Neden Motivasyon...Nasıl Motive Etmeli?
Çalışanlarımızdan daha fazla verim bekliyorsanız, onları dinlemeli ve söylediklerini değerlendirmelisiniz.
Dinleyin! Elemanlarınız size, nasıl bir ortamda daha verimli olabileceklerini söyleyeceklerdir.
Shell'in yöneticilerinden Jack Rux, daha etkin bir dinleme için gereken özellikleri şöyle sıralıyor; daha az konuşun, nasıl dinlediğinize dikkat edin, konuyu derinleştirecek açık uçlu sorular sorun, söylenenlerin içeriğini anlamak için can kulağıyla dinleyin, konuşanın gerçek niyetini ele veren küçük ipuçları bulabilmek için vücut diline dikkat edin. Birbirinizi doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol edin, söylenenleri doğru anladığınızdan emin olmak için duyduklarınızla ilgili sorular sorun. Söylenenleri bir de siz tekrarlayın ve doğru anlayıp anlamadığınızı karşınızdakine sorun. Bunları yaparak, “döner kapı sendromu”nun olumsuz etkilerini azaltırsınız. Hepinizin yaşamak için paraya gereksinimi var, ama yaptığımız işten beklentilerimiz çok daha fazla.
Şirketinizdeki işlerin çok önemli bir bölümünü yürütmekte olan gençlerin ve yarı zamanlı elemanlarınızın artık yaşamdan değişik beklentileri var. Onlar, kendilerinden önceki nesil gibi, işkolik değiller, esneklik, amaç sahibi olmak, beğenilmek ve güç kazanmak istiyorlar!
Bu noktalara dikkat ettiğinizde büyük olasılıkla parasal açıdan da kazançlı çıkarsınız. Örneğin, şirket takımını çalıştıran antrenöre, kendi spor faaliyetleri için izin verin. Bu izinler, bazen amacına uygun kullanılması bile eleman devir hızını düşürecektir. İşe eleman alırken, en doğru, en nitelikli kişileri bulun ve onlarla çalışın.
İşe aldıklarınıza ilk günden başla**** iyi bir eğitim verin. Çalışanların işe karşı tavırları, ilk birkaç gün, hatta ilk birkaç saat içinde oluşur. Bir elemanın eğitimi için harcanan zaman, çaba, enerji ve parayı düşünürseniz; eğitilmiş elemanı elde tutmanın, sürekli yeni elemanları eğitmekten daha kazançlı olduğunu görürsünüz. Çalışanları, özellikle de gençleri, elde tutmak için hem sizin elemanınız hem de yalnızca insan oldukları için onlara değer verdiğinizi göstermelisiniz. Elemanlarınızı dinlemenin ve onların söylediklerine değer vermenin önemi burada ortaya çıkıyor.
Gençler sabırsız olduğundan, onlar için haftalık veya aylık teşvikler düşünün. Yıllık değil, başarılarını ödüllendirin. Olağanüstü performans gösterenlere fazladan izin verin. Ekstra harcamalarını karşılayabilmeleri için küçük ücret artışları yaparak prim veya komisyon ödeyin. İşyerini eğlenceli bir hale getirin, hatta biraz tuhaflığa da kaçın.
Çalışmalarınızla işbirliği yapmak istiyorsanız, onları nelerin harekete geçirdiğini bilmelisiniz. İş arkadaşlarınızı nelerin motive ettiğini öğrenin. Fikirlerine açık olun. Hem kendinize hem de arkadaşlarınıza hatalardan ders alma ve kazançlı çıkma fırsatı tanıyın. Anlaşmazlıklar çıktığında, olumlu bir tavır takının, elemanlarınızın haklı ve sizinkinden daha iyi fikirleri olabileceğini kabul edin. Yanıldığınız ortaya çıktığında, pozisyonunuzu savunmaktan vazgeçin. Unutmayın, “Ne ekerseniz onu biçersiniz.” İş arkadaşlarınızı yüksek performans göstermeleri için destekleyin.
En İyi Sonuç İçin İşbirliği
Eğer ideal bir dünyada yaşasaydık; çalışanlar, ya şirketin sahibi ya da şirketin başarısından kazanç sağlayan birisi gibi sorumluluk üstlenirlerdi. Ne yazık ki, ideal bir dünyada yaşamıyoruz. Ama yine de, çalışanların sorumluluk taşımaya isteyecekleri bir çalışma ortamı yaratmak mümkün.
En iyi sonucu alabilmek için işbirliği yapmalısınız.
