa olduğu, ele, avuca sığmadığı için arkadaşları ona "deli düve" ismini vermişlerdi (düve: buzağı doğurma zamanı gelmiş yeni ineklere bazı yerlerde düve denirmiş). İşte genç yakışıklı delikanlı deli düveye aşık olmuş. O zamanlar deli düve adı dillere destandır. Genç, deli düveyi ailesinden ister, fakat kızı vermezler. Kızla genç gizli gizli buluşurlar. Bunu duyan kızın ailesi razı olur ve kızla genci evlendirirler. Fakat gençlerin saadetleri uzun sürmez, bu kızın güzelliğini duyan gören zamanın delikanlıları kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır hem de ona kin bağlarlar.

Aradan hayli zaman geçer bu genç ve güzel gelin bazı delikanlılar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. Delikanlılar "kocandan ayrılacaksın yoksa seni dağa kaldırırız, kocanın da gözlerini kör ederiz" diye kıza haber salmışlar. Genç kadın önceleri aldırmaz ve kocasından saklar, onu sevdiği için bir türlü kötülük etmelerine razı olamaz ve delikanlılara şöyle haber yollar " Ne olur, kocamı rahat bırakın. Ona dokunmayın ne isterseniz yapayım" der. Bunu haber alan gençler kadını kaçırmaya karar verirler. Aracı kadına "biz istediğimizi çeşme başında söyleyeceğiz. Oraya kadar gelsin" derler. Bunu duyan gelin meraktan çatlayacak bir duruma geldiğinden çeşme başına gider. Çeşme başına giden delikanlılar tuzak kurarak kadını kaçırırlar. Kadın bu sırada çığlık atar o sırada kadının kocası olan Asalıoğlu sesi du**** koşarak gelir. Kadının kocası ile diğer gençler arasında kanlı bir kavga olur ve Asalıoğlu ölür. Gençler kızı dağa kaldırmıştı öte yandan oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başlarını yolarlar.

Dilden dile, ilden ile bir şarkı dolaşır:


Kütahya’nın pınarları akışır
Devriyeler kol kol olmuş bakışır
Asalıya çuha şalvar yakışır

Amman amman vehbim öyle böyle olur mu
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı

Salım geldi musallaya dayandı
Karbeyaz tenim (vehbim) al kanlara boyandı
Seni vuran oğlan nasıl dayandı

Amman amman vehbim öyle böyle olur mu
Ah ben ölürsem dünya sana kalır mı

Son 21 yorum (en yenisi önce)

17/03/2010 : 23:38:06
Bu türküyü ege türküsü olarak bilirler ya yanarım yanarım da buna yanarım. Hakiki, organik bir karadeniz türküsüdür bu.
17/03/2010 : 23:28:35
Fatsalı Halil İbrahim'in Yaşam Öyküsü


Çocukluğumuzda, günlerden cuma veya pazartesi olduğunda Fatsa’yı gezmek için büyüklerimizin peşine takılırdık. Yarıtaş,Töngeldibi, Kabaelma,Domuzderesi derken eski Samsun yoluna inerdik.Oradan baktığımızda artık Fatsa görünürdü.Kilise Kıranı’ndan inenlerle yolumuz burada birleşirdi.


Halil İbrahim’i, öyle bir yolculuk esnasında tanımıştım.Siyah çizgili takım elbisesi,sekiz köşe kasketi,iskarpini,elinde şemsiyesi ile O, devrine göre şık giyinen tipik bir Anadolu delikanlısıydı.

Saat,gramofon, löküs, şemsiye ve kilit gibi o zamana mahsus aletlerin tamiri ile ilgilenen ünlü bir çilingirdi.Küçük bir dükkânı vardı.Evinden işine gider,işinden de evine dönerdi. Kendisine ‘Çakı gibi delikanlı’ derlerdi. Silahsız gezmezdi. Gizliden tabanca tamiri de yaptığı söylenirdi.

Babası Ahmet Sat’ın, Yalıköy tarafından gelip buraya yerleştiği ve Emiralioğulları’ndan olduğu anlatılırdı.

