Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

18/02/2005 : 17:34:01

Çok hoşuma gittiği için buraya alıntı yaptım. Konuyu hep beraber açabiliriz.


Yeni bir iş mi arıyorsunuz? Peki kaç yaşındasınız?


Mutlu K. Eroğlu (Ernst & Young Yönetici Seçme ve Yerleştirme Danışmanı)


“İş aramak” zahmetli bir iş. Kaç yaşında olursak olalım yeni bir iş aramaya soyunduğumuzda azımsanmayacak bir emek ve zaman harcayacağımızı önceden hesaplamalıyız. Özgeçmiş hazırlama, iş ilanlarının takibi, işe alım konusunda danışmanlık veren firmaların tespiti ve onlarla temasa geçilmesi, yapılan mülakatlar ve bu sürecin stresi gerçekten her birimiz için yorucu olabilir.

Üniversite eğitimini henüz tamamlamış genç arkadaşlarımız genellikle hiçbir iş tecrübesine sahip olamamak ya da askerliklerini yapmamış olmak gibi yaşları gereği doğal olan bazı nedenlerden dolayı istedikleri işi istedikleri zaman zarfında bulamıyor olmaktan şikayet ederler. Şikayetlerinde çok da haksız olmamakla beraber bu konuda aslında “yalnız” da değillerdir.

Tecrübesiz olmak kadar “çok tecrübeli” olmak da bazen istediğimiz işe girmekte bizi zorlayabilir.
Çevremizde üst düzey yöneticilik yapan pek çok kişinin genellikle ya 40’larına henüz yaklaşmış ya da bu yaşı henüz geride bırakmış kişiler olduğunu görürüz. Bu yöneticiler yeni bir iş arayacak olduklarında hem okullarından henüz mezun olmuş gençlerden, hem de kendilerinden daha fazla deneyim sahibi olan ve 50’li yaşlarını süren “kıdemli” üst düzey yöneticilerden daha şanslıdır.

50 yaşımızdan sonra da yeni bir iş arayışına girebiliriz.

Günümüzde şirket birleşmeleri, şirket küçülmeleri vs. gibi durumların sonucunda 50 yaşın üzerindeki üst düzey yöneticiler koltuklarını kendilerinden daha genç yöneticilere bırakmak zorunda kalabilmektedir. Bu yöneticiler pek çok değerli tecrübeyi barındıran kariyer hayatlarını sonlandırmak yerine ve “doğal” olarak başka görevlere yöneleceklerdir. Elbette ülkemiz koşullarında gelinen ekonomik düzeyin korunması da diğer bir amaç olacaktır. Hayat standardını koruma veya ileriye yönelik biraz daha birikim yapma kaygısı yeni iş arayışını doğurur.

Bazen de başka sebepler devreye girebilir. Bir yöneticinin 50’li yaşlarında kendisini ispatla**** geldiği noktanın artık onu heyecanlandırmıyor olması ve eski çalışma şevkine yeniden kavuşmayı istemesi de bir iş arama nedeni olabilmektedir. Yeni bir endüstriyi tanımaya ya da yeni bir işi öğrenmeye istek duyması da mümkündür. Bilmediği bir alanda eskiden olduğu gibi çaba gösterdikten sonra yeniden başarıya ulaşmak düşüncesi onu heveslendirebilir.

Ayrıca bu kişiler, hızlı bir tempoda ve özel hayatlarını geri planda tutarak sürdürdükleri iş hayatlarının ardından, kendilerine daha fazla vakit ayırmayı, aileleri ile daha fazla vakit geçirmeyi isteyebilirler. Bu istekleri sonucunda da daha az para kazansalar dahi daha az zaman harcayıp daha az sorumluluk ve stres yüklenecekleri bir işe yönelebilirler.

İş hayatımızda, yaşımız ister 30 ister 50 olsun olsun, ekonomik kaygılarımız, başarma hevesimiz ve yaşam tarzımızı değiştirme isteğimiz bizi yeni bir iş aramaya itebilir. Bununla beraber 50 ve üzeri yaşlarda istediğimiz işi bulma konusunda 30’lu yaşlarımızdaki kadar şanslı olamayabiliriz.

Neden 50’li yaşları geride bırakırken 30’lu yaşlardaki kadar kolay iş bulamayız?

Üst düzey yöneticilerin sayılarının az olması gibi, bulundukları seviyeye uygun pozisyonların “sayısı” da azdır. Dolayısı ile bu kişiler, kendi seviyelerinin bir altı kabul edilen başka bir deyişle; daha az bir tecrübe ile de yürütülebilecek bazı pozisyonlara da başvuru yapmak durumunda kalabilirler.

Çalıştığı şirkette açık olan bir pozisyonu doldurmaya çalışan bir İnsan Kaynakları Yetkilisi, “orta kademe” ya da “en üstün bir altı” olarak konumlandırılmış bir yönetici pozisyonu üzerinde çalışırken masasında ya da bilgisayarında değerlendirilmeyi bekleyen yığınla özgeçmişi taramakla işe başlar. Bu sırada, göz önüne aldığı pek çok özelliğe göre eleme yaparken, ileri yaşlardaki adaylara ait özgeçmişleri çoğunlukla ve neredeyse “el alışkanlığı” ile bir kenara ayırır. Bunun anlamı “ikinci aşamada dönülebilecek” bir gruplama olabileceği gibi “kesin bir eleme” de olabilir. Nedeni ise her şeyden önce ve genellikle “önyargı” olacaktır.

