Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

14/09/2004 : 08:41:12

ARIYORUM

Karaman oğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;

Bu günden sonra divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda,
Türkçe’den başka dil konuşulmaya diye,
Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,
Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard,
Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde wellcome,
Çıkışında good-bye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Seki’nin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?

İş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi , mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekalayı, olur’u okey diye söyleyeniniz var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri oley oley
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçe’miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karaman oğlu Mehmet Bey’i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?

YUSUF YANÇ



Son 9 yorum (en yenisi önce)

26/03/2006 : 12:07:44
agaclar kısın neden sararır
21/09/2004 : 15:20:33
Dediğin gibi yaseminece, problemin asıl kaynaklarından biri yabancı kelimeleri kullanmayı marifet saymak, özendiğine benzemeye çalışmak. Belki de altında çok uzun yıllardır yaşadığımız milli aşağılık kompleksi var.

Almanca; obdachlos= evsiz, yersiz, yurtsuz, açıkta. Sizce züğürt bu kadar cılız bir kelime mi? Bu kadarcık bir anlam karşılığı mı var? Türkçe'yi iyi bilmeden bir başka dile çevirmeye çalışmak yetersizlikle cebelleşmekten başka ne olabilir ki?

İngilizce; to compute= hesap yapmak, computer ise hesap yapıcı manasına gelir. Bire bir karşılığı budur.

CPU'nun açılımı, Central Processing Unit yani Merkez İşlem Birimi'dir.

"Abbreviation of central processing unit, and pronounced as separate letters. The CPU is the brains of the computer. Sometimes referred to simply as the processor or central processor, the CPU is where most calculations take place. In terms of computing power, the CPU is the most important element of a computer system." http://www.webopedia.com/TERM/C/CPU.html

Bilgisi ile değil bilgisizliği ile yorum yapınca insanlar doğru sonuçların çıkması beklenemez zaten. Computer ve CPU kelimelerini açıklamaya çalışan arkadaş İngilizce bilmediğini belirtmişti zaten. Bu yüzden başka bir yorum yapma gereği duymuyorum.

Dil konusunun tam anlaşılamadığı görüyorum. Dil yaşayan ve yaşatılan bir gerçektir. (Reha Muhtar gibi olduk :)) Bir kurumun güdümünde, laboratuvar deneyleri ile geliştirilip insanlığın hizmetine sunulmaz. Kurumlar ve kuruluşlar Türkiye'de olduğu gibi dünyanın her yerinde yaşayan dili ve kelimeleri kabul etmek zorundadırlar. Her dilde zaman içinde değişime uğra**** kökünden çok farklı hale gelmiş kelimeler mevcuttur. Bir kurum çıkıp "bu kelimenin aslı şudur, bundan sonra bunu kullanacaksınız" diyemez. Yaşayan dilin getirdiği ne ise kurumlar da kişiler de bunu kabul etmk zorundadırlar. Yaşayan dil canlı bir organizma gibir. Doğru kaynaklarla, fikir ve bilim ile desteklenirse gürbüzleşir, serpilir, güzelleşir. Sürekli başka diller tarafından tokatlanan, baltanan ve kendisiyle eser, fikir üretilmeyen bir dil pısırık ve güdük kalmaya mahkumdur. Tekrar ediyorum; Türkçe ile ilgili ortaya konan tüm sorunların kaynağı Türkçe'ye sahip çıkmayan Türk'lerdir.
21/09/2004 : 10:40:01
Bence de Türkçe çok güzel bir dil, önemli olan iyi bilmek, cümlede kullanıldığında manasını anlamak. Neden yabancı dillere ihtiyaç duyduğumuzu anlayamıyorum. Neden İngilizce'yi katmak zorunda buluyoruz. Ben bir çok insan gördüm sırf entel gözüksün diye yabancı kelimeler kullanıyorlar, anlamını sorduğumda ise cevap veremiyorlar. Bir de şu çok önemli, gerçekten Türk olduğumuzdan gurur duyuyor muyuz? Bence propaganda çok önemli, bazı değerlere sahip çıkıp gençliğin Türk olduğu için gurur duymasını sağlamalıyız. Sanki bazı değerleri fazlasıyla kaybetmişiz gibime geliyor. Batıya karşı çok fazla özenti var. Kendi kültürümüzü kaybetmeden de medeni olabiliriz. Bize batının teknoljisini, eğitim seviyesini vb. şeyleri örnek almak düşerken biz, saçma sapan adetlerini, alakasız sözcüklerini, garip aile yapılarını falan örnek alıyormuşuz gibi geliyor. Bilmem anlatabildim mi?
21/09/2004 : 04:34:12
'Züğürt' kelimesi ne kadar hoş bir kelime değil mi? Sadece bir kelime ama neler neler anlatabiliyor. Züğürt kelimesinin Türkçe'de cümleye kattığı anlama eşdeğer bir kelime bulun İngilizce, Almanca veya Fransızca. Yakın anlamlarda kelimeler söyleyebilirsiniz (parasız, meteliksiz vb.) belki ama Türkçe'deki bu muhteşem kelime için sayfalarca yazı yazmak mümkün. Veya şöyle söylemeliyim; Sayfalar dolusu tasvir yapacağınıza, uygun yerde 'züğürt' kelimesini kullanmanız yeterli. Bakınız forum alanlarına çok zaman yeri geldiği halde hiç bir kez kullanılmamış bir kelime... Yok muydu bu kelime Türkçe'de? Vardı. Ama kullanılmadı. Kimin suçu? Türkçe'nin mi?