· Katılım ve bağlılık. Çalışanlar, yeteneklerinin duruma uğramaması için, yeteneklerini düzenli bir şekilde kullanmalıdır. Ödüllendirmeniz gereken davranışlar, risk alma, işbirliği, fikir verme, yenilik getirme, değer katma, yaratma ve yılmadan çalışmaktır.
· Kabul görme. Elemanlarınızı çırak olarak değil, usta olarak görmelisiniz.
· Beğenilme. Hangi davranışları beğendiğinizi ve ödüllendireceğinizi açıkça belirtmelisiniz. Beğendiğiniz, övdüğünüz ödüllendirdiğiniz davranışların yinelenme olasılığı çok fazladır. İnsanların şirkete bağlılığını arttırmak için, onları övün ve beğendiğinizi belli edin.
· Gerçeği söyleyin. Çalışanlara şirkette neler olup bittiğini anlatın. İnsanlar, rüzgarın nereden estiğini bilmek isterler. Siz bilgileri saklarsanız, boşlukları onlar doldurur; çoğunlukla da yanlış bilgilerle.
· Güvenlik ortamı. Elemanlarınızdan aktif katılım bekliyorsanız, bir güvenlik ortamı oluşturmak zorundasınız. Kimse kuruluşu geliştirme çabası ile öne çıkıp vurulmak istemez. Los Angeles’lı bir iş adamı olan Tony Ciabattoni’nin masasında, kendisi ofis dışında olduğunda, çalışanları tarafından kullanılmak üzere izin kartları durur. Kendisinin yokluğunda bir karar alınması gerekirse, izin kartları, kararsızlık darboğazının şirket işleyişini aksatmasına engel olur. Tony Ciabattoni, personelinin risk almasına izin verir ve kararlarını destekler; ama “gelecekte daha farklı bir karar alma” hakkını da saklı tutar.
· Şevk. Ekibimizin gelişmesinden şevk ve heyecan duyun. Başarılı olmasalar da, elemanlarınızın risk alması sizi heyecanlandırmalı. Çocukken dünyanın ne kadar harika bir yer olduğunu hatırlayın ve bu inancınızı yaşamınız boyunca sürdürün. Bu tutumunuz, çalışanlarınıza da bulaşacak ve işler, mutlak müşteri tatmini sağlayacak şekilde yürütülecektir.
· Yenileme. Mükemmelliğe olan bağlılığınızı ortaya ko****, çalışanlarınızı sürekli bu konuda uyarın. Onlar, söylediklerinizi dinlemekten çok davranışlarınızı izliyorlar. Çalışanlarınıza ve müşterilerinize bağlılığınızı tekrar tekrar gösterin. Belki geçmişte personelinize iyi bir örnek olamadığınız ama, bugün işinizde yepyeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
En iyi sonuca ulaşacak şekilde işbirliği yapmak, çalışanlarınızla aranızda başarılı ve sinerjik bir ilişki kuracaktır.
Başarının yedi öğesini bir araya getirdiğinizde, hem iş hem de özel yaşamınızda şaheserler yaratabilirsiniz.
Kendinize soracağınız en önemli soru, “Benim ideal geleceğim nasıl olmalı?” sorusudur. Yöneticilerle stratejik planlama toplantıları yaptığımda şöyle derim: “Önümüzdeki beş yılın sonunda, şirketin her açıdan mükemmel olduğunu varsayalım ve bu durumda nasıl bir tablo ile karşılaşacağımıza bakalım.”
Hayal gücümüz çalışmaya başlar. Beş yıl sonra şirketin mükemmel hale gelmesi demek; satış hacmi, kazanç, pazardaki konum, müşteri ilişkileri ve kurum içi ilişkiler açısından ideal durumda olması demektir.
Geleceğin resmini çizmek herkesi heyecanlandırdığından, beklentiler çok büyük olsa da, beklentilerin tümü gerçekleştirilebilir niteliktedir. Hiçbir yönetici “Tamam. Ay’da da bir şube açalım” demez. Şirketin ideal durumuna ilişkin hedefler, kısa zamanda ulaşılabilir türdedir. Sadece o güne kadar açıkça ortaya konmamıştır.
Ortaya çıkan düşünceleri öncelik sırasına göre düzene koyduğunuzda, insanların en çok yakın zamanda ulaşılabilecek idealler konusunda motive olduklarını görürsünüz. Göremediğiniz bir hedefe atış yapamazsınız. Bu nedenle, “İdeal durum bu olsaydı neye benzerdi?” diye düşünmeye devam etmeniz gerekir. Sonra bugüne dönersiniz ve “Bu ideal görüntüye ulaşmak için atacağım ilk adım ne olmalı” sorusunu sorarsınız. İnsanlardaki gizli potansiyel, bu noktada inanamayacağınız bir hızla ortaya çıkar.
