Bundan önce bir kaç yazımda “Mecbur Olmak" felsefesi ile ilgili bir kaç yazı yazdım. Yıllar önce mecbur olmanın, insan hayatına olan pozitif etkisini görünce, bunu bir felsefe haline getirmem gerektiğine karar verdim. O gün bugündür "Mecbur Olmak" ile ilgili yazılar yazıyorum. Çeşitli yerlerde de seminerler veriyorum. Dünyadaki bütün felsefeler, gelişim kitapları, bakış açıları, insan hayatında değişikliklere neden oluyor. Fakat sadece tek başına "mecbur olmak" bir insani radikal bir biçimde değiştiriyor.
Uzun yıllar hapiste yaşamak zorunda kalan bir mahkum zamanın nasıl geçeceğini düşünür durur. İlk günlerde sıkılmamak için çabalasa da yaptığı bir kaç aktiviteden sonra sıkılmaya başlar. Sıkılmaya başlar, çünkü hayatı paylaşacağı, dertlerini anlatacağı kimse yoktur.
Günler bu şekilde geçerken; bir karınca yasadığı odanın kapısının altından içeri giriverir.
Karıncayı görünce içini bir sevinç kaplar. Uzun zamandan sonra ilk defa hareket eden bir canlı görür.
Bir süre karıncayı gözlemler. Biraz da uyur. Aradan bir kaç saat geçmesine rağmen karıncanın odada olduğunun farkına varır. Karınca yavaşça pantolonun üzerine gelir. Vücudu üzerinde geçerken mahkum karıncayı parmaklarının ucuna bırakır. Bir süre onunla oyun oynar. Karınca ile yavas yavas bir iletişime geçer. Zaman geçtikçe karınca ile daha iyi bir iletişim kurar. O kadar olur ki karıncaya konuşmayı öğretir. Dertleşir, birlikte birbirlerine hayata yasadıklarını anlatırlar. Karınca, adamla vakit geçirdikten sonra, kapının altından yine özgürce hapishanenin başka yerlerine gider. Karıncanın gidisi her seferinde mahkum adamı hüzünlendirir.
Karınca ile birlikte günler artık daha farklı geçer. Her seferinde başka başka faaliyetler yaparlar. Adam karıncaya özgür olduğunda yapacağı şeyleri anlatır. Karıncadan önceki hapis hayatının ne kadar çekilmez olduğunu, onun gelişiyle birlikte hapis hayatinin aslında o kadar da kötü olmadığından söz eder. Karınca da kendisine bir dost edinmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatır durur. Konuşmak gibi güzel bir duyguyu kendisine öğrettiği için sürekli teşekkür eder. Zaman içinde karınca bir insanin yapacağı bütün davranışları yapmaya baslar. Adamın yalnızlığına ortak olur. Hapis hayatını çekilmezliğini yaşanılır hale getirir.
Öyle bir an gelir ki mahkum adamın cezası bitiverir. Fakat adam öylesine kendisini bu arkadaşlığa kaptırmış ki bu anın bitmesini istemez. Daha önce günlerinin nasıl geçeneğini düşünen adam artık hapisten çıkmak istemez.
Bu şekilde bir hapis hayatı son bulur. İkisi de birlikte hapis hayatına son verirler.
Bir mahkumu bu şekilde bir çabaya iten neden neydi? Ya da bir insan bir karınca ile iletişime geçecek kadar neden caba sarf eder. Yukarı da da söylediğim gibi. İnsan mecbur olmaya başladığında kendinden beklenmeyen davranışları sergiler.
Hayatta yapacak başka bir şeyi olmayan insan. Büyük değişimler yaratan olaylara imza atarlar. Bu imzalarda çoğu kez insan hayatında ilkler olur.
Hayatın en çekilmez anları, başarılması imkansız gibi görünen olayları, dayanılması güç durumları, mümkün kılabilen bir felsefe var.
Bu felsefe karınca örneğinde, daha önce maymun örneğinde ve daha bir çok örnekte kendini mecbur olmak olarak gösterdi.
Yaptığımız, yapmak istediğimiz, yapmayı hayal ettiğimiz ne varsa, hepsini mecbur olacak hale getirdikten sonra harekete gecelim.
Her şeyi mecbur hale getirirsek, ya da yapmayı istediğimiz şeyleri; hayatımızda hem gerçekleşecek hayal sayısı artar, hemde kendimize olan özgüvenimiz arar.
Çünkü insanı harekete geçiren en temel duygu, istemek değil, istemeyi mecbur haline getirmek,
istediğimiz bir çok şeyi uygulaya geçiremezken, mecbur olduğumuzu düşündüğümüz bütün şeyleri hayata geçiriyoruz.
İsterseniz geçmişinize bir süreliğine dönün.
Göreceksiniz ki mecburiyetleriniz, isteklerinizden daha etkili olmuştur.
