Sevgili dostum Aşkın'ın yürek burkan bir şiiri ben çok beğendim, paylaşmak istedim:
Halil’in Ardından
Işıkları son yıldızları uğurlarken güneşin
kızıl dili eflatun dağları yalıyordu.
Nasırlı elleriyle cıgarasını çıkarırken adam
“Aklıma çakıldı kaldı,” deyip doğruldu.
İncecikti adam,
abartısız, dal kadardı.
Ağaçlara özenen gölgesi
toprağın kalbinde dallanıyordu.
Silahlar cayırdıyordu dağın ardında.
Patlama sesleri kelebek olmuş,
ovada uçuşuyordu.
“Sen kimsin ki,” derdi adam bulsa.
Yakasına yapışır, gözlerine bakardı onun.
Çelikler eriten bakışlarını
içleri ışıklı gözlerine dikip oğlunun
“Ulan Halil,” derdi, “Ulan deli oğlan,
sen mi bitirecen kahbeliği?”
“Sen nesin ki be oğul,” derdi belki kulağını burarak.
“Etin ne senin, budun ne!”
“Gel!” der,
çeker kolundan,
***ürürdü köyüne.
“Duramam,” derse Halil gene,
bağırırdı da hatta
ense köküne okkalı bir çakarak.
“Otur ulan,” derdi, “oturduğun yerde!
Başın göğe mi erecek vurularak!”
Gene de durmazdı Halil, bunu da biliyordu.
“Topraktır namusu adamın,” diye
kendi sokmuştu kulağına çocuğun.
“Ana, bacı için,
yar için, vatan için
ölmeli kişi ölecekse.
Şeref katmalı onurlu ömrüne
ölümüyle.”
Eh ulan Halil,
baba kalbi dayanmıyordu gene.
Evladı koyun koyunayken mermilerle
döşekte rahat edemiyordu ki.
Suya batan suna misali
sırsıklam kalktığı uykularda
kanayan düşlere bulanıyordu teni.
Usuna karalar çökerken
zifir gece misali,
oğlu cephedeki bir baba,
güneşe taç takamıyordu serçeler gibi.
Tırmandı dağı adam
düş katarak güçsüzlüğüne.
Oğlu yaşındaki civanmertlerin hırsı
derman olurken halsizliğine
eflatun dağın ardındaki cayırtı
kora kor bir çarpışmaya dönüştü gözlerinde.
“Kimsin baba?” dediğinde
omzuna sarılan elin sahibi,
gözlerinden Fırat taştı adamın
coşarak.
Yakalayıp askerin bronz tenli elini
“Babasıyım ben Halil’in,” diye inledi.
Öne düştü askerin başı,
gözleri güz buğusu.
Toparladı aklında çırpınan cümleleri.
“Yitti Halil, baba,” dedi.
“Bir ay evvel şehit verdik Halil’i.”
“Biliyorum,” dedi adam.
“Yaprak daldan düşse ağaç bilmez mi?
Ne var ki,
ah benim Halil gözlüm, ne var ki
yürek dinelmiyor dingin laflarla.
Söz dinlemiyor kişinin içindeki süvari.”
Asker dikti boynunu.
“Var git be baba,” dedi.
“Kahpe kurşun yağıyor.
Bir yanına değecek,
yakacaksın kalbimi.”
Taptaze bir gülücük
boy verince yüzünde
dikildi adam birden
siperin üzerinde.
“Anla be oğul,” dedi.
“Halil döndü yerine!
Kanatlandı be Halil,
uçtu geldi evine!
Ben onun atasıyım,
canıma denktir teri.
Ama durmaz toprakta,
yumruk olmuş elleri.
Her gece düşlerimde bana bakıp ağlıyor.
‘Bitmedi baba,’ diyor yıldızlaşan gözleri.
Ve artık duramadım
koydum canımı beri.
Kahbeyle mertçe vuruşsun diye
geriye getirdim
düş tenli Halil’imi!”
Kurşunlara doğru koşuya durdu adam.
Kör namlulu bir tüfeğe sarılırken elleri
“Bir şehitlik yetmedi erime!” diye gürledi.
