Amerika Birleşik Devletleri, günlerdir; hatta haftalardır mali krizi konuşuyor. Bush Yönetimi’nin krizin etkilerini azaltmak ve herşeyin daha da kötüye gitmesini önleyebilmek için ortaya koyduğu “bailout” (kurtarma) planı geçen haftanın sonuna kadar Amerikan Kongresi’nden geçemedi…
Kolay değil…
Bu planın Amerika’ya maliyeti tamı tamına 700 milyar doları buluyor. Üstelik bu para harcanınca herşeyin düzelip düzelmeyeceği de garanti değil. İşte, bu yüzden yönetimin bu kurtarma planı Amerika’da kolay kabul edilecekmiş gibi görünmüyor…
Öte yandan, bazı uzmanlara göreyse, şöyle ya da böyle, Amerikan Kongresi’ndeki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler bu plan üzerinde pazarlık yapıp bir şekilde uzlaşacaklar. Çünkü, aslında Amerikan ekonomisi için başka bir çıkış yolu yok. Evet, plan kabul edilse bile “kurtuluş” garanti değil…Ama, kabul edilmezse çöküş kaçınılmaz…
Dolayısıyla, aslında Amerika için başka bir çözüm yok gibi…
Plan ilk bakışta, Amerika’ya 700 milyon dolara malolacak…Ama, aslında bu krizin Washington’un önüne koyacağı bir de siyasi ve askeri fatura var. Üstelik bu fatura, ekonomik faturadan çok daha ağır olabilir…
EKONOMİK KRİZİN SİYASİ VE ASKERİ FATURASI
Wall Street’teki “deprem”in Amerika’da bundan sonra pekçok şeyi değiştireceğini tahmin etmek için falcı olmaya gerek yok. Krizin mali faturası bir yana, sistemin güvenilirliği ve daha da önemlisi “serbest piyasa” ekonomisinin işleyişi bundan sonra daha da tartışılacak. Bu tartışmaya göre, serbest piyasanın; daha doğrusu “laisser passer” anlayışının en önemli savunucusu ve uygulayıcısı Amerika bile bu günlerde “devletçi” bir müdahaleden bahsediyor. Yani, “piyasalar serbest kurallar içinde kendi sorunlarına kendi çözümlerini üretirler”, anlayışı ister istemez sorgulanmaya başlandı. Devletin yeni sosyal politikalar üretmesi konuşuluyor…
Görünen o ki, Washington önümüzdeki yakın dönemde bu kriz yüzünden harcamalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Sonuçta, devlet mekanizması daha içine kapanık bir politika izleyecek; ya da en azından Irak için harcanan günlük 1 milyar dolar bundan böyle Amerikan halkı tarafından daha da çok sorgulanacak…
Kısacası, Amerikan dış poltikası ve Amerika’nın askeri stratejileri; ya da daha genel anlamda, “ABD’nin global rolü” mali piyasalardaki bu krizden etkilenecek. Yani, mali krizin sadece ekonomik değil, siyasi ve askeri sonuçları da olacak. Bu noktada perçok uzman şu soruyu soruyor: “ Peki öyleyse, bu kriz ‘Amerikan çağının sonu’nu mu getirecek?”…
Öyle ya… Amerika’nın zaten son dönemde ciddi darbe alan “tek süper güç” olma durumu bundan böyle iyice azalacak mı? Yoksa, Amerika, iş gücü potansiyeli, pragmatikliği ve dinamizmiyle daha önce olduğu gibi bu kez de bu krizin üstesinden gelebilecek mi? Yani, hızla toparlanabilecek mi?..
Bu sorulara şu anda kimseler kesin bir yanıt veremiyor. Ancak, bu krizin siyasi ve askeri faturaları daha şimdiden konuşulmaya başlandı bile…
Yapılan analizlerin ortak noktaları şunlar:
Evet, mali krizin asıl nedeni Amerika’daki finans piyasalarındaki bozukluklar veya aksaklıklar. Ancak, bu durumun ortaya çıkmasında, Bush Yönetimi’nin yanlış dış politikalarının ve yanlış askeri maceralara girmesinin de büyük payı var. Afganistan ve Irak için milyarlarca dolar harcandı, Amerikalıların vergileri silahlara gitti; ama, sonuçta hiçbir kesin başarı elde edilemedi. Ne Irak güvenilir ve huzurlu bir yer haline getirilebildi ne de Afganistan Taliban’dan ve El-Kaide’den temizlenebildi…
Bu kriz, Kasım ayında yapılacak olan Başkanlık seçimlerinde Barack Obama’nın şansını artırabilir. Özellikle, mali depremden sonraki kamuoyu araştırmaları Obama’nın ciddi biçimde bir atak yapıp Cumhuriyetçi McCain’İn önüne geçtiğini gösteriyor. Demokratlar Beyaz Saray’a gelirlerse, bu Amerika’nın dış politikasında da ciddi bir tavır değişikliğine yol açabilecek. Irak’tan çekilme ya da Ortadoğu’da yeni çatışmaları önleme gibi stratejiler, Obama’nın başkanlığında çok daha sık duyulabilir...
Daha da önemlisi, bu mali kriz sonucunda Amerika’nın “tek süper güç olma” avantajını kaybetmesi ve eski agresif tutumunu değiştirmek zorunda kalması Rusya’nın, Çin’in ve hatta İran’ın işine yarayabilir…Tabii, Wall Street’ten kaynaklanan mali krizin bu ülkelere nasıl yansıyacağına ve bu ülkelerin politikalarını nasıl etki edeceğine de bakmak gerekiyor.