Çalışanlarımızdan daha fazla verim bekliyorsanız, onları dinlemeli ve söylediklerini değerlendirmelisiniz.
Dinleyin! Elemanlarınız size, nasıl bir ortamda daha verimli olabileceklerini söyleyeceklerdir.
Shell'in yöneticilerinden Jack Rux, daha etkin bir dinleme için gereken özellikleri şöyle sıralıyor; daha az konuşun, nasıl dinlediğinize dikkat edin, konuyu derinleştirecek açık uçlu sorular sorun, söylenenlerin içeriğini anlamak için can kulağıyla dinleyin, konuşanın gerçek niyetini ele veren küçük ipuçları bulabilmek için vücut diline dikkat edin. Birbirinizi doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol edin, söylenenleri doğru anladığınızdan emin olmak için duyduklarınızla ilgili sorular sorun. Söylenenleri bir de siz tekrarlayın ve doğru anlayıp anlamadığınızı karşınızdakine sorun. Bunları yaparak, “döner kapı sendromu”nun olumsuz etkilerini azaltırsınız. Hepinizin yaşamak için paraya gereksinimi var, ama yaptığımız işten beklentilerimiz çok daha fazla.
Şirketinizdeki işlerin çok önemli bir bölümünü yürütmekte olan gençlerin ve yarı zamanlı elemanlarınızın artık yaşamdan değişik beklentileri var. Onlar, kendilerinden önceki nesil gibi, işkolik değiller, esneklik, amaç sahibi olmak, beğenilmek ve güç kazanmak istiyorlar!
Bu noktalara dikkat ettiğinizde büyük olasılıkla parasal açıdan da kazançlı çıkarsınız. Örneğin, şirket takımını çalıştıran antrenöre, kendi spor faaliyetleri için izin verin. Bu izinler, bazen amacına uygun kullanılması bile eleman devir hızını düşürecektir. İşe eleman alırken, en doğru, en nitelikli kişileri bulun ve onlarla çalışın.
İşe aldıklarınıza ilk günden başla**** iyi bir eğitim verin. Çalışanların işe karşı tavırları, ilk birkaç gün, hatta ilk birkaç saat içinde oluşur. Bir elemanın eğitimi için harcanan zaman, çaba, enerji ve parayı düşünürseniz; eğitilmiş elemanı elde tutmanın, sürekli yeni elemanları eğitmekten daha kazançlı olduğunu görürsünüz. Çalışanları, özellikle de gençleri, elde tutmak için hem sizin elemanınız hem de yalnızca insan oldukları için onlara değer verdiğinizi göstermelisiniz. Elemanlarınızı dinlemenin ve onların söylediklerine değer vermenin önemi burada ortaya çıkıyor.
Gençler sabırsız olduğundan, onlar için haftalık veya aylık teşvikler düşünün. Yıllık değil, başarılarını ödüllendirin. Olağanüstü performans gösterenlere fazladan izin verin. Ekstra harcamalarını karşılayabilmeleri için küçük ücret artışları yaparak prim veya komisyon ödeyin. İşyerini eğlenceli bir hale getirin, hatta biraz tuhaflığa da kaçın.
Çalışmalarınızla işbirliği yapmak istiyorsanız, onları nelerin harekete geçirdiğini bilmelisiniz. İş arkadaşlarınızı nelerin motive ettiğini öğrenin. Fikirlerine açık olun. Hem kendinize hem de arkadaşlarınıza hatalardan ders alma ve kazançlı çıkma fırsatı tanıyın. Anlaşmazlıklar çıktığında, olumlu bir tavır takının, elemanlarınızın haklı ve sizinkinden daha iyi fikirleri olabileceğini kabul edin. Yanıldığınız ortaya çıktığında, pozisyonunuzu savunmaktan vazgeçin. Unutmayın, “Ne ekerseniz onu biçersiniz.” İş arkadaşlarınızı yüksek performans göstermeleri için destekleyin.
En İyi Sonuç İçin İşbirliği
Eğer ideal bir dünyada yaşasaydık; çalışanlar, ya şirketin sahibi ya da şirketin başarısından kazanç sağlayan birisi gibi sorumluluk üstlenirlerdi. Ne yazık ki, ideal bir dünyada yaşamıyoruz. Ama yine de, çalışanların sorumluluk taşımaya isteyecekleri bir çalışma ortamı yaratmak mümkün.
En iyi sonucu alabilmek için işbirliği yapmalısınız.
· Katılım ve bağlılık. Çalışanlar, yeteneklerinin duruma uğramaması için, yeteneklerini düzenli bir şekilde kullanmalıdır. Ödüllendirmeniz gereken davranışlar, risk alma, işbirliği, fikir verme, yenilik getirme, değer katma, yaratma ve yılmadan çalışmaktır.