Halil İbrahim, komşu köyden Orduluoğlu Ahmet’in kızına âşık olur ve onu kaçırır. Orduluoğlu Ahmet pek gururlu,bir eli olmayan ‘çolak’ lakaplı otoriter bir insandır. Kızının Halil İbrahim’e kaçmasını bir türlü hazmedememiştir. 1931 doğumlu Halil İbrahim Saat, 1951 yılında askere gider. Köyünde eşi bir oğlu,bir de kızı vardır. Asker ocağında, vatanî görevini yapan Halil İbrahim’e bir mektup gelir. Mektup çok acıdır.

Mektupta: Komşusu Ağanın, Halil İbrahim’in tapusu olmayan arazilerini kendi mülküne katmak için girişimlerde bulunduğu ve kayınpederinin de kızını geri alacağı yazılıdır. Dayanamaz Halil İbrahim, bu mektupla gelen acı ve gelecekteki yaşamını karartacağını bilmediği kara habere…

Bunun üzerine Halil İbrahim askerden firar eder. Zaten ormanlık olan evinin etrafında saklanmaya ve barınmaya başlar. Ayrıca Terzioğlu Tepesi, Odayanı,Çıtırdüzü derken ara sıra da evine gelir. Fazla direnemez ve yakalanır. O zamanlar asker kaçağı olmak çok adî bir suçtur. Onu kendisi de bilir. Ancak yakalandığı zaman jandarmaları çok yormuş olmalı ki; O’nu telefon direğine bağlayıp dövdükleri söylenir.

O an Halil İbrahim’in, hayatının kırılma noktası olmuştur. Cezasını çeker,askerlik görevini tamamlar. Ama hayatı artık perişan bir hal almıştır. Hanımı da elinden alınmış,Terme’ ye başka birisine verilmiştir. Bilahare çocukları da annelerinin yanına gitmiştir. Halil İbrahim,artık evinde yalnız başına kalmıştır. Halktan kopmuştur. Silahsız gezmez, yakalanmak ta istemez. Mümkün olduğu kadar gece gezmeye özen gösterir. Yolları kullanmaz. Dağlardan,ormanlardan ve derelerden; gideceği yerlere öyle gider. Zaten fazla gideceği dostu da kalmamıştır.

Halil İbrahim bizim köye Cemal Dayının yanına gelirdi. O’nu orada görme imkanım da olurdu. Çünkü bizim kullandığımız su (turşu suyu) Cemal Dayının evinin yanında idi. Cemal Dayı, Halil İbrahim’in arazilerini işlerdi. Ayrıca Güfer’in Dursun amcalara gittiği de söylenirdi. Seyrek te olsa Apul amcalara da gidermiş. Anlaşılan ayda bir kez de olsa ,ev yemeğine ve sohbete olan ihtiyacını böyle gidermeye çalışırmış Halil İbrahim…

Ben Evkaf İlkokul’unda okuyordum. Cumartesi öğleden sonra, pazar ve diğer tatil günlerinde çobanlık bana düşerdi. Hayvanları, diğer çocuklarla Alageliş Dağına getirirdik. Kızılkaya da oraya yakın yokuşu çok olan çıtırlık bir ormandı. Hayvanlarımız susadığında yola inerlerdi. Onları genelde öğleden sonraları dereye suya indirirdik. Dere kenarlarında otlanırdı hayvanlarımız.

Hasano Deresi, Kazandere ve Kabamla Deresi ile birleştikten sonra almıştır ismini. Hayvanlarla ,Domuzdereye kadar inerdik. Orada,onları kız çocuklarına bırakır, birkaç arkadaş epey yürüdükten sonra Halil İbrahim’in evine çıkardık. Cemal Dayının da oralarda olduğunu bildiğimiz için bundan da cesaret alırdık.