Fakat kolayı var, tercih meselesi der geçersiniz...

Türkçe'yi yetersizlikle suçlamadan önce Ahmet Hamdi'nin kaç kitabını okuduğumuzu sormalıyız kendi kendimize. Veya Türkçe yazın dünyasının hangi eserlerleriyle beslenebildiğimizi...

İki kitap yan yana duruyor. Televole kafa 'ALDATMAK'ı tercih ediyor, diğeri 'YABAN'ı. Kimin suçu? (Fazla ileri gittik kusura bakmayın dostlar. Sözüm meclisten dışarı.)

Not: Züğürt kökünden türemiş züğürtlemek kelimesini kaç kişi biliyor merak ettim doğrusu.

Not2: 'Düşbükü' kelimesini ingilizce'ye çevirince 'waterside thicket of dream' mı dersiniz? Karşılığı olmadığı için İngilizce'yi suçlar mısınız? Ya da herhangi bir başka dile çevirmeye çalışın. Tabi mümkünse... Sahi okudunuz mu Düşbükü'nü? Sayfaların arasında seyre daldınız mı kelimelerin çiçek dürbününden süzülüşünü?

Not3: İngilizce 'computer' kelimesi 'hesap yapıcı' manasına geliyor. İnsaf nazarıyla bakın, çok mu yaratıcı bir kelime bu? Çok mu iyi ifade ediyor kullandığımız bu aleti? Bilgisayar kelimesindeki 'saymak' kısmına takılıyor bazı arkadaşlar. Bu kelime Türkçe'de çok değişik manada kullanılabiliyor. Ör. Büyüklerini saymak, yerinde saymak, sayı saymak, bildiklerini saymak, sayıp dökmek, sövüp saymak, vs. vs. bilmem daha 'saymama' gerek var mı?
Eğer tek bir anlamını biliyorsak bu kelimenin 'bilgisayar' bize manasız gelecektir. Fakat bana göre tam yerine oturmuş, çok da iyi bulunmuş bir isim. Hatta aslına beş basar! :)
Tabi gönül ister ki biz icat edelim bilgisayarı, biz olalım isim babası. Başkalarının keşiflerini dilimize uydurmaya çalışmaktansa kendi verdiğimiz isimleri geçirelim diğer dillere. Ne çare ki Prof.Dr.Ayhan Çilesiz'in de belirttiği gibi bilgiyi üretmek için dili doğru öğrenmeli, doğru kullanabilmeliyiz. Bilgi üretmedikten sonra Türkçe'nin başka dillere uyarlanmasıyla elde edeceğimiz nedir? Koca bir sıfır. Geçen birinin dediği gibi "Çarpan sıfır olunca, sonuç da sıfır olur."
Çevremizdeki aksaklıklar için paranayok hezeyanlara kapılmayalım. Türkçe'nin kurallarını kavrayalım. Her gün yeni kelimeleri anlamlarıyla öğrenip kullanmaya çalışalım. Ne kadar suçlu olduğumuzu anlayıp Türkçe'yi değil, Türkçe'mizi kurtaralım...
21/09/2004 : 01:17:18
Ahmet Hamdi'yi, Hüseyin Rahmi'yi tanımayan bir nesil, Duygu Asena'yı, Ahmet Altan'ı yazar sanıyor.

