Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

14/03/2001 : 19:59:15
Aşağıdaki gerçek hikaye Kellog Business School'da ( Northwestern Universitesi ) İş idaresi master öğrencileri ile "Zaman Yönetimi " dersi profesörü( Stephen R. COVEY) arasında geçer ;

Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçkin öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra , " Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" dedi.

Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Daha sonra kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun başka taş almıyacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve " Bu kavanoz doldu mu ? " diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan, " Doldu" diye cevapladılar.
Profesör " Öyle mi ?" dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu salla**** mıcırların, taşların aralarına iyice yerleşmelerini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha " Bu kavanoz doldu mu ? " diye sordu.
Bir öğrenci ; " Dolmadı herhalde" diye cevap verdi. " Doğru" dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve " Bu kavanoz doldu mu ?" diye sordu. Tüm sınıftakiler bir ağızdan " Hayır " diye bağırdılar.
" Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı.
Sonra öğrencilerine dönerek " Bu deneyin amacı neydi" diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen, " Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır" diye atladı. " Hayır " dedi profesör, bu deneyin esas anlatmak istediği : " Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın gerçeğidir " Öğrenciler şaşkınlık içerisinde birbirlerine bakarken profesör devam etti " Nedir hayatınızdaki büyük taşlar ? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek ! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam olamıyacağınızı gösterir ".

Profesör, ders bittiği halde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı...

Son 9 yorum (en yenisi önce)

03/07/2008 : 04:10:58
Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam olamıyacağınızı gösterir ".

Konunun özeti bu........
02/07/2008 : 19:46:26
güzel hikaye..
05/06/2001 : 21:34:51
Zaman Yönetimi ile ilgili konuyu daha öncede okumuş ve dinlemiştim. Ben bunu zamanla değil de başka bir konu ile ilişkilendirdim. Bütünlük ve mükemmellik. Mükemmelliğe doğru yol alırken hiç bir şeyin küçümsenmemesi gerektiği ve en küçük ayrıntının bile bütünlüğü bozacak güce sahip olduğu gerçeği. Bir uzay aracını düşünün, binlerce kilometre öteden iletişime sahip donanımı, dayanıklılığı, ekipmanı, aleti edavatı ama çok küçük belkide maddi olarak değeri bile gözardı edilebilecek küçücük bir vidanın yol açabileceği dehşeti düşünün. Konuya vu açıdan bakıldığında her zerrenin bir kerameti, her gözardı edilebilir gibi görünen şeyin bir marifeti olduğuanlaşılıyor.

__________________
Saygılar
21/04/2001 : 13:54:29
İyi günler Orhun Bey,
Her zamanki gibi ilginç, şaşırtıcı aynı zaman da ders verici güzel yazılarınızla bizleri aydınlatıyorsunuz.Sakın bunu sizi övmek için söylediğimi zannetmeyin.Cidden yazılarınız çok hoşuma gidiyor. Daha önce 'Korkuyorum' adlı şiiriniz de beni çok etkilemişti. Ve bu tür yazılar insanın mücitlik kabiliyetlerini ya da en azından olaylara farklı açılardan bakabilmelerini sağlıyor.

Bu güzellikleri bizimle paylaştığınız için teşekkürü borç bilirim!!!

SEVGİLERLE BAHADIR.
13/04/2001 : 16:23:24
Güzel bir uyarlama olmuş. Kendi taşlarımızı kendi kovamıza hangi sırayla atacağımızı biliyoruz.

Peki milletin kovasının etrafında bu kadar insan kendi taşlarını atarken kova devriliyor ve herşey berbat oluyor.

Sizce çözüm nasıl olmalı? Önce hangi taşlar atılmalı kovaya?

Peki sıralmaya kim karar verecek?

Selamlar

M. Orhun E.
13/04/2001 : 16:02:01
Bu hikaye S. R. COVEY'in First Things First adlı kitabında geçiyor.

Aslında mükemmel bir stratejik yönetim dersi. Hakikaten bazen hayattaki büyük taşları zamanında yerleştiremediğimiz için sıkıntılar yaşarız.

Şuanda Türkiyenin yaşadığı kriz de bu öğretilere dikkat edilmemesi sonucudur.

Ben içinde bulunduğumuz durumu COVEY'in yaklaşımı ile şöyle aktarmak istiyorum:

Ortada bir kova var. Kovanın etrafında ise bizler(Türk halkı;profesörü, sanayicisi, politikacı,uzmanı, garibanı, zenigini fakiri v.s.). hepimiz elinde bir şeyler var. Bazılarımızda büyük taşlar, Bazılarımızda çakıl taşları, bazılarında kum ve bazılarında ise su. bir grupta ise hiçbir şey yok, onlar bizi seyrediyorlar!.. Özde bencillik olduğu için herkes elindekini kovaya atmaya çalışıyor ve herkes kendisininkinin önemli olduğunu söylüyor. Kovanın etrafı son derece kalabalık ve yaklaşmanız dahi zor. Bir de değişik bir grup türemiş elinde malzeme olanların koruyucuları var ve sizi kovaya yaklaştırmak istemiyorlar.

Sonucunda ne mi oluyor? Herkes aynı anda bu işi yapmak istediğinden kova devriliyor ve herşey yere dökülüyor.

Sonrası ise malum, herkes birbirini suçluyor!..

Elde var koca bir sıfır...

23/03/2001 : 10:24:47
bu hikayeyi duymustum, ama tam olarak bilmiyordum, hatirlattiginiz icin tesekkurler. cikaracagimiz cok dersler var.
kavanozda taslar, Allah Allah...
20/03/2001 : 06:17:41
Sevgili İsmail,

Seninde ifade ettiğin gibi aslında pek çok şetyi biliyoruz, fakat uygulamıyoruz veya uygulamayı düşündüğümüz o kadar çok şey oluyor ki, öncelikleri belirlemediğimizden, gerçekleştirmek istediğimiz net hedeflerimiz olmamasından etkili sonuçlar alamıyoruz.

Bunun çaresi: Basit de olsa, belirli hedefler koyup, hedef çok büyükse bunu ulaşılabilecek ara hedeflere bölüp, önceliklerimize göre, birer birer gerçekleştirip bitirmek sonra da "BİTİRDİM" diyebilmek
19/03/2001 : 08:34:46
Orhun bey,
Bu olayi daha once duymus ve hatta Taiwan daki bir dersimin konusuydu. Ben bugun bu hikayeden bir baska ders cikardim. Goruliyorki zaman gectikce daha once bildigimiz ama yapmadigimiz seylerin uzerinden zaman gectikce onlari bile yani bildigimiz bilgileri bile unutuyoruz. Hatirlattiginiz icin tesekkurler....
BASARILAR TURKIYE...
ISMAIL BITIRIM