Halil İbrahim’in, evinde tamir işiyle uğraştığını biliyorduk. O zamanlar gramofon dinlemeye bayılırdık. Tepenin başında ahşap bir evi vardı. Yakınında başka ev de yoktu. Bize bütün taş plaklarını dinletirdi.Gayet insancıl,çok efendi birisiydi. Malatyalı Fahri Kayahan, Muzaffer Akgün, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Behiye Aksoy, Yaseri Asım Arsoy dinlediğimiz plaklardan bazılarıydı. Plakların bir yüzü bittiğinde diğer yüzünü eliyle çevirir, gramofonu kurardı. Kendisi kenarda bir masada bazen fal açar,bazen de tamir işleri ile uğraşırdı. O dönemin unutulmaz sanatçılarının resimleri ,posterleri ve plakları hep vardı O’nda. Ayrıca içtiği gelincik sigaralarının paketlerini de biriktirip terekte saklamıştı. 1950’lerde gazeteyi ben onun evinde gördüm.Hürriyet ya da Milliyet olsa gerek… O’nun yanına bazen de büyüklerimizin saat ve löküsleri bozulduğunda, onlarla da gitme imkanımız olurdu.

1980’li yıllara gelindiğinde Fatsa’da, 12 Eylül öncesi nokta operasyonu yapıldı. Sağ, sol çatışmaları hat safhaya ulaşmıştı. Kimse köyüne, bahçesine gidemiyordu. O sıralar Halil İbrahim’in evi, meçhul kişiler tarafından yakılmıştı . Halil İbrahim,yangından kurtarabildiği gramofonunu, masasını ve bazı aletlerini karşı ormanda bulunan kayalık bir alandaki mağaraya taşımak zorunda kalmıştı.Orada barınmaya başlamıştı. O, bu hayata zaten alışıktı. Hiç kimsenin gündüz bile fındık bahçelerine çıkamadığı, güvenlik ortamının sağlanamadığı zamanlarda bile O, gece gündüz ormanlarda,dağlarda ,derelerde gezer, dolaşırdı. Korku nedir bilmezdi. (29 sene önceki sopa korkusu hariç)

Nokta operasyonu 1980 temmuzunda yapılmıştı. Fatsa’ya çok sayıda asker,, tüfek, helikopter gelmişti. Arananlar, yakın köylere,ormanlara çekilmişlerdi. Her gün köylere, ormanlara operasyonlar düzenleniyordu. Bir gün vur-kaç eylemi gerçekleştirilmişti. Ardından büyük bir operasyon daha başlatılmıştı. Dağ,taş aranıyordu. Sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı.

Bir gece önce, Halil İbrahim yakalandığı şiddetli bir yağmura daha fazla direnemediğinden; dağ,orman, dere demeden saatlerce yürüdükten sonra sabaha karşı Güfer’in Dursun amcalara gelir. Onları, o saatte uyandırmak ve rahatsız etmek istemez.Her tarafı ıslanmış, bitkin bir halde iken mısır alafı ve ot dolu samanlığın içine girer ve hemen uykuya dalar.Bu arada silahı da belindedir. Ertesi gün, uyandığında jandarmaları başucunda görür. Dünya başına yıkılmıştır. Hiçbir şey yapamaz, silahını verir ve teslim olmak zorunda kalır. Aslında 29 yıl önceki olay olmasa hiçbir şey olmayacaktır. Ah ! O korku… İçine sinmiş bir kere Halil İbrahim’in. Dursun Amcanın oğlunun,gelininin,hanımının onlardan kim varsa hepsinin tek tek ifadesi alınır .Halil İbrahim’in, kim olduğu onlara sorulur.Onlar da , O’nu tanıdıklarını ve evlerinin ona her zaman açık ,dürüst ve oldukça mert birisi olduğunu söylerler. Sadece gece o saatte onları rahatsız etmek istemediğinden samanlıkta yatmış olabileceğini anlatırlar.

Her şey normaldir. Halil İbrahim’in serbest kalmasına ramak kalmıştır. Çünkü o zamanlar silahını teslim edenler soruşturmaya tabi tutulmuyor ve serbest bırakılıyorlardı. Yalnız o; 29 sene önceki an varya: Kahrolası an!… Halil İbrahim’in kurtulmasına imkan tanımayacaktı. Bir fırsatını bulan Halil İbrahim ,, Hasano Deresine kadar iner. Dal köprüyü sel almıştır. Bulanık taşkın dereyi geçtikten sonra bir müddet daha koşar. Tekrar ormana gireceği anda , başından vurulur ve kayalara yaslanır. Yere düşmez Halil İbrahim. Ölürken de aslandır Halil İbrahim. paylaşmak zorunda kalmıştı. Yalnız ne Halil İbrahim onları tanıyordu tank dur! kaçma ! sesleri arasında tepeden aşağıya koşar ve yuvarlanır. Ardından silah sesleri yankılanır. Ortalık kıyamet gününe döner.