Orhan Pamuk'un kabız olmuş cümlelerini marifet kabul ediyor.

Maalesef anlamı doğru bilinen 500-600 kelime, gündelik hayatta veya sıradan bir yazıda kullanılan 80-100 kelime... Oysa yeni kelime türetmeye uygun alt yapısı, kullanıma hazır 50 binin üzerinde kelimesi ile Türkçe tam bir derya...

Türkçe'yi doğru düzgün bilmeden konuşmaya çalışan insanların ağzından yarı Türkçe, yarı İngilizce zerafet ve anlatım züğürdü cümleler dökülüyor. İnanın bu çirkinliğin sorumlusu Türkçe değil. Türkçe'yi bilmeyen bizleriz.
16/09/2004 : 05:32:47
İçeriği kadar şekliyle de dikkat çeken bir makale.
Hayranlık uyandıracak kadar yalın ve net bir anlatım.

Prof. Dr. Ayhan Çilesiz'in diline, Melih'in de eline sağlık diyorum.

Makalede yer almayan, akışı itibarıyla yer almaması her hangi bir eksiklik oluşturmayan bir ekleme yapmak istiyorum.

Bence Türkçe'nin doğru ve tam olarak öğrenilmesi daha sonra yabancı bir dilin daha iyi ve hızlı öğrenilmesi için de temel koşuldur. Dil başlı başına bir sistemdir. Öğrenilip kullanılmaya başlandığında bir sisteme sahip olunur. Eğer bunda bir eksiklik veya kusur varsa bir başka dili öğrenmek de çok kolay olmayacaktır. Bu sebeple İlköğretim'de Türkçe'nin çok iyi öğretilmesi, yabancı dil eğitiminin (yabancı dille eğitim değil) bundan sonra verilmesi gerektiğini savunuyorum.
15/09/2004 : 08:22:57

Prof. Dr. Ayhan Çilesiz'in Türkçeye Niçin Önem Vermeliyiz? başlıklı yazısını ilgilenen arkadaşlarımızın faydalanabileceği düşüncesiyle sizlerle paylaşmak istedim.
Doğru düşüncenin ve bilincilenmemizin doğru sağlanmasının ana aracı olan dil konusunun nekadar önemli olduğunu vurgulayan yazının sizlerin de ilgisini çekeceğini umuyorum. Saygılarımla.

Türkçeye Niçin Önem Vermeliyiz?
BİLGİ
Bilgi, insan bilinciyle dış dünyanın nesneleri ve olayları arasında kurulan ilişkinin adıdır. Bilgi doğada hazır olarak bulunmaz. Bilgiyi biz insanlar üretiriz. Bilgi iki yoldan üretilir; bunların biri görgül yol, öbürü bilimsel yöntemdir.

1. Görgül yol.
Duyumsama ve algılamayla bilgi oluşturma yoludur.

Örnek:
"Kışın hava soğuyunca kimi ağaçlar yapraklarım döker."

2. Bilimsel yöntem.
Bilimsel eğitimden geçmiş insanların belli yöntemle ürettikleri bilgiler bilimsel yöntemle üretilmiş bilgilerdir.

Örnek:
"Yeryüzü üzerinde düşen nesneler 9,8 m/s 'lik ivmeyle hızlanarak düşerler."

Bu yöntemle üretilmiş bilgiler doğada denetlenir, geçerliği eşdeyişle doğruluğu kanıtlanır. Doğada denetlenmeyen bilgi, doğru bilgi, gerçek bilgi değildir.

KAVRAMLAR
Şimdi şu soruyu soralım:
"Kış, soğuk, ağaç, yaprak, dökmek" kavramlarını yaratamasaydık, birinci örnekteki bilgiyi üretebilir miydik?