Önyargılar ve ölçülmeye çalışılan riskler

Olgun yaştaki bir yöneticinin daha genç bir yönetici kadar dinamik olup olamayacağı, verilen sorumlulukların onu tatmin etmeye yetip yetmeyeceği, aynı çalışma ortamını paylaşacağı “genç”lerle iletişiminin istenen düzeyde olup olmayacağı konusundaki kaygılar bu tip önyargıları doğurabilmektedir.

Mesleki kariyerinin doruğundaki bir üst düzey yöneticiyi bir alt pozisyonda işe almak bir çeşit “risk” olarak görülmektedir. Bu riski doğurduğu varsayılan endişelerden bir tanesi de bu yöneticinin daha iyi bir iş olanağı ile karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunun düşünülmesidir. Böyle bir durumda da söz konusu yöneticinin mevcut sorumluluğunu hemen bırakıp gidebileceğinden endişe edilir.

Bir başka konu ise bu yöneticilerin şirketler için genellikle “pahalı” olmasıdır. Bu üst düzey yöneticilerin tecrübeleriyle orantılı olarak ücret paketleri de yüksek olacaktır. Buna paralel olarak günümüzde şirketlerin giderleri ile ilgili ciddi kısıtlamalara gittiğini düşünürsek, pahalı yöneticilere yatırım yapmak yerine daha genç yöneticilerin daha düşük bir bütçe ile işe alınması tercih edilmektedir.

Gün geçtikçe şirketlerin yönetim kadrolarının gençleştiğini görmekteyiz. Yaş ortalaması 30’lu yaşlar düzeyinde olan bir şirkette çalışması gündeme gelen daha ileri yaşlarda bir yöneticinin çalışma ortamına uyumundan da ayrıca kaygı duyulabilmektedir.

Deneyimli yöneticiler kendinden daha genç yöneticilerin emrinde çalışmak zorunda kalabilirler. Tecrübeli ve öngörülü olmalarının, problem çözme yeteneklerinin gelişmiş olmasının, özetle “görmüş geçirmiş” olmalarının 50 yaşın üzerindeki yöneticileri yönetmeyi zorlaştırabileceğinden endişe edilebilmektedir. Şirket yönetimlerinde işe alımlardan sorumlu kişiler, bu derece “kıdemli” yöneticilerin üstlerinin her yönlendirmesini kolay kabullenmekte zorlanacağını düşünebilir. Ayrıca yeni bir şirket çatısı altında olsalar dahi bazı eski alışkanlıklarını sürdürme eğiliminde olmalarından endişe duyulabilir.

Benzer bir şekilde bu kıdemli yöneticilerin güncel bilgilerden ve iş dünyasındaki yeni eğilimlerden, kullanılan yeni mesleki terminolojiden uzak kalmış olabileceklerine dair bir önyargı da taşınabilir.

Gençlerle aynı dinamizmi gösterip gösteremeyecekleri de tartışılan bir başka noktadır.

50’li yaşlarda iş görüşmesi yaparken…

50’li yaşlarında olan ve iş arayan bir üst düzey yönetici her şeyden önce özgeçmişini, yeniden gözden geçirmekle işe başlayabilir. Geçmiş 25-30 yıllık tecrübesinin tümünü değil, bu tecrübesinin başvurduğu pozisyonun görev tanımı ile eşleşen kısımlarını detaylıca sıraladığı bir özgeçmişi gerekirse yeniden hazırlayabilir. Operasyona yönelik tecrübelerinin altını yöneticilik tecrübelerinden daha fazla çizebilir.

Davet edildiği bir iş görüşmesi sırasında kendisine pozisyona kıyasla “çok daha deneyimli” olduğunun söylenmesi halinde ise açık bir şekilde bunun nedenini sorabilir. O zaman karşısındaki yetkili kendisine bunun hangi koşullardan dolayı olduğunu detaylı bir şekilde açıklamak zorunda kalacaktır. Bu da üst düzey yöneticiye deneyimlerini daha iyi aktarma ve pozisyona uygunluğu konusunda işe alım yetkilisini ikna etme şansı verir.

Söz konusu pozisyon ile gerçekten ilgileniyor ise bunu mümkün olduğu kadar açık bir dille anlatmasında yarar vardır. Sözlerine kanıt oluşturması açısından başvurduğu pozisyona yönelik sağlayabileceği faydaları sıralayabilir.
Bir üst düzey yöneticiden, pazara yönelik güncel eğilimlerin ne olduğunu takip ediyor olması beklenir. Dolayısıyla bu yöneticinin iş görüşmesi yaparken günlük terminolojiyi kullanmaya özen göstermesi ve iş dünyasındaki eğilimlerin ne olduğunu iyi bildiğine dair bir izlenim yaratması, mülakatı yürüten İşe Alım Yetkilisi’nin bu anlamdaki endişelerini giderecektir.

Şirketlerin stratejik hedefleri gerçekleştirebilecek yöneticilere ihtiyacı vardır. Şirketin pazar payını genişletmek, karlılığını arttırmak, maliyetlerini düşürmek ile ilgili yeni fikirlere sahip bir yönetici yaşı ve tecrübesi ne olursa olsun ilgi çekici ve değerli olarak algılanacaktır. Bundan hareketle önceden araştırma yapılarak gidilen bir iş görüşmesi anında bu içeriği taşıyan yeni fikirlerin sıralanması işe alım kararı verecek tarafta çok olumlu bir etki yaratacaktır.