Dağda Kızıl Ot Biter
İçinde Keklik Öter
Eşkıyadan Da Beter
Uslan Be Halil İbrahim

Kıvırcık Saçlarına
Kar Düşmüş Uçlarına
Dağın Yamaçlarına
Yaslan Be Halil İbrahim

Derede Su Durulur
Daldan Köprü Kurulur
(Dal Köprüler Kurulur)
El Yerine Vurulur
Aslan Be Halil İbrahim

Kıvırcık Saçlarına
Kar Düşmüş Uçlarına
Dağın Yamaçlarına
Yaslan Be Halil İbrahim

Müfreze Dağı Sarar
Dağda Kaçaklar Arar
Geçit Vermez Kayalar
Hızlan Be Halil İbrahim

Kıvırcık Saçlarına
Kar Düşmüş Uçlarına
Dağın Yamaçlarına
Yaslan Be Halil İbrahim

29/01/2010 : 17:01:23
Bahçelerde altın top
Severim inkarım yok
Yüz bin yemin ederim
Senden başka yarim yok

Yarim yok yarim yok
Yarim yok yok

Mendil oldum dür beni
İşte geldim gör beni
İstemezsen görmeye
Al silahı vur beni

Vur beni vur beni
Vur beni vur

Ay doğar sini gibi
Sallanır selvi gibi
Bütün Kıbrıs'ı gezdim
Bulamadım sen gibi

Sen gibi sen gibi
Sen gibi sen

Gökte yıldız az kaldı
Teller koptu saz kaldı
Moraz etme güzelim
Gavuşmamız az kaldı

Az kaldı az kaldı
Az kaldı az
29/01/2010 : 16:32:04
Bir kıbrıs ezgisi:))
29/01/2010 : 16:11:30
Beşparmak dağı sıra
Ot sarılmış mısıra
Ben gurbete düşeli
Ayşemi kimler sara


Gülemedim ben nidem a yarim
Sevilmedim ben niye a cicim
Güzel Ayşemi eller almış
Kime varıp ne diyem a canım

Yol boyu servi dolu
Çaya gider bir kolu
Dün bir güzeli gördüm
Yare benzerdi boyu


Gönyeli'de çınar yok
Yaz kış akan pınar yok
Bin türlü derde düştüm
Halimi hiç soran yok


(Bu türkü nereden alınmıştır bilin bakalım)
29/01/2010 : 15:54:01
Bana kalırsa Bazı türkülerimizin Sözleri eleştirdiğimiz bazı günümüz pop yıldızlarının şarkılarını aratmıyor aşağıda örnekleri veriyorum

1.Çoğumuzun gayduruguppak cemilem olarak bildiği türkünün aslı baldırı çıplak cemilemdir. bu da türkünün erotik düşünceler çağrıştırabilen bir bölümdür.


2.Erzurumlu emrah adındaki güzide halk ozanımızdan bir seçme

dedim ak memeler dedi koynumda
dedim ver ağzıma söyledi yok yok



3.Ünlü Bir Konya Türküsü:))

hani benim elli gram pastırmam
konyalıdan başkasına bastırmam..



4.Her ne kadar koşma ve semai tarzında yakılmış olsa da karacaoğlan'ın bir çok şiiri bu bahse dahil edilebilir.

güzel, ne güzel olmuşsun
görülmeyi, görülmeyi
siyah zülfün halkalanmış
örülmeyi örülmeyi

bahçende gülün güllenmiş
şeyda bülbülün dillenmiş
koynunda memen kirlenmiş
emilmeyi emilmeyi


Not:Umarım Bu örnekler yanlış anlaşılmaz:))
29/01/2010 : 15:28:30
Mukim Tahir
Mukim Tahir Urfa’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü ses sanatkârlarından biridir. Aynı zamanda bestekârdır.Mukim Tahir, ustalığı ve sesinin güzelliği, hoş sohbeti nedeniyle Urfa müzik meclislerinin aranılan kişisiydi.