Buna verilecek yanıt kesinlikle "Hayır" olacaktır.

İnsan beynini hayvan beyninden ayıran en önemli özellik soyutlama yeteneğidir. İnsanlar somut nesneleri göre göre onlardan soyut olan kavramlar yaratmışlardır.

Örnek:
Elma ağacı, çam ağacı, ayva ağacı, çınar ağacı gibi birçok ağacı göre göre insan "AĞAÇ" kavramını yaratmıştır. Elma ağacı, çam ağacı.........öbür ağaçlar doğada var olan, gözle görülebilen, elle tutulabilen somut nesnelerdir. Bunları belirtmek için kullandığımız sözcükler de onların adlandır. Ama doğada "AĞAÇ" diye somut bir varlık yoktur. "AĞAÇ" sözcüğüyle dile getirdiğimiz soyut varlık, beynimizin ürünü olan kavramdır. İşte böyle yarattığımız kavramlar arasında ilişki kurmaya çalışmak düşünme işlemini oluşturur. Bu düşünme işlemiyle bilgi üretilir.

DİLİN ÖNEMİ
Bilgi üretmede kullanacağımız kavramların hiçbir bulanıklığa neden olmaması için onların kendi yarattığımız, anlamlarını açık seçik bildiğimiz sözcüklerle belirtilmesi gerekir. İşte bu noktada kullanılan dilin ( bizim toplumumuz için Türkçe'nin ) önemi ortaya çıkar. Kaldı ki özdeş koşul, bilgiyi doğru ve kolay anlaşılır biçimde başkalarına aktarmak için de geçerlidir. Bunu bir örnekle açıklayalım: Bu toplumun bir çocuğu "Bir müsellesin zaviyetan-ı dahiletanı mecmuu yüz seksen derecedir." Diye sekiz sözcükten oluşan ama bunların yalnızca dördü Türkçe olan yeni bir tümceyle karşılaştığında bunu anlamakta büyük güçlük çeker. "Müselles" sözcüğünü öğretip, ezberletirsiniz ona ama daha sonra anımsamaya çalıştığında örneğin "Murabba" sözcüğüyle kolayca karıştırılabilir. Oysa, çok kesin olarak bilip kullandığı "üç" sözcüğüyle türetilen "üçgen" sözcüğünü kolayca öğrenip benimser. Yukarıdaki örnekten bir sözcüğü daha göz önüne alalım; o da "Mecmuu" sözcüğü. Toplamak sözcüğünden türetilmiş olan "Toplamı" sözcüğünü işitip duran, kullanıp duran bir çocuk "Mecmuu" sözcüğü karşısında kesinlikle bocalayacaktır. Bu örnek üzerindeki incelemeyi daha çok uzatmadan açıklamak istediğimiz gerçeği şöylece toparlayabiliriz: Temiz Türkçe olarak öğretilmeyen bilgi, anlamını tam kavramadan güçlükle ezberlenir, aktarımında güçlük çekilir, böyle bilgiden yeni bilgi üretimine geçilemez. Çağımız bilgi üretim çağıdır. Bilgi üretemeyen toplum çağ dışına itilir; her geçen gün uygarlık yarışında biraz daha geride kalır. Demek oluyor ki, kavramlann Türkçe sözcüklerle belirtilmesi bilgiyi gerek öğrenmek, gerek aktarmak, gerekse yeni bilgiler üretmek için eşdeyişle çağdaş uygarlığa erişmek için kaçınılmaz koşullardan biridir.

DİL - DÜŞÜNME İLİŞKİSİ
Yukarıdaki açıklamalardan şu kolayca anlaşılır:

Dil ile düşünme işlemi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Dille düşünmenin aynlmazlığı. düşünmenin dili, dilin düşünmeyi geliştirdiği bilimsel bir gerçektir. Düşünme işlemi kavramlar kullanılarak yapılır. Doğru düşünebilmek için düşünme işleminin gereçleri olan kavramlan iyi anlamış olmak gerekir. Bunun için de kavramların dildeki biçimlenişi olan sözcüklerin iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması kaçınılmaz bir koşuldur. Bir sözcüğü bilmek demek onun kök anlamını bilmek demektir. Kök anlamını bilmediğimiz sözcükleri, anlamını gereği gibi kavramadan ancak bir papağan gibi söyleyebiliriz. Kullandığımız dilde ne kadar çok kavram varsa, o dille yapacağımız düşünme işlemi o kadar geniş kapsamlı olacaktır. Demek ki, her konuda doğru düşünebilmek, geniş kapsamlı düşünebilmek, düşünmeyi geliştirebilmek için dilimizin kavramlann karşılıklan olan Türkçe sözcükler bakımından varsıl (zengin) olması gerekir.