İş hayatında geniş bir iş çevresinin ve bu çevredeki ilişkiler ağının bir parçası olmak önemlidir. İleri yaşlardaki yöneticilerin avantajlı oldukları bir diğer konu da budur. Bu yöneticiler, sadece işe yönelik teknik performansla yürütülmesi pek de mümkün olmayan stratejik konularda, geniş iş çevrelerinden rahatlıkla faydalanabilirler. Açıktır ki 30’lu yaşlarda sahip olunan iş çevresi ile 50’li yaşlardaki arasında fark vardır. Üst düzey yöneticinin bu özelliğini vurgulaması kendi hanesine bir başka artı getirebilir.

İşe Alım Yetkilisi’ne öneriler

Yukarıdakilerden özet çıkaracak olursak, yaşları ve tecrübeleri yüksek yöneticileri işe almaya çekinceler onları maddi ve manevi olarak tatmin edememekten, yöneteme endişesinden ya da dinamizmleri ile ilgili soru işaretleri taşımaktan kaynaklanmaktadır.

Hemen göz ardı etmek yerine, özgeçmişleri değerlendiren İşe Alım Yetkilisi’nin bu zengin özgeçmişin üzerinde ikinci bir defa daha düşünmesi çalıştığı şirket için ek bir katma değer sağlayabilir.

“Çok tecrübe” stratejik ve operasyonla ilgili sorunlara daha kısa yoldan çözüm anlamına gelebilir. “Görmüş geçirmiş” bir yönetici yaşanan krizleri daha az panikle ve daha pratik çözümlerle aşabilecektir.
Tecrübeli yöneticiler çalıştıkları ekibin gelişimine de doğrudan ya da dolaylı katkıda bulunabilir, daha iyi bildikleri konularda onların “mentor” luğunu yapabilirler.

Büyük bir şirketler topluluğunu yönettikten sonra daha küçük bir şirketin Genel Müdür’lüğü görevini üstlendiklerinde bu durum kendileri için farklı tatminler sağlarken o şirket için de bir vitrin oluşturabilir. Başka bir açıdan değerlendirirsek, çalıştıkları şirketlerin saygınlığına da dolaylı bir katkı sağlayabileceklerini söyleyebiliriz.

İşe alım yetkilisi böylesi bir yöneticinin özgeçmişini koyduğu yerden kaldırıp, kendisini bir iş görüşmesi yapmaya davet ettiğinde;

O kişinin bu işi neden ve ne kadar istediğini açıkça sormalıdır. Bu işin onu ne kadar motive edeceğini dikkatle ölçmeye çalışmalıdır.

Birlikte çalışacağı ekibin dinamiklerini açıkla**** bu konudaki yaklaşımını iyice anlamaya özen göstermelidir.

Açık olan pozisyonun görev tanımını net bir şekilde anlatmalı ve üst düzey yöneticinin tecrübeleri ile doğrudan örtüşen noktaları belirtmelidir. İşin rutin olan bölümlerinin de altını çizdikten sonra, tekrar karşısındaki üst düzey adayın isteğini sorgulamalıdır. Bunu yaparken, aldığı cevaplardan bu kişinin söz konusu pozisyonda çalışırken neler yapabileceğini ve ne kadar enerjik davranabileceğini de anlamaya çalışmalıdır.

Sonuç

Tecrübe ve bilgi birikiminin önemi açıktır. Yukarıda değinilenler, bilgi birikimi ve tecrübe düzeyi yüksek yöneticilerin şirketlere kazandırabileceklerinin yalnızca bir kısmıdır. Bu yöneticileri değerlendirirken, yaşlarını bir eleme kriteri olarak göz önüne almadan önce bunları akla getirmek yerinde olur.

Ayrıca, mesleki kariyeri boyunca önemli bir bölümünde doğrudan patronlarına karşı sorumlu olmuş ya da çok ileri seviyelerde sorumluluklar almış bir yönetici, daha az yetki kullanacağı bir pozisyona atandığında, bu kişinin “motivasyonu” ve “enerjisi” sadece kendisine bağlı olmayacaktır.

Bu kişilere bazı dönemlerde günlük işlerine ek olarak ve şirket için önemli daha farklı sorumluluklar vermek, onların çalışma azmini tetikleyecek ve maksimum fayda sağlamalarının yolunu açacaktır. Örneğin, bu kişilere zaman zaman bir tür koç’luk yaptırılması, şirket içi eğitim veya seminerler yolu ile diğer çalışanların onların tecrübe ve bilgilerinden faydalandırılması sağlanabilir.

Bir karar alınmak üzere stratejik konular masaya yatırıldığında son söz bu yöneticilerin olmasa dahi onların fikrine başvurulması her iki tarafa da önemli ölçüde fayda sağlayabilir.