“Kırmızı kurdela“ isimli türkünün hikayesi
Mukim Tahir devrinin en ünlü sanatçısıdır. Ünü Urfa sınırlarını aşmıştır. Çevresinde sevilen ve sayılan biridir. Kendisine yapılan yanlışlığı kabul etmeyen, gururuna düşkün ve asabi mizaçlı, çağrıldığı her yere gitmeyen ve gittiği yerde de çok hürmet gören biridir.

Mukim Tahir bir gün program yapmak üzere Ankara Radyosu’na davet edilir. Gabardin şalvar, kırkdüğme yelek gibi mahalli kıyafetler giymiştir. Tahir’in kaytan bıyıkları da dikkat çekicidir. Elinde sazı ile Ankara Radyoevi’ne girerken, orada görevli modern giyimli bir bayan Mukim Tahir’in şalvarına ve kaytan bıyıklarına bakarak alaylı bir şekilde gülümser. Bu davranış Mukim Tahir’in canını sıkar. Stüdyoya girerken bayandan adını sorar. Bayan, adının “Emine“ olduğunu söyleyince Mukim Tahir;

Kırmızı kurdele
Kör olasın Emine
Endim derelerine
Bilmem nerelerine
Kaytan bıyıklarımı
Sürem nerelerine


Devamı:))
kırmızı kurdele, kör olasan eminem
indim derelerine, bilmem nerelerine
kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine

yavrum da sana ipek mendil alayım
indim derelerine, bilmem nerelerine
kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine

yavrum da sana melez köynek alayım
indim derelerine, bilmem nerelerine
kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine

yavrum da sana kalıç potin alayım
indim derelerine, bilmem nerelerine
kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine

29/01/2010 : 15:13:40
Not:Haluk Levent bu Türküyü Zamanında "Sapık Türkü" olarak Nitelendirmişti. Sözlere bakınca haksız gibide sayılmaz:)) :)) :))

Alıntı Yapılan Metin:

ŞARKÖY TÜRKÜSÜ
bağa girdim bağ budanmış
bağa bülbül dadanmış
15 yaşında da nazife de hanım
kimlere aldanmış?

o tepeden bu tepeye
oyun olur mu?
15 yaşında da nazife de hanıma
doyum olur mu?

çıktım şarköy'ün bağına
sıra sıra zeytinler
15 yaşında da nazife de hanıma
yazık ettiler
29/01/2010 : 15:01:12
Eşeği Saldım Çayıra

Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayra
Yoranın da avradını

Münkir münafıkın soyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını

Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını

Dağdan tahta indirenin
Iskatına oturanın
Hizmetini bitirenin
İmamın da avradını

Müfsidin bir de gammazın
Mali vardır da yemezin
İkisin meyyit namazın
Kılanın da avradını

Kazak abdal nutk eyledi
Cümle halkı dahleyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da avradını

KAZAK ABDAL
28/01/2010 : 15:53:34
Kar mı Yağdı Kütahya'nın Dağına Sözleri

Kütahya'nın tanınmış ailelerinden, Ebelerde bir hacı hafız
vardır. Hacı hafız küçükken komşunun kızı Azime 'ye beşik
kertiği ederler. Zamanla büyüyen serpilen bu iki genç
evlenme çağına gelirler. Lakin kız babası sözünde durmaz.
Azime 'yi başkasına verir. Bunu duyan hacı hafız deliye
döner. Zira Azime'ye sırılsıklam aşıktır. Kimse zaptedemez
hacı hafızı. Ailesi bir miktar para vererek hacı hafızı
şehirden uzaklaştırır. Bir müddet sonra geri dönen hacı
hafız Kundukviran daki bahçelerine gider. Bahçesinin bütün
toprağını, Azime 'ye maniler atarak un eleğinden geçirir.
Fakat aradan yıllar geçmiş ikiside yaşlanmışlardır artık.
Bir akşam üstü ihtiyar Azime evinin önünü süpürmekteyken,
evine dönmekte olan Hacı Hafız, Azime 'yi görür ve eğilip
Azime'ye şöyle der. "SUDA SÖĞÜT ÇÜRÜMEZ, ESKİ SEVİ
FARMIAZ. Ay Azimem sen de bittin ben de bittim". Bunu duyan
Azime "OB HALA MI BENDE GÖZÜN VAR" diyerek içeriye kaçar.
Hacı Hafız bu işin bittiğini geç te olsa anlamıştır.