Yeni kavramlar yaratmak, bu kavramların dildeki karşılıkları olan sözcükleri türetmek bilimsel bir uğraştır; herkesin yapabileceği bir iş değildir. Böyle bir uğraşıyla dil gelişir, varsıllaşır ama bu varsıllığın sönmemesi, yaşamını sürdürebilmesi dili kullananların türetilen sözcükleri kullanıp yaşatmalanyla sağlanabilir. Başka bir toplumun kişilerince yaratılıp, o toplumun diliyle biçimlendirilen kavramlara Türkçe köklerden türetilen karşılıklar bulmak dil bilginlerinin işidir. Bunların türettikleri sözcüklerle varsıllaşan Türkçe'nin varsıllığını koruyabilmesi de gene bu sözcüklerin kullanılmasıyla olanaklıdır. Yoksa, yabancı dildeki bir sözcüğü olduğu gibi alıp kullanmak tembelliği dilin sürekli yoksullaşmasına, yozlaşmasına neden olur. Çünkü, yabancı bir sözcükten yeni sözcükler türetilemez. Türkçe'nin varsıllaşmasına katkıda bulunulamaz. Tam tersine, Türkçe'nin gelişmesi engellenir. Bu engellemeye hiç kimsenin hakkı olmasa gerektir.

DİL-BİLİNÇ İLİŞKİSİ
Bilinç "İnsanın toplumsal ilişkileri ve etkinlikleri içinde kendisini, çevresini anlamasını sağlayan düşünce, duygu, istenç (irade), özyapı (karakter), heyecan, anlak (zeka) gibi anlıksal süreçlerin tümü ." diye tanımlanır. Demek ki, "bilinçli insan, bilinci var olan insan" kendisini ve çevresini anlama yeteneği olan kişidir. Bu yeteneğin kazanılmasında en önemli etken ''Düşünme" işlemidir. Kişi, düşünme işlemiyle bilinçlenecektir. Bilinçlenebilmek için doğru düşünmek gerekmektedir. Öte yandan, yukarıda açıklandığı gibi doğru düşünebilmek için düşünme işlemi yapılırken kullanılan sözcüklerin iyi bilinmesi, dolayısıyla onların iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması gerekir. Bu açıklamadan anlaşılıyor ki kullanılan dil bilinçlenme konusunda da çok önemli bir araçtır.

TÜRKÇE'NİN YAPISI, TÜRETME GÜCÜ
Yapısı güçsüz, yoksul bir dil değildir Türkçe. Türkçe'nin yapı düzeninin sağlamlığıyla sözcük türetme olanaklarının bolluğu kaynakçadaki yapıtlar incelenerek görülebilir. Ama Doğan Aksan'ın yapıtından derlenen aşağıdaki alıntı bile bu gerçeği apaçık göstermeğe yeterlidir:

Dilcilikte "Türetme" dediğimiz işlem, en yalın biçimiyle "dilin bir öğesinden çeşitli ekler ya da büküm biçimleriyle yeni sözcükler üreterek değişik kavramların anlatımını sağlamak" olarak tanımlanabilir. Dildeki sözcükler böylece yenilerini doğurur ya da başkalarıyla bir araya gelerek bileşik sözcük olup çıkar:

"Bağlantılı diller" (ya da bitişken, eklemeli diller) dediğimiz dil türünde çeşitli biçimbirimler (kök ve ekler) gerek çekim, gerekse sözcük yapımı sırasında birbirine sıkıca bağlanarak ek yerleri belli olmayan yeni sözcükler oluşturur. Türkçe, bu dillerin tipik ve güçlü bir örneğidir. Aşağıdaki örneklerde, önce eylem kökleri, sonra da ad köklerinin çok değişik görevler yüklenen ve birbirine sımsıkı bağlanan çeşitli biçimbirimlerle birlikte, nasıl değişik kavramların anlatımını sağladığı görülmektedir:

dön-dür-ül-e-me-dik-çe

koru-n-a-ma-ma-sı-ndan-dır

kuru-t-tur-ul-duk-tan.