· Kabul görme. Elemanlarınızı çırak olarak değil, usta olarak görmelisiniz.
· Beğenilme. Hangi davranışları beğendiğinizi ve ödüllendireceğinizi açıkça belirtmelisiniz. Beğendiğiniz, övdüğünüz ödüllendirdiğiniz davranışların yinelenme olasılığı çok fazladır. İnsanların şirkete bağlılığını arttırmak için, onları övün ve beğendiğinizi belli edin.
· Gerçeği söyleyin. Çalışanlara şirkette neler olup bittiğini anlatın. İnsanlar, rüzgarın nereden estiğini bilmek isterler. Siz bilgileri saklarsanız, boşlukları onlar doldurur; çoğunlukla da yanlış bilgilerle.
· Güvenlik ortamı. Elemanlarınızdan aktif katılım bekliyorsanız, bir güvenlik ortamı oluşturmak zorundasınız. Kimse kuruluşu geliştirme çabası ile öne çıkıp vurulmak istemez. Los Angeles’lı bir iş adamı olan Tony Ciabattoni’nin masasında, kendisi ofis dışında olduğunda, çalışanları tarafından kullanılmak üzere izin kartları durur. Kendisinin yokluğunda bir karar alınması gerekirse, izin kartları, kararsızlık darboğazının şirket işleyişini aksatmasına engel olur. Tony Ciabattoni, personelinin risk almasına izin verir ve kararlarını destekler; ama “gelecekte daha farklı bir karar alma” hakkını da saklı tutar.
· Şevk. Ekibimizin gelişmesinden şevk ve heyecan duyun. Başarılı olmasalar da, elemanlarınızın risk alması sizi heyecanlandırmalı. Çocukken dünyanın ne kadar harika bir yer olduğunu hatırlayın ve bu inancınızı yaşamınız boyunca sürdürün. Bu tutumunuz, çalışanlarınıza da bulaşacak ve işler, mutlak müşteri tatmini sağlayacak şekilde yürütülecektir.
· Yenileme. Mükemmelliğe olan bağlılığınızı ortaya ko****, çalışanlarınızı sürekli bu konuda uyarın. Onlar, söylediklerinizi dinlemekten çok davranışlarınızı izliyorlar. Çalışanlarınıza ve müşterilerinize bağlılığınızı tekrar tekrar gösterin. Belki geçmişte personelinize iyi bir örnek olamadığınız ama, bugün işinizde yepyeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
En iyi sonuca ulaşacak şekilde işbirliği yapmak, çalışanlarınızla aranızda başarılı ve sinerjik bir ilişki kuracaktır.
Başarının yedi öğesini bir araya getirdiğinizde, hem iş hem de özel yaşamınızda şaheserler yaratabilirsiniz.
Kendinize soracağınız en önemli soru, “Benim ideal geleceğim nasıl olmalı?” sorusudur. Yöneticilerle stratejik planlama toplantıları yaptığımda şöyle derim: “Önümüzdeki beş yılın sonunda, şirketin her açıdan mükemmel olduğunu varsayalım ve bu durumda nasıl bir tablo ile karşılaşacağımıza bakalım.”
Hayal gücümüz çalışmaya başlar. Beş yıl sonra şirketin mükemmel hale gelmesi demek; satış hacmi, kazanç, pazardaki konum, müşteri ilişkileri ve kurum içi ilişkiler açısından ideal durumda olması demektir.
Geleceğin resmini çizmek herkesi heyecanlandırdığından, beklentiler çok büyük olsa da, beklentilerin tümü gerçekleştirilebilir niteliktedir. Hiçbir yönetici “Tamam. Ay’da da bir şube açalım” demez. Şirketin ideal durumuna ilişkin hedefler, kısa zamanda ulaşılabilir türdedir. Sadece o güne kadar açıkça ortaya konmamıştır.
Ortaya çıkan düşünceleri öncelik sırasına göre düzene koyduğunuzda, insanların en çok yakın zamanda ulaşılabilecek idealler konusunda motive olduklarını görürsünüz. Göremediğiniz bir hedefe atış yapamazsınız. Bu nedenle, “İdeal durum bu olsaydı neye benzerdi?” diye düşünmeye devam etmeniz gerekir. Sonra bugüne dönersiniz ve “Bu ideal görüntüye ulaşmak için atacağım ilk adım ne olmalı” sorusunu sorarsınız. İnsanlardaki gizli potansiyel, bu noktada inanamayacağınız bir hızla ortaya çıkar.