Gar mı yağdı Kütahya'nın dağına
Ateş düştü ciğerimin bağına
Gül döşetmiş şalvarının ağına

GAYIRMA SEVDİĞİM GÜN BÖYLE KALMAZ
YANAR DERUNUMUN ATEŞİ SÖNMEZ

Çubuğum yok yol üstüne uzatsam
Takatım yok var yolunu gözetsem
Menendin yok seni kime bezetsem

A DAYLER, EY DAYLER LALELİ DAYLER
İKİ ELİ KOYNUNDA BİR GELİN AYLER

Karşı karşı yaptıralım hanları
Kaldıralım kasaveti gamları
Doldur içem şişedeki demleri

FİNCANI ZARFINDAN AŞIREN DERLER
AKLIMI BAŞIMDAN KAÇIREN DERLER

Yüksek konaklarda hümayun perde
Canım kurban olsun merdoğlu merde
El ele gezseydik bir tenha yerde

Külhan tütününden baskın yanarım
Uyur uyanırım yari ararım

Ay Azimem hangi bağın gülüsün
Sen Mevla 'nın bir sevgili kulusun
Nettim sana sen Allah 'tan bulursun

GAYIRMA SEVDİĞİM GÜN BÖYLE KALMAZ
YANAR DERUNUMUN ATEŞİ SÖNMEZ

Evlerinin evi yümsek bayırdır
Aşkı bilmeyenler mutlak gavırdır
Gayırma sevdiğim sonu hayırdır

YETİŞ A SEVDİĞİM GEÇİYOR İŞ İŞTEN
AŞIRDILAR KARLI DAĞDAN KEŞİŞTEN

Melek misin yeşil donlar giyersin ?
Cellat mısın tatlı canlar kıyarsın ?
Çocuk musun el sözüne uyarsın ?

AÇILDI ÇİĞDEMLER GELMESİ YAZLAR
COŞKUN OLUR ON BEŞİNDEKİ KIZLAR

Aşıkların taşa geçer ilenci
Yalvara yalvara oldum dilenci
Var git ikrarından dönen yalancı

İKRARINDAN DÖNEN DİLBER TATLOLUR
HOVARDA YANINDA PEK KIYMATLOLUR

Ay Azimem nerde isen varayım
Gökte isen merdivenler kurayım
Çıkası canımdan nasıl durayım

A BENİM ENGELDEN AŞAMADIĞIM
HALİNİ HATIRINI SORAMADIĞIM

Bir berat gecesi tutuldu dilim
Silaha bıçağa varamadı elim
Ne yaman zor imiş geciken ölüm

ÖLÜM OLSA AYRILIKLAR OLMASA
BEN SARSAM YARİMİ ELLER SARMASA

Ebelerin şakşaklıdır kapısı
Bilmem melek bilmem huri yapısı
Gıran girsin yardan gayri hepisi

A DAYLER EY DAYLER LALELİ DAYLER
LALESİ GOYNUNDA BİR GELİN AYLER

Karanlık evleri sildim süpürdüm
Pamuk şiltelere gelin ***ürdüm
Yari düşte gördüm aklım yitirdim

KARANLIK EVLERİN ÇIRASI KIZLAR
MEVLAM MURADINI VERESİ KIZLAR

Sabah yeli sen yellerin başısın
Nazlı yare benden selam taşırsın
Aç beyaz göysünü varsın üşüsün