Kısacası, Amerika için bu mali krizle hiçbirşey bitmedi. Ancak, bundan sonra Amerika ve tabii tüm dünya için hiçbirşey eskisi gibi olmayacak..
Bu kesin..
MİTHAT BEREKET
Kolay değil…
Bu planın Amerika’ya maliyeti tamı tamına 700 milyar doları buluyor. Üstelik bu para harcanınca herşeyin düzelip düzelmeyeceği de garanti değil. İşte, bu yüzden yönetimin bu kurtarma planı Amerika’da kolay kabul edilecekmiş gibi görünmüyor…
Öte yandan, bazı uzmanlara göreyse, şöyle ya da böyle, Amerikan Kongresi’ndeki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler bu plan üzerinde pazarlık yapıp bir şekilde uzlaşacaklar. Çünkü, aslında Amerikan ekonomisi için başka bir çıkış yolu yok. Evet, plan kabul edilse bile “kurtuluş” garanti değil…Ama, kabul edilmezse çöküş kaçınılmaz…
Dolayısıyla, aslında Amerika için başka bir çözüm yok gibi…
Plan ilk bakışta, Amerika’ya 700 milyon dolara malolacak…Ama, aslında bu krizin Washington’un önüne koyacağı bir de siyasi ve askeri fatura var. Üstelik bu fatura, ekonomik faturadan çok daha ağır olabilir…
EKONOMİK KRİZİN SİYASİ VE ASKERİ FATURASI
Wall Street’teki “deprem”in Amerika’da bundan sonra pekçok şeyi değiştireceğini tahmin etmek için falcı olmaya gerek yok. Krizin mali faturası bir yana, sistemin güvenilirliği ve daha da önemlisi “serbest piyasa” ekonomisinin işleyişi bundan sonra daha da tartışılacak. Bu tartışmaya göre, serbest piyasanın; daha doğrusu “laisser passer” anlayışının en önemli savunucusu ve uygulayıcısı Amerika bile bu günlerde “devletçi” bir müdahaleden bahsediyor. Yani, “piyasalar serbest kurallar içinde kendi sorunlarına kendi çözümlerini üretirler”, anlayışı ister istemez sorgulanmaya başlandı. Devletin yeni sosyal politikalar üretmesi konuşuluyor…
Görünen o ki, Washington önümüzdeki yakın dönemde bu kriz yüzünden harcamalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Sonuçta, devlet mekanizması daha içine kapanık bir politika izleyecek; ya da en azından Irak için harcanan günlük 1 milyar dolar bundan böyle Amerikan halkı tarafından daha da çok sorgulanacak…
Kısacası, Amerikan dış poltikası ve Amerika’nın askeri stratejileri; ya da daha genel anlamda, “ABD’nin global rolü” mali piyasalardaki bu krizden etkilenecek. Yani, mali krizin sadece ekonomik değil, siyasi ve askeri sonuçları da olacak. Bu noktada perçok uzman şu soruyu soruyor: “ Peki öyleyse, bu kriz ‘Amerikan çağının sonu’nu mu getirecek?”…
Öyle ya… Amerika’nın zaten son dönemde ciddi darbe alan “tek süper güç” olma durumu bundan böyle iyice azalacak mı? Yoksa, Amerika, iş gücü potansiyeli, pragmatikliği ve dinamizmiyle daha önce olduğu gibi bu kez de bu krizin üstesinden gelebilecek mi? Yani, hızla toparlanabilecek mi?..
Bu sorulara şu anda kimseler kesin bir yanıt veremiyor. Ancak, bu krizin siyasi ve askeri faturaları daha şimdiden konuşulmaya başlandı bile…
Yapılan analizlerin ortak noktaları şunlar:
Evet, mali krizin asıl nedeni Amerika’daki finans piyasalarındaki bozukluklar veya aksaklıklar. Ancak, bu durumun ortaya çıkmasında, Bush Yönetimi’nin yanlış dış politikalarının ve yanlış askeri maceralara girmesinin de büyük payı var. Afganistan ve Irak için milyarlarca dolar harcandı, Amerikalıların vergileri silahlara gitti; ama, sonuçta hiçbir kesin başarı elde edilemedi. Ne Irak güvenilir ve huzurlu bir yer haline getirilebildi ne de Afganistan Taliban’dan ve El-Kaide’den temizlenebildi…
Bu kriz, Kasım ayında yapılacak olan Başkanlık seçimlerinde Barack Obama’nın şansını artırabilir. Özellikle, mali depremden sonraki kamuoyu araştırmaları Obama’nın ciddi biçimde bir atak yapıp Cumhuriyetçi McCain’İn önüne geçtiğini gösteriyor. Demokratlar Beyaz Saray’a gelirlerse, bu Amerika’nın dış politikasında da ciddi bir tavır değişikliğine yol açabilecek. Irak’tan çekilme ya da Ortadoğu’da yeni çatışmaları önleme gibi stratejiler, Obama’nın başkanlığında çok daha sık duyulabilir...
Daha da önemlisi, bu mali kriz sonucunda Amerika’nın “tek süper güç olma” avantajını kaybetmesi ve eski agresif tutumunu değiştirmek zorunda kalması Rusya’nın, Çin’in ve hatta İran’ın işine yarayabilir…Tabii, Wall Street’ten kaynaklanan mali krizin bu ülkelere nasıl yansıyacağına ve bu ülkelerin politikalarını nasıl etki edeceğine de bakmak gerekiyor.
Kısacası, Amerika için bu mali krizle hiçbirşey bitmedi. Ancak, bundan sonra Amerika ve tabii tüm dünya için hiçbirşey eskisi gibi olmayacak..
Bu kesin..
MİTHAT BEREKET