Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

25/08/2009 : 21:58:45
TBMM gündeminde bulunan yeni Türk Ticaret Kanunu tasarısı “kurumsal yönetimi” tüm şirketlerde zorunlu hale getiriyor. İş hayatında binlerce şirket yöneticisinin henüz ne anlama geldiğini bile bilmediği kurumsal yönetim küçük, orta, büyük tüm işletmelerin günlük hayatında zorunlu bazı değişikliklerin yapılmasına neden olacak. Bu değişiklikler, iş hayatında yazılı olan ya da olmayan yeni kural ve tanımlamaları da beraberinde getirecek.

Krizin göbeğinde can derdinde olan işletmelerin kurumsal yönetime ilgisi ne boyutta olabilir acaba? Üretim için hammadde finansmanını tedarik etme çabası bir yandan, yıllardır yatırım yaptığı insan gücünü korumak konusunda kırk takla atıyor olmaları diğer yandan, azalan taleple ilgili sorunların nasıl aşılabileceği ile ilgili senaryolar bir başka yandan... Kurumsal yönetimin şimdi sırası mı?

Bugünlerde sorulması en gereksiz sorulardan bir tanesi olarak görünen bu sorunun cevapları ile tanışmaya başladığımız zaman gerek 2001’de gerekse de içinde bulunduğumuz dönemde neden bir krizin içinde olduğumuzu anlamaya başlıyoruz! Şaşırtıcı değil mi? Çünkü, işletmelerin kurumsal yönetim uygulamalarında sınıfta kalmış olmalarının bedelini çok ağır bir şekilde ödüyoruz!

Kurumsal yönetimi, akademisyenler ve uygulamacılar binlerce tanımı arasından; adil bir yönetim anlayışı ile; açık, şeffaf ve dürüst olmak ve hesap verebilirliği iş hayatının doğal bir süreci şeklinde tanımla**** veriyorlar.

Sadece bireylerde değil, işletmelerin de genlerinde olması gereken bu temel özellikler günlük pratikte olmadığı için bu krizler yaşanıyor gerçeğini ise hep halının altına süpürerek geçiştirmeye çalışıyoruz.

Amerika Birleşik Devletler’inde son iki yıldır gündemden düşmeyen ve geçtiğimiz Eylül ayında tavan yapan finansal skandalların ayak sesleri aslında 2000’lerin başında Enron ile duyulmuştu...Enron’la birlikte kağıttan kaleler gibi devrilen şirketlerden kimse ders çıkarmadı anlaşılan ki Mart 2009’a geldiğimizde ABD’de ve Avrupada onlarda finans kuruluşuna devlet el koymak zorunda kaldı! Çünkü, bu kurumlar, adil yönetilmiyordu. Açık ve dürüstlük ilkeleri ile donatılmamışlardı. Şeffaflığı işlerine geldiği gibi anlıyorlardı. Daha da önemlisi hesap verebilirlik konusunu zaten hiç sevmiyorlardı ya da işlerine geldiği gibi kaleme alıyorlardı!

2000’ler ile “değerler” yüzyılına girdik. Toplumun duyarlılıkları ve değerleri geçen yüzyılda “beş para” etmiyordu.Bu yüzden gelir dağılımında büyük adaletsizliklerin olduğu gerçeği ile karşı karşıya kaldık. Bu yüzden içinden nasıl çıkacağımızı bilemediğimiz bir küresel ısınma felaketi ile karşı karşıyayız. Bu yüzden dünya ekonomisini hala “savunma sanayi” şemsiyesi altında derlenmiş ama sonuçları savaşlar ve yıkım olan bir finans hiyerarşisi yönetiyor!

Oysa şimdi “toplumsal duyarlılıklar” şirketlerin pazar değerlerinin içinde önemli bir girdiyi oluşturuyor. Yani; “kaç paralık şirketiz?” sorusunun yanıtları içinde “toplumun değerlerine uyumlu bir performans varsa başka” bu performans yoksa başka ederimiz var...

Yeryüzündeki tüm coğrafyalarda sokaktaki vatandaş artık “dürüstlük” istiyor. Hakkaniyet ve açıklık istiyor. Herkesin hesap verebilirliğini bu ilkeler ışığında sergilemesini istiyor. Durum böyle olmayınca Türkiye Cumhuriyeti’nin GSMH’ndan fazla geliri olan Lehman Brothers bile çökebiliyor! Finans dünyasında taşlar yerinden oynayınca çarpan etkisiyle olumsuzluklar Mardin’in ücra köşesindeki bir köyü bile olumsuz etkileyebiliyor.

Bir de, tüm çalkantılara rağmen hiç yıkılmayan, sarsılmayan şirketler var. Ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını biliyorlar. Daha da önemlisi özgüvenleri sağlam.Çalışanların desteği arkalarında. Tedarikçilerle omuz omuza vermişler. Müşterilerin onları terk etmeye niyetleri yok. Yatırımcılar ve finans kurumları hala kapılarını bunlara açık tutuyorlar. İşte bunlar, bilerek ya da bilmeyerek kurumsal yönetim anlayışını kurumsal markaları ile ilişkilendirmiş küçük, orta veya büyük işletmeler.

Özetle, kurumsal yönetimi benimsemiş yönetim anlayışı belki hemen değil ama orta vadede sürdürülebilir bir geleceğin sigortası oluyor. Belki ülkemizde kanun gücüyle yaşamımıza girecek ama bu bile hiç olmamasından iyidir.

Salim Kadıbeşegil

0532 214 72 05
ORSA Stratejik İletişim Danışmanlığı A.Ş.