Aşkın Güngör
(31 Mayıs 1994 – 14 Temmuz 2004)
Diğer şiirlerinden bazı örneklere linki takip ederek ulaşabilirsiniz: http://www.siirci.com/SiirListesi.asp?Sair=754
Halil’in Ardından
Işıkları son yıldızları uğurlarken güneşin
kızıl dili eflatun dağları yalıyordu.
Nasırlı elleriyle cıgarasını çıkarırken adam
“Aklıma çakıldı kaldı,” deyip doğruldu.
İncecikti adam,
abartısız, dal kadardı.
Ağaçlara özenen gölgesi
toprağın kalbinde dallanıyordu.
Silahlar cayırdıyordu dağın ardında.
Patlama sesleri kelebek olmuş,
ovada uçuşuyordu.
“Sen kimsin ki,” derdi adam bulsa.
Yakasına yapışır, gözlerine bakardı onun.
Çelikler eriten bakışlarını
içleri ışıklı gözlerine dikip oğlunun
“Ulan Halil,” derdi, “Ulan deli oğlan,
sen mi bitirecen kahbeliği?”
“Sen nesin ki be oğul,” derdi belki kulağını burarak.
“Etin ne senin, budun ne!”
“Gel!” der,
çeker kolundan,
***ürürdü köyüne.
“Duramam,” derse Halil gene,
bağırırdı da hatta
ense köküne okkalı bir çakarak.
“Otur ulan,” derdi, “oturduğun yerde!
Başın göğe mi erecek vurularak!”
Gene de durmazdı Halil, bunu da biliyordu.
“Topraktır namusu adamın,” diye
kendi sokmuştu kulağına çocuğun.
“Ana, bacı için,
yar için, vatan için
ölmeli kişi ölecekse.
Şeref katmalı onurlu ömrüne
ölümüyle.”
Eh ulan Halil,
baba kalbi dayanmıyordu gene.
Evladı koyun koyunayken mermilerle
döşekte rahat edemiyordu ki.
Suya batan suna misali
sırsıklam kalktığı uykularda
kanayan düşlere bulanıyordu teni.
Usuna karalar çökerken
zifir gece misali,
oğlu cephedeki bir baba,
güneşe taç takamıyordu serçeler gibi.
Tırmandı dağı adam
düş katarak güçsüzlüğüne.
Oğlu yaşındaki civanmertlerin hırsı
derman olurken halsizliğine
eflatun dağın ardındaki cayırtı
kora kor bir çarpışmaya dönüştü gözlerinde.
“Kimsin baba?” dediğinde
omzuna sarılan elin sahibi,
gözlerinden Fırat taştı adamın
coşarak.
Yakalayıp askerin bronz tenli elini
“Babasıyım ben Halil’in,” diye inledi.
Öne düştü askerin başı,
gözleri güz buğusu.
Toparladı aklında çırpınan cümleleri.
“Yitti Halil, baba,” dedi.
“Bir ay evvel şehit verdik Halil’i.”
“Biliyorum,” dedi adam.
“Yaprak daldan düşse ağaç bilmez mi?
Ne var ki,
ah benim Halil gözlüm, ne var ki
yürek dinelmiyor dingin laflarla.
Söz dinlemiyor kişinin içindeki süvari.”
Asker dikti boynunu.
“Var git be baba,” dedi.
“Kahpe kurşun yağıyor.
Bir yanına değecek,
yakacaksın kalbimi.”
Taptaze bir gülücük
boy verince yüzünde
dikildi adam birden
siperin üzerinde.
“Anla be oğul,” dedi.
“Halil döndü yerine!
Kanatlandı be Halil,
uçtu geldi evine!
Ben onun atasıyım,
canıma denktir teri.
Ama durmaz toprakta,
yumruk olmuş elleri.
Her gece düşlerimde bana bakıp ağlıyor.
‘Bitmedi baba,’ diyor yıldızlaşan gözleri.
Ve artık duramadım
koydum canımı beri.
Kahbeyle mertçe vuruşsun diye
geriye getirdim
düş tenli Halil’imi!”
Kurşunlara doğru koşuya durdu adam.
Kör namlulu bir tüfeğe sarılırken elleri
“Bir şehitlik yetmedi erime!” diye gürledi.
Aşkın Güngör
(31 Mayıs 1994 – 14 Temmuz 2004)
Diğer şiirlerinden bazı örneklere linki takip ederek ulaşabilirsiniz: http://www.siirci.com/SiirListesi.asp?Sair=754