Öyleyse mecburiyetlerimizin sayısını arttıralım.
Arttıralım ki hayatımızda mucizelerin sayısı artsın.
Böylece karınca gibi başka hayvanlarla da tanışma fırsatını yakalamış oluruz!...
(4/10/2007)
Yazan: Yalçın Arı
Uzun yıllar hapiste yaşamak zorunda kalan bir mahkum zamanın nasıl geçeceğini düşünür durur. İlk günlerde sıkılmamak için çabalasa da yaptığı bir kaç aktiviteden sonra sıkılmaya başlar. Sıkılmaya başlar, çünkü hayatı paylaşacağı, dertlerini anlatacağı kimse yoktur.
Günler bu şekilde geçerken; bir karınca yasadığı odanın kapısının altından içeri giriverir.
Karıncayı görünce içini bir sevinç kaplar. Uzun zamandan sonra ilk defa hareket eden bir canlı görür.
Bir süre karıncayı gözlemler. Biraz da uyur. Aradan bir kaç saat geçmesine rağmen karıncanın odada olduğunun farkına varır. Karınca yavaşça pantolonun üzerine gelir. Vücudu üzerinde geçerken mahkum karıncayı parmaklarının ucuna bırakır. Bir süre onunla oyun oynar. Karınca ile yavas yavas bir iletişime geçer. Zaman geçtikçe karınca ile daha iyi bir iletişim kurar. O kadar olur ki karıncaya konuşmayı öğretir. Dertleşir, birlikte birbirlerine hayata yasadıklarını anlatırlar. Karınca, adamla vakit geçirdikten sonra, kapının altından yine özgürce hapishanenin başka yerlerine gider. Karıncanın gidisi her seferinde mahkum adamı hüzünlendirir.
Karınca ile birlikte günler artık daha farklı geçer. Her seferinde başka başka faaliyetler yaparlar. Adam karıncaya özgür olduğunda yapacağı şeyleri anlatır. Karıncadan önceki hapis hayatının ne kadar çekilmez olduğunu, onun gelişiyle birlikte hapis hayatinin aslında o kadar da kötü olmadığından söz eder. Karınca da kendisine bir dost edinmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatır durur. Konuşmak gibi güzel bir duyguyu kendisine öğrettiği için sürekli teşekkür eder. Zaman içinde karınca bir insanin yapacağı bütün davranışları yapmaya baslar. Adamın yalnızlığına ortak olur. Hapis hayatını çekilmezliğini yaşanılır hale getirir.
Öyle bir an gelir ki mahkum adamın cezası bitiverir. Fakat adam öylesine kendisini bu arkadaşlığa kaptırmış ki bu anın bitmesini istemez. Daha önce günlerinin nasıl geçeneğini düşünen adam artık hapisten çıkmak istemez.
Bu şekilde bir hapis hayatı son bulur. İkisi de birlikte hapis hayatına son verirler.
Bir mahkumu bu şekilde bir çabaya iten neden neydi? Ya da bir insan bir karınca ile iletişime geçecek kadar neden caba sarf eder. Yukarı da da söylediğim gibi. İnsan mecbur olmaya başladığında kendinden beklenmeyen davranışları sergiler.
Hayatta yapacak başka bir şeyi olmayan insan. Büyük değişimler yaratan olaylara imza atarlar. Bu imzalarda çoğu kez insan hayatında ilkler olur.
Hayatın en çekilmez anları, başarılması imkansız gibi görünen olayları, dayanılması güç durumları, mümkün kılabilen bir felsefe var.
Bu felsefe karınca örneğinde, daha önce maymun örneğinde ve daha bir çok örnekte kendini mecbur olmak olarak gösterdi.
Yaptığımız, yapmak istediğimiz, yapmayı hayal ettiğimiz ne varsa, hepsini mecbur olacak hale getirdikten sonra harekete gecelim.
Her şeyi mecbur hale getirirsek, ya da yapmayı istediğimiz şeyleri; hayatımızda hem gerçekleşecek hayal sayısı artar, hemde kendimize olan özgüvenimiz arar.
Çünkü insanı harekete geçiren en temel duygu, istemek değil, istemeyi mecbur haline getirmek,
istediğimiz bir çok şeyi uygulaya geçiremezken, mecbur olduğumuzu düşündüğümüz bütün şeyleri hayata geçiriyoruz.
İsterseniz geçmişinize bir süreliğine dönün.
Göreceksiniz ki mecburiyetleriniz, isteklerinizden daha etkili olmuştur.
Öyleyse mecburiyetlerimizin sayısını arttıralım.
Arttıralım ki hayatımızda mucizelerin sayısı artsın.
Böylece karınca gibi başka hayvanlarla da tanışma fırsatını yakalamış oluruz!...
(4/10/2007)
Yazan: Yalçın Arı