Son 22 yorum (en yenisi önce)

17/05/2008 : 12:22:41
Bu konuyu 3 sene önce açmıştım, halen güncelliği devam etmekle birlikte gittide artıyor.
17/09/2006 : 19:02:11
Böyle formlarda insanların bu tip şeyleri paylaşmaları gerçekten çok güzel bişey,hepimize Allah yardım etsin...
24/11/2005 : 18:13:22
Şu an şehir dışındayım. Web sitemden bu konu ile ilgili bişeyler bulabilirsin. İnternetten araştırma yaptığında sonsuz veriyede ulaşabilirsin. Kolay gelsin.
24/11/2005 : 00:03:57
yasemin merhabalar ya bir şay rica edicektim bir hocamız hepimize ödev verdi banada e-ekonomi çıktı ama ben pek birşey bulamadım senin yazılarını okudum bana yardımcı olabilirsin diye düşündüm burcsayan20@hotmail.com bana mail atabilirsin yada buraya yazsanda olur şimdiden teşekkür ederim
12/11/2005 : 14:28:14
teşekkürler ama sınavlar hep ters köşe bakalım ne yapıcaz
09/11/2005 : 16:27:02
diger sinavlarida yaparsiniz burayakadar gelmisiniz digerlerinide biraz gayretle calisirsaniz basaririsiniz. Allah yardimciniz olsun. gencler
08/11/2005 : 21:32:16
slm millet sınavların biri iyi diğeri berbat geçti ama hayat devam ediyo idğer sınavda yaparız heralde
08/11/2005 : 00:06:34
Gerçekten çok başarışı bir girişim yapmışsın. Arkasının geleceğine emin ol. Umarım siz çabucak iş bulursunuz. Kendi işimi yapma fırsatım olsa hiç durmazdım aslında ama öyle bir imkanımda yok. Yarın ki sınavında başarılar dilerim. Ben pesetmiycem sizde pesetmyin.
07/11/2005 : 23:24:20
yasemin hiç canını sıkma bizde 3 ev arkadası senin yazılarını okuduk bizde seneye sana katılıcaz yani üniversite mezunu işsizler kervanına ama sakın pes etme ne olursa olsun hayat devam ediyo benim yarın çeko sınavım var dersin konusuda dünyada ve türkiyede işsizlik istihdam oranları kimler işsiz sayılır vs . vs. bu arada üstte arkadaslar yazmışlar bence bazı işlerde dış görünüş ve etkileyicilik gerçekten çok önemli bu tür işlerde en basta aranılan kriter etkileyiciliktir ve bu güzellik ve yakışıklılıkla alakası yok herkez etkileyici olabilir. bu arada torpilden bahseden arkadaslar gerçekten haklı türkiye hatta dünya böyle tanıdığın çevren varsa işinde var ama bu biraz şuna benziyo neden ben zengin doğmadım bu tarz tanıdık falan hikayelerini bırakma zamanı geldi bence iş bulamıyorsanız işi kendiniz yaratın ben 4 senedir üniversite okuyorum ve okuduğum ilde birtek tanıdığım yoktu buna rağmen ilk sene hariç diğer 3 yılı ailemden hiç para almadan basardım ve bunu piyasadaki eksiklikleri görerek basardım nasıl derseniz en basit yaptığım iş memlekjetimde ucuz ve fazla olan malları okuduğum ilde pazarladım görüşlerime eleştiri serbesttir
07/11/2005 : 15:20:38
evet öyle iş arıyorum. Artık çok alıştım bu durumada. Bu yazıları buraya koyma sebebim belki bi kaç işverene ulaşırda işsiz insanları eleştirmezler. Ben yaklaşık 1,5 yıldır işsizim ve bir mülakata girdiğimde, neden işsizsin, madem bu kadar iyisinde neden bu kadar zaman hiç çalışmadın gibi itici sorularla karşılaşıyorum. O yüzden bu haberleri saklama gereği duydum. Çok teşekkür ediyorum.
07/11/2005 : 15:11:27
Allah'a hamd olsun guzel bir isim var.Hicbir zaman issizlik problemi yasamadim.Bundan sonrada insallah yasamam.Cevremden duduyklarim ve bildiklerimden dolayi Eylul arkadasimizin yapmis oldugu yoruma katilmamak imkansiz.Yakisikli veya guzelseniz torpilinizde varsa giremiyeceginiz hicbir is olmaz. Nekarda inanmakta istemezsek bunlar aci gercekler.Yanlis anlasilmasin torpilli degilim.:))Yaseminece81 yazdiklarindan anliyorumki uzun zamandir is ariyosun.Yeni is gorusmesinde basilar diliyorum.
06/11/2005 : 22:44:46
Her 100 kişiden 8'i iş bulabiliyor


Ankara Ticaret Odası (ATO), Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerini kullanarak Nisan-Mayıs-Haziran aylarının içeren 2. dönemleri karşılaştırdığı "İstihdam 2000-2005" raporuna göre son 5 yılda çalışabilir nüfusa 4 milyon 619 bin kişi eklenirken, sadece 374 bin kişiye istihdam yaratılabildiğini açıkladı.


Yapılan araştırmaya göre, 2000 yılı 2. döneminde yüzde 48.5 olan istihdama katılma oranı 2005 yılı 2. döneminde yüzde 44.8'e düştüğü belirtildi. 2000 yılı 2. döneminde kentlerde yüzde 41.4, kırsalda yüzde 58.9 olan istihdama katılma oranı 2005 yılı 2. döneminde kentlerde yüzde 40.2'ye kırsalda yüzde 52.4'e geriledi. 2000 yılı 2. döneminde erkeklerde yüzde 71 olan istihdama katılma oranı, 2005 yılı 2. döneminde yüzde 66.17'e kadınlarda yüzde 26.4'den yüzde 23.9'a düştü.