Eylem çekimlerinde de başka başka kiplerin ve zamanların anlatımında çeşitli görevler gören son eklerin art arda gelerek sıkıca kaynaştığına tanık olunur. Böylece, Almanca gibi bükümlü bir dile eksiksiz çevrilmesi gerektiğinde Türkçe "yazmışmışım" gibi, tek bir sözcük durumundaki bir çekimli eylem "ich soll, vvie es heisst, geschrieben haben" biçiminde, birbirinden ayrı altı öğeyle aktanlabilir."Dinlemektesiniz" sözcüğü Fransızca'ya "vous etes a l'ecoute" biçiminde, birbirinden ayrı beş biçimbirimle çevrilebilir. "Söylemelisin" çekimli eylemi de Farsça'da ancak "tura mi bayed goft" gibi dört biçimbirimle anlatılabilir.

Dilin bu değindiğimiz özelliği ona, yeni kavranılan yansıtan sözcüklerin türetilmesinde olağanüstü geniş yollar sağlar. Aşağıda bir tek sür (mek) kökünden türemiş olup bugünkü Türkiye Türkçe'sinde kullanılan sözcükler bir arada gösterilmiştir: Sür, sürdür, sürdürme, sürü, sürgü............... (Doğan Aksan sür kökünden türemiş yüz tane sözcük vermektedir.)

Bu örnekleri de kolaylıkla çoğaltabiliriz.

Türkçe'de türetmede görev alan öğelerin sayısı da çok yüksektir. Bugün yalnızca Türkiye Türkçe'sinde türetmeye yarayan biçimbirimlerin (-gı, -ci, -lık, -sız...gibi) sayısı 96 olarak bulunmuştur ki, her ne kadar karşılaştırmalı bir sayım yapılmamışsa da bu sayıyı başka bir dilde bulmanın kolay olmayacağını sanıyoruz. Bu birimlerin her birinin birden çok görevi yüklendiği de göz önünde tutulursa Türkçe'nin anlatım gücü üzerinde, aydınlatıcı bir gerçek ortaya çıkar.

SONUÇ
Orhan Hançerlioğlu'nun dediği gibi:

Doğru düşünebilmek, kapsamlı düşünebilmek, düşünmeyi geliştirebilmek, bilgi üretmek, bilgiyi doğru aktarabilmek, bilgiyi kolay ve doğru anlayabilmek, birbirimizle anlaşabilmek için dilimizi geliştirmeyi istiyoruz. Türk diline dört elle sarılmamızın nedeni budur.


Prof. Dr. Ayhan Çilesiz'in


Kaynakça
1- TÜRKÇE'NİN GÜCÜ, Doğan Aksan, Bilgi Yayınevi, 3.basım
2- TÜRKÇE KÖKLER SÖZLÜĞÜ, İsmet Zeki Eyüboğlu, Remzi Kitapevi
3- DEĞİŞEN DÜNYA DEĞİŞEN DİL, Macit Gökberk, Çağdaş Yayınları
4- TÜRK DİLİ, Orhan Hançerlioğlu, Cumhuriyet Gazetesi 28.09.1984
5- TÜRK DİLİ SÖZLÜĞÜ, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitapevi
6- BİLİM FELSEFESİ, Cemal Yıldırım, Remzi Kitapevi
7- DÜNDEN BUGÜNE TÜRKLERDE DİL VE DİN, Cengiz Özakıncı, Bellek Yayınları. 1994
14/09/2004 : 22:30:44
Bende yaşamak için bir neden aryorum. Bileniniz var mı?
14/09/2004 : 21:44:11
Kendimde yorum yapacak güç bulamıyorum.

Paylaştığın için sağol Melih.