Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

22/11/2007 : 07:59:33
Tekrarlama, reklâmcıların bir mesajı tüketicinin anlayıp benimsemesi­ni sağlamak için kullandığı önde gelen tekniklerden biri ola gelmiştir. Klasik bir televizyon kampanyasının tüketici tarafından en az üç kez iz­lemesi ve dinlenmesi gerekir. Bu, tüketicinin televizyon reklâmına muhatap olduğu her yerde geçerli bir kuraldır. Yalnızca işaret etmenin yeterli olduğu bir olayda, mesaj ne kadar tekrarlanırsa, o kadar iyi anımsanır. Marka da öyle.

Yapacağımız tekrarlamanın da bir sınırı olduğu açıktır. Havayı ne kadar çok mesajla doldurabilir ve insanların dikkatlerini bize vermesini nereye kadar bekleyebiliriz? Televizyonda herhangi bir haber kanalına aktığınızda, sunucunun yanı sıra, ortalığın haber sütunu, hisse senet­leri çubuğu, şok haber başlığı vb. gibi sütunlarla dolup taştığına, üste­lik bunların hepsinin tek bir ekrana sığdırılmaya çalışıldığına tanık olu­yorsunuz.

İşin gerçeği, artık insanlar televizyon karşısında daha az zaman ge­çiriyor, dergi okumaya ve radyo dinlemeye daha az zaman ayırıyor. Buna rağmen son beş yılda reklâm harcamaları yılda yüzde 8 artmıştır. Bu sayede, her yıl tüketiciye ortalama olarak yüzde 9 daha fazla ti­cari mesaj iletilmektedir. 1965 yılında ortalama bir tüketici televizyon reklâmlarının yüzde 34’ünü hatırlıyordu. 1990 yılında bu oran yüzde 8’e düştü. Gittikçe etki derecesi zayıflayan marka kampanyalarını yü­rütmek için giderek daha çok para harcanıyor. Sözün kısası, reklâmcılık duvara toslamıştır.

Kaynak: Martin Lindstrom’un “Duyular ve Marka” kitabından alınmıştır.