2005 yılı 2. döneminde çalışabilir yaştaki 25.1 milyon erkekten 16.6 milyonu, çalışabilir yaştaki 25.5 milyon kadının ise sadece 6.1 milyonu istihdam ediliyor. Bir başka deyişle çalışabilir yaştaki her 100 erkekten 66'sı çalışıyor. Çalışabilir yaştaki her 100 kadından sadece 24'ü çalışırken bu oran kentlerde yüzde 16'ya düşüyor. Son 5 yılda kentsel alanlarda, kadınların istihdama katılım oranında artış olmaması dikkati çekiyor. Türkiye'de tarım sektöründeki istihdam sürekli azalıyor. 2000 yılı ikinci döneminde 8 milyon 307 bin kişi tarımda çalışırken, 2005'de bu rakam 7 milyon 266 bine geriledi. Bir başka ifadeyle tarımda çalışanların sayısı, 1 milyon 41 bin kişi azaldı. 2005 yılı 2. dönem verilerine göre, her 100 kişiden 32'si tarım sektöründe çalışıyor. 2000 yılının aynı döneminde bu oran yüzde 37 idi. Tarım dışı istihdam 5 yılda
1 milyon 415 bin kişi arttığı halde tarımdaki çözülme nedeniyle toplam istihdamdaki artış 5 yılda sadece 374 bin kişiyle sınırlı kaldı.


İstihdam edilenlerin yaklaşık üçte birinin tarım sektöründe çalışması nedeniyle ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısında, 2000 yılında her 100 çalışandan 22'si ücretsiz aile işçisiydi. Aynı yıl ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların yüzde 64'ü kadındı. 2005 yılında ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranı yüzde 17.8'e düştü. Tarım sektöründeki istihdam içindeki payı düştükçe ücretsiz aile işçisi sayısı da azaldı ancak ücretsiz aile işçisi olarak çalışanlar içinde kadınların oranı yüzde 64'ten yüzde 68 'e çıktı. Ücretsiz aile işçisi erkeklerin oranı aynı dönemde yüzde 36'dan yüzde 32'ye geriledi.


2005 yılı 2. döneminde çalışanların yüzde 45.1'i ücretli, yüzde 7.4'ü yevmiyeli, yüzde 5.2'si işverenken yüzde 24.6'sı kendi hesabına çalışıyor. 2000 yılı 2. döneminde yüzde 36,6'sı ücretli, yüzde 11.2'si yevmiyeli, yüzde 4.8'i işveren, yüzde 25.3'ü ise kendi hesabına çalışıyordu.


Son 5 yılda kendi hesabına ve işveren olarak çalışanların paylarında kayda değer bir değişme olmazken ücretlilerin oranının artması dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde ücretlilerin istihdamdaki oranı yüzde 70'ler seviyesinde. Ücretlilerin istihdamdaki payı gün geçtikçe artmakla birlikte gelişmiş ülkelere kıyasla henüz düşük.
2005 yılı 2. döneminde istihdamda yer alan kadınların yüzde 55'i tarım sektöründe çalışıyor. Bu oran kırsal yerleşim yerlerinde yüzde 86'ya çıkıyor. Kadın istihdamının ağırlıklı olduğu 2. sektör ise hizmetler sektörü. Erkeklerin en yoğun oldukları sektör yüzde 49 ile hizmetler sektörü, 2. sektör yüzde 23 ile tarım sektörü. Tarımda çalışanların sayısı 5 yılda 1 milyon 41 bin kişi azalırken, hizmetler sektörü 1 milyon 460 bin kişiye iş yarattı. Hizmetler sektörü, kentsel kesimde 5 yıllık sürede yüzde 60 düzeyinde sabit kalırken, kırsal alanlarda hizmet sektörünün istihdamdaki payı yüzde 16'dan yüzde 23'e yükseldi. Bir başka deyişle tarımda çözülen nüfus hizmet sektörüne kaydı. Üretimin temeli olan sanayideki artış ise 5 yılda 280 bin kişiyle sınırlı kaldı.

"HER 100 KADINDAN 76'SI ÇALIŞMIYOR"
Eğitim düzeyi yükseldikçe işgücüne katılım oranı da yükseliyor. Ancak 2005 yılı 2. döneminde 2000 yılının aynı dönemine göre, hem erkek hem de kadınlarda tüm eğitim seviyelerinde işgücüne katılım oranlarında düşme görüldü. Kadınların lise öncesi, lise ve yüksek öğrenim seviyelerinde işgücüne katılım oranları arasında büyük farklar olduğu görülüyor. 2005 yılı 2. döneminde okur-yazar olmayan her 100 kadından sadece 19'u işgücüne katılırken, yüksek okul mezunu her 100 kadından 69'u iş gücüne katılıyor.


5 yıl çalışabilir yaştaki nüfus 4.6 milyon artarken, bunun 374 bini çalışanlara 838 bini işsizlere eklendi. 3 milyon 407 bin kişi işgücü dışına çıktı. 5 yılda işgücü dışına çıkan nüfusun yüzde 37'si erkek yüzde 63'ü kadın. İşgücü piyasası dışına çıkan her 100 kadından 41'i ev kadını. Son 5 yılda öğrencilik nedeniyle işgücü piyasası dışında yer alanların oranı yüzde 22, emeklilik nedeniyle işgücü piyasası dışında yer alanların oranı yüzde 30 artış gösterirken, çeşitli nedenlerle iş aramayıp işbaşı yapmaya hazır olanlardaki artış ise yüzde 43 oldu.


Ümidi kırık ve mevsimlik çalıştığı için tanım gereği işgücü dışına atılan kesim 2005 yılında 1 milyon 903 bin kişiden oluşuyor ve işgücüne dahil olmayan nüfusun yüzde 7.4'ünü oluşturuyor. Bu kişiler potansiyel işsizler olarak değerlendiriliyor.