BEN MURADIMI ALAMADIM AL ALSIN
ELLER ALSIN YELLER SEL ALSIN
05/01/2010 : 17:07:06
:) bir sürü güldüm yav.
04/01/2010 : 21:11:32
Alıntı Yapılan Metin:
Yazıyı gönderen - mehmetustam
Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Suda pişmiş mısırı tuzlayıp yiyeceksin
Mısırın türküsünü benden dinleyeceksin

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Köydeki kızlarınan ırgatlıkluk ederduk
Mısırın püskülünden sigaralar içerduk

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Korko çorbası derler mısırın çorbasına
Benden selamlar olsun mısırın babasına

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Mısırın ekmeğini ederler saç altına
Bizim sofrada mısır benzer sarı altına

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Gardaş beşikte seni nenen donatmadı mı
Seni yaradan mevla beni yaratmadı mı

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Kaynak: Erkan Ocakli
Yöre: Rize



İşte bu :)) Sıkılmıştık bu divan edebiyatından ve Bohem havasından
Birazda Halk Edebiyatına yönelmek lazım. değilmi:)
04/01/2010 : 10:07:53
Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Suda pişmiş mısırı tuzlayıp yiyeceksin
Mısırın türküsünü benden dinleyeceksin

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Köydeki kızlarınan ırgatlıkluk ederduk
Mısırın püskülünden sigaralar içerduk

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Korko çorbası derler mısırın çorbasına
Benden selamlar olsun mısırın babasına

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Mısırın ekmeğini ederler saç altına
Bizim sofrada mısır benzer sarı altına

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Gardaş beşikte seni nenen donatmadı mı
Seni yaradan mevla beni yaratmadı mı

Mısırı kuruttun mu
Anbarda duruttun mu
Nenen çarık giyerdi
Bunları unuttun mu

Kaynak: Erkan Ocakli
Yöre: Rize
04/01/2010 : 02:32:57
Alıntı Yapılan Metin:
Yazıyı gönderen - mehmetustam


Abuk Sabuk Yaygara

Kimi elden, ayaktan; kimi haktan fukara
Azgın birçok budala, çıkmış bizde meydana
Kimi izandan mahrum, kimi aklen fukara,
Abuk sabuk adamlar, çıkmış sözde meydana

Sözde akil adamlar, milliyetten saparlar
İrfandan nasipsizler, hayır verir mi bize?
Dıştan nakil arsızlar, hürriyetten saparlar
Abuk sabuk adamlar, bir gün gelir mi dize?

Hep fitnelik yaparak, fıtratları bozmuşlar
Ayyaş olup gezerek akıllardan tozmuşlar
Hep küçük düşünerek; saçmalıklar yazmışlar
Abuk sabuk adamlar, cüret edip azmışlar

Olmayan yüzlerinin derisini kazmışlar
Milletten uzak durup sarhoş olup sızmışlar
İçinde oldukları, halka kuyu kazmışlar
Abuk sabuk adamlar, yarı yolda tezmişler


Elazığ, 2009

Güneri Yıldız




(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




VER COŞKUYU
bana pas vermiyorsun kiymete biniyorsun,
havan kime guzelim,
beni begenmiyormusun.


kacarsan kovalarim sonunda yakalarim,
yakisikli adamim, nasilim.

ver coskuyu, kivir kivir
ver coskuyu, ver ver,
ver coskuyu, kasiklari zilliver coskuyu, ver tatlim,
ver coskuyu ver ver ver ver coskuyu.

hadi biraz rahatla, sakin icine atma,
yeterki sen evet de, aldiririm ucakla
kacarsan kovalarim sonunda yakalarim,
yakisikli adamim, nasilim.

fazla naza gelemem, hic hazla yetinemem,
senin gibi guzeli birakipda gidemem.
kacarsan kovalarim sonunda yakalarim,
yakisikli adamim, nasilim.
03/01/2010 : 17:36:28


Abuk Sabuk Yaygara

Kimi elden, ayaktan; kimi haktan fukara
Azgın birçok budala, çıkmış bizde meydana
Kimi izandan mahrum, kimi aklen fukara,
Abuk sabuk adamlar, çıkmış sözde meydana

Sözde akil adamlar, milliyetten saparlar
İrfandan nasipsizler, hayır verir mi bize?
Dıştan nakil arsızlar, hürriyetten saparlar
Abuk sabuk adamlar, bir gün gelir mi dize?

Hep fitnelik yaparak, fıtratları bozmuşlar
Ayyaş olup gezerek akıllardan tozmuşlar
Hep küçük düşünerek; saçmalıklar yazmışlar
Abuk sabuk adamlar, cüret edip azmışlar

Olmayan yüzlerinin derisini kazmışlar
Milletten uzak durup sarhoş olup sızmışlar
İçinde oldukları, halka kuyu kazmışlar
Abuk sabuk adamlar, yarı yolda tezmişler


Elazığ, 2009

Güneri Yıldız




(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.


03/01/2010 : 15:06:37
Arabada 5 Evde 15

yakacaksin sobayi
isitacan odayi
saat bese gelince de
göreceksin pompayi

arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse agaya beles!

oy kalçalar kalçalar
domatestir salçalar
ayten kafayi çekince
herkezden iyi çalkalar

arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse agaya beles!

tren gelir düttürür.
düdügünü öttürür.
su zamanin kizlari
bi sakiza öptürür
kutusuylan alayim yavruuuuumm!!

arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bedave!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse agaya beles!

ata vurdum belleme
gir koynuma terleme
her yanim senin olsun
okçuruma (!) elleme


arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, e bedave!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, haciya beles!

mayosu var vakkodan
çok özenmis yaradan
pesin param kalmadi
visa çekelim aradan

arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, e bedave!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bendensin!
arabada 5, evde 15,
hosuma da giderse, bedave!


ANKARALI NAMIK
03/01/2010 : 12:42:09
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır
Bugün posta günü canım sıkılır
Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim yüreğime hançer sokulur
(Sebebim aman)

Bir of çeksem dağı taşı sel alır
Gurbete gidenin yarin el alır
El almazsa yanar yanar kül olur
Aman Allah al başımdan sevdayı
Genç yaşımda zindan ettin dünyayı
(Sebebim aman)
30/12/2009 : 16:37:18
İşte Ünlü bir Halk Ozanımızdan Güzel bir nakarat:))

"honki ponki torino
çalına bimbo porino
muşi muşi popopo kozizo
çıkı çıkı şayne tikitak tok"
30/12/2009 : 16:34:07
Müzik olsa duygulanacaksın yani:)) Ozaman Bunu Müslüm Babaya söyletelim:))
30/12/2009 : 15:54:16
Beni hiç duygulandırmadı bu şey, yanında fon müziği olmadığı için herhalde :)
30/12/2009 : 14:58:21
İşte size MFÖ den anlamlı bir sözler:)) Bu Şarkının sözlerini okuyunca çok duygulanıyorum:((

Alıntı Yapılan Metin:

SUDE
Day dahi ya hum
Nurunda nurunda nurunda nurunda
Hiya hiya

Ha bu ya da feste sebaha
Ha bu ya da feste sebaha
Dasdisdos
Sude sude su
Sude sude su

Day dahi ya hum
Nurunda nurunda nurunda nurunda
Hi yahi ya

Day dahi ya hum
Nurunda nurunda nurunda nurunda
Hi yahi ya

Ha bu ya da feste sebaha
Ha bu ya da feste sebaha
Dasdisdos

Ha bu ya da feste sebaha
Ha bu ya da feste sebaha
Dasdisdos
Sude sude su
Sude sude su

Da hiya hiya hiya hum
Da hiya hiya hiya hum
Da hiya hiya hiya hum
Da hiya hiya hiya hum
Yaaa heeey..

Day dahi ya hum
Nurunda nurunda nurunda nurunda
Hi yahi ya

Gele gele gel gel
Gele gele gele gele
Gele gele gel yar gel

Gele gele gel gel
Gele gele gele gele
Gele gele gel yar gel

Sude sude su
Sude sude su

Ha bu ya da feste sebaha
Ha bu ya da feste sebaha
Dasdisdos

Ha bu ya da feste sebaha
Ha bu ya da feste sebaha
Dasdisdos

Day dahi ya hum
Nurunda nurunda nurunda nurunda
Hi yahi ya

Day dahi ya hum

M.F.Ö