2000 yılı 2. döneminde 1 milyon 456 bin olan işsiz sayısı 2005 yılı aynı döneminde 838 bin kişi artarak 2 milyon 294 bin kişiye ulaştı. İşsizlik oranı aynı dönemde 6.1'den 9.2'ye çıktı.


İşsizlik ramakları, kent ve kırsal alanlarda cinsiyetler arasında farklılık sergiliyor. İşsiz sayısı kentlerde kırsal kesime oranla daha fazla artırıyor. 2005 yılı 2. döneminde tarım dışı işsizlik oranı, toplam işsizlik oranının 3.3 puan üzerinde seyrediyor. Tarım sektörünün, istihdamın hala üçte birini oluşturması ve bu sektörde ücretsiz aile işçiliğinin yaygın olması toplam işsizlik rakamlarını aşağıya çekip, işsizliği perdeliyor. 2005 yılı 2. döneminde işsizlik oranı yüzde 9.2 iken, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12.5.


2000 yılı 2. döneminde işsizlerin yüzde 71'i erkek iken, bu oran 2005 yılının aynı döneminde yüzde 74'e yükseldi. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 3 artarken, kadın işsizliği aynı dönemde kentli kadınlar yüzde 2.4, kırda yaşayan kadınlarda yüzde 1.2 artış gösterdi. İşsizlik oranı 5 yılda 3.1 puan artarken, genç nüfustaki işsizlik oranı 5.9 puan artarak yüzde 17.6 seviyesine yükseldi.


ATO Başkanı Sinan Aygün, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Türkiye'nin büyük bir istihdam sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Son 5 yılda istihdamdaki artışın sadece yüzde 1.7 olduğuna işaret eden Aygün, "Tarımdaki çözülmeyi ve artan nüfusu karşılayacak istihdam yaratılmazsa gelecek yıllarda Türkiye'yi daha ağır bir istihdam ve işsizlik sorunu bekliyor. İşsizlik oranının sabit kalması için her yıl 650 bin kişiye iş bulmak gerekiyor" dedi.


Türkiye'de nüfus artış hızı yüzde 1.4-1.5 seviyesine gerilemiş olmasına rağmen, 15-24 yaş aralığında artış hızının yüzde 2.5-3.5 seviyesinde olduğunu ve bu trendin 2030 yılına kadar sürmesinin beklendiğini belirten Aygün, şunları kaydetti:


"Ülke genelinde işsizlik oranı 9.2 iken genç nüfus içindeki işsizlik oranı yüzde 17.6 seviyesinde. Çalışabilir yaştaki her 100 kadından 76'sı çalışmıyor. Bu tablo değiştirilmediği sürece, Türkiye için kalkınma hayaldir."








ATO'dan istihdam raporu [ Milliyet ]


08/07/2005 : 08:25:55
Türkiye'de her 5 kadından biri işsiz

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye genelinde kadın işsizlik oranının yüzde 9.7 olduğunu, genç kadın nüfusu dikkate alındığında bu oranın yüzde 18.8'e yükseldiğini bildirdi.

Çubukçu, 8. Avrasya Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, kadınların istihdam içindeki oranlarının tarımın payının azalmasına paralel olarak hızlı biçimde düştüğünü belirterek, şu bilgileri verdi: ''Bugün kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 25.4 düzeyindedir. Kadın istihdamının tarımda yüzde 57.2, hizmetler sektöründe yüzde 30.1, sanayi sektöründe ise yüzde 13.6 düzeyinde olduğunu görüyoruz.

Ülkemizin en temel sorunu olan işsizlik oranına bakıldığında 2004 yılı verilerine göre Türkiye genelinde kadın işsizlik oranının yüzde 9.7 olduğu görülmektedir. Genç kadın nüfusu dikkate alındığında bu oran yüzde 18.8'e yükselmektedir. ''

Ancak, nitelikli ve çeşitli alanlarda uzmanlaşmış kadın oranının yüksek olduğunu belirten Çubukçu, ''Bugün üniversitelerimizde öğretim elemanı kadın oranı yüzde 36, toplam profesörler içinde kadın oranı yüzde 25'e ulaşmıştır. Mimarların yüzde 31'i, operatörlerin yüzde 29'u, avukatların ise yüzde 26'sı kadındır. 12 kadın büyükelçimiz görev yapmaktadır'' dedi.

mynet haber
05/07/2005 : 00:38:22
4. İŞSİZLİĞİN PSİKOLOJİK SONUÇLARI VE TOPLUMSAL MALİYETİ

İş kaybının yaratacağı kaygı çalışma olanağından yoksun, bağımlı çalışan kesimde ve işsizlik sigortası bulunmayan ülkelerde insan hayatı üzerinde derin izler bırakmaktadır. Tehlike teşkil eden bu durumun sonuçları ülkesel ve küresel bir genişliğe sahiptir. İşten yoksunluk şu durumları da beraberinde getirmektedir.(8)

· Ekonomik güvencenin ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayan gelir kaynağının kaybı,

· “Ailenin rızkını sağlayan kişi” rolünün sona ermesi,

· zaman duygusunu ve buna bağlı olarak düzen algısını kaybetmek,

· Bireysel ve sosyal mesleki perspektifin yok olması; bunun yerine sosyal açıdan itilmişlikle karşı karşıya kalma,

· İş arkadaşlarıyla olan sosyal ilişkilerden yoksunluk,

· İş yerindeki sosyal yaşamın uyarılarından yoksunluk ve sosyal çevreyle olan bağların kopması,

· Bir yaşam ifadesi ve bir şeyler yapma ihtiyacının ve tatmin yeri olarak işteki meşguliyetin yitirilmesi,

· Topluma yararlı olma ve işe yarama duygusunun kaybı.

Bu yoksunlukların neden olduğu sorunlar bireylere ve toplumlara göre büyük farklılıklar göstermektedir.

Bireyler işsiz kaldıklarında ve maddi yoksunlukla karşı karşıya geldikleri zaman bu duruma tahammül edemezler. İşsizlerin çalışanlara karşı kompleksleri artmaktadır. İşsiz birey yeniden çalışmaya başladığında daha zayıf ve işine karşı daha güvensiz olmaktadır. Daha önce çalıştığı işteki gibi bir psikolojiye sahip olamazlar. Yeni işlerinde iş yerinde çalışan diğer işçilerin güvenilir ve etkili konumlarıyla çatışma içine girerler. İşte taktirsizlik, işini kaybetme ve paraya muhtaç olma durumu işsizlerin insanlarla ilişkilerine de yansımakta ve onları yıkıcı işsizlik psikolojisine sokmaktadır.

Genç ve orta yaştaki işsizlerde işlerini kaybettikten sonra kişisel temaslarında önemli ölçüde değişiklik gözlenmektedir. Sosyal ilişkileri azalır, sosyal saygınlığını yitirir, değerlerini kaybeder ve günlerini evde geçirmeye başlarlar. Bu durum zaten sağlanamayan sosyal iletişim üzerinde düşen prestij ve tercihlerin değişmesi nedeniyle geniş etki yaratır.

İşsizliğin getirdiği yoksunluklar genel olarak üç başlık altında toplanabilir: Somatik Sorunlar, Psişik Sorunlar ve Toplumsal Maliyet Yaratıcı Etkiler.

www.isguc.org
25/06/2005 : 19:26:46


3 üniversiteliden biri işsiz

Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan rapor, Türkiye'de 10 bin doktor, 35 bin ziraat mühendisi, 50 bin mimar ve mühendisin işsiz olduğunu ortaya koydu. Rapora göre çıraklık kurslarına devam eden kursiyerlerin yüzde 77'si üniversite mezunu.

ATO'nun hazırladığı "Geleceğe Silgi: Eğitimli Küskünler Dosyası" adlı rapora göre, 2001 krizinde 1 milyondan fazla üniversite mezunu işini kaybetti. Bu sayıya her yıl on binlerce yeni mezun üniversite eğitimli genç ekleniyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptığı projeksiyona göre, 2005-2006 eğitim öğretim yılında ortaöğretimdeki öğrenci sayısı 4 milyon 194 bine ulaşacak. Buna göre, yükseköğretime giriş için başvuran aday sayısı önümüzdeki 5 yıl içinde 2 milyonu aşacak.


Devletin resmi verilerine göre üniversiteden mezun olan her 3 gençten 1'i işsiz kalıyor. Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden biri olan ODTÜ, her iki mezunundan birinin
işsiz kaldığını belirtiyor.


Rapora göre, en gözde meslek sahiplerinden biri olan doktorlar bile işsizlik tehdidiyle karşı karşıya. Tıp fakültelerinden her yıl 4 bin 500 civarında doktor mezun olurken, bunlardan 3 bini işsiz kalıyor. 10 bin civarında işsiz doktor bulunduğu, önümüzdeki 5 yıl içinde "işsiz doktor" sorununun ciddi bir boyuta ulaşacağı, 2020 yılına kadar ise işsiz doktor sayısının 40 bini bulacağı tahmin ediliyor. Türk Tabipler Birliği'nin verilerine göre, son 15 yıl içinde 26 tıp fakültesi açılarak toplam sayı 52'ye ulaştı. 2004 yılında tıp fakültelerine 4 bin 686 öğrenci alındı. Tıp fakültelerindeki toplam öğrenci sayısı 2004 yılında, 31 bin 942 olarak belirlendi.


Türkiye'de veteriner hekimler arasında da işsizlik ciddi bir sorun haline geldi. Yaklaşık 18 bin veteriner hekimin 3 bini işsiz. 6 bini de mesleklerinin dışında işlerle uğraşıyor. Sayısı 20'yi bulan veteriner fakültelerinden her yıl bin 200 veteriner hekim mezun oluyor.


1969 yılına kadar 4 olan ziraat fakültesi sayısı bugün 27'ye ulaştı. Ancak bu fakültelerin çoğu ziraat mühendisi ihtiyacından değil politik kararlarla açıldı. Sonuçta işsiz ziraat mühendisleri ordusu yaratıldı. Ülke genelinde 35 bin ziraat mühendisi işsiz. Bu sayıya her yıl 900 yeni mezun ekleniyor. Bunun yanında 10 bin maden mühendisinin 4 bini işsiz. Jeoloji Mühendisleri Odası'na kayıtlı 10 bin jeoloji mühendisinin yüzde 55'i yani 5 bin 500'ü çalışamıyor.


Bir çok sağlık kuruluşunda hemşire açığı bulunurken 30 bin hemşire iş arıyor. İşsiz arkeologların sayısı da binlerle ifade ediliyor. Binlerce kimyager, fizik, biyoloji, matematik, felsefe, sosyoloji, tarih, psikoloji bölümü mezunuyla kimya mühendisi, fizik mühendisi, jeofizik mühendisi, çevre mühendisi ve peyzaj mimarı da işsiz. Bir iş sahibi olanların çoğu da öğretmenlik yapıyor. 2001 krizinde her 8 mühendis ve mimardan birinin işsiz kaldığı, işsiz mühendis ve mimar sayısının 50 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.


Üniversite mezunları arasındaki işsizlik boyutlarının artması üzerine uzun süredir iş bulamayan ve umutlarını kaybedenler İşsiz Mühendisler Derneği, İşsiz Ziraat Mühendisleri Derneği gibi dernekler kurdu. Türkiye çapında 26 şubesi bulunan İşsizler Derneği'nin üyelerinin yüzde 70'i üniversite mezunu. Bunlar arasında makine mühendisleri, veterinerler ve ziraat mühendisleri çoğunlukta.


İşsizlik tehdidine rağmen üniversite kapılarındaki yığılma her yıl daha da artıyor. Son üniversite sınavına 1 milyon 730 bin öğrenci girdi. Bu öğrencilerden sadece 412 bini bir üniversiteye yerleştirilecek. Her 100 adaydan 77'si açıkta kalacak.

"HAMBURGER, KOLA EKONOMİSİ, GENÇ İŞSİZLER ORDUSU YARATTIK"

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, Temmuz 2004'te Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in soru önergesine verdiği yanıtta, DİE'nin 2003 yılı verilerine göre üniversite mezunu işsiz sayısının 290 bin olduğunu açıkladı. DİE'nin Hane Halkı İşgücü Anketi'ne göre 2004 yılında üniversite mezunu işsiz sayısı 317 bin. Toplam işsizler arasında üniversite mezunlarının oranı yüzde 12.4. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in verdiği bilgiye göre, çıraklık eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin yüzde 77'si üniversite mezunu.


Türk Eğitim Derneği'nin (TED) yaptığı "Üniversiteye Giriş Sisteminin Ailelere ve Topluma Maliyeti Araştırması"na göre üniversiteye hazırlık için toplumun bir yılda yaptığı harcamalar, devletin yıllık üniversite bütçesini aştı. Araştırmaya göre, 2004 yılında ÖSS'ye giren 1 milyon 786 bin 963 öğrencinin üniversite kapısına gelene kadar ÖSS'ye hazırlık için yaptığı harcama tutarı 8.4 milyar dolara ulaştı. Üniversite kapısına gelene kadar kişi başına yapılan ÖSS harcaması ise ortalama 4 bin 711 doları buldu. 1 yıllık ÖSS hazırlık harcamaları 2.9 milyar dolar. 2004 yılı rakamlarına göre öğrenci başına yıllık ÖSS harcaması bin 646 dolar. 2004 yılında bütçeden YÖK'e ayrılan pay ise 2.7 milyar dolar.


Devlet üniversitesinde okuyan, devlet yurdunda kalan bir üniversite öğrencisinin barınma, harç, kitap, yemek, yol, ve giyimden oluşan masraflarının aile bütçesi üzerindeki yükü yıllık 7 milyar lirayı buluyor. 4 yıllık bir fakülteyi bitiren üniversite mezununun ailesine maliyeti toplam 28 milyar liraya ulaşıyor. Bu durumda işsiz gezen 317 bin üniversite mezununun sadece topluma maliyeti 8 katrilyon 876 trilyon lira. Devletin üniversite öğrencisi başına yaptığı harcama yılda ortalama 2 bin 336 dolar. Bu rakam 4 yılda 9 bin 344 doları buluyor. 317 bin işsiz üniversite mezununun devlete maliyeti 2 milyar 961 milyon dolara yaklaşıyor. 317 bin işsizin topluma ve devlete toplam maliyeti ise 9 milyar 535 milyon dolar.


Bir çok üniversite mezunu iş bulamama kaygısıyla asıl mesleklerinin dışında bir alanda çalışmak zorunda kalıyorlar. 2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre, Türkiye'de asıl mesleğini yapma oranları bir hayli düşük. Elektrik ve elektronik teknisyenleri arasında asıl mesleğini yapma oranı yüzde 48.6, inşaat mühendisleri arasında yüzde 65.3, elektrik ve elektronik mühendisleri arasında 61.2, makine mühendisleri arasında yüzde 59.3, orman mühendisi ve ziraat mühendisleri arasında yüzde 38. Çıkış yolu arayan üniversite mezunu işsiz gençler, semt pazarlarında ya da sosyete pazarlarında açtıkları tezgahlarda ya da işportacılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Semt pazarlarında üniversite mezunlarının sayısı yüzde 30'u bulurken İstanbul Bahçeşehir Belediyesi'nin yaptığı araştırmaya göre sosyete pazarlarında bu oran yüzde 80.


ATO'nun hazırladığı raporun sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme yapan ATO Başkanı Aygün, Türkiye'nin üniversite sisteminin masaya yatırılması ve istihdam olanaklarını da göz önünde bulundurarak, yeni politikalar üretilmesi gerektiğini belirtti. Yapılması gerekenin yeni üniversiteler değil, yeni istihdam alanları açılmasıdır olduğunu vurgulayan Aygün, Türkiye'de ara eleman sıkıntısı yaşandığını ancak eğitim sisteminin bu ihtiyaca yanıt veremediğini bildirdi. Ortaöğretimde öğrencilerin yüzde 70'inin meslek edinmeye, temel bilimler ve dil konusunda başarılı öğrencilerin ise üniversiteye yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Aygün, şu ifadeleri kullandı:
"Bu yıl sınava giren her 100 öğrenciden 23'ü üniversiteye yerleştirilecek. 77'si açıkta kalacak. Ya gelecek yeniden sınava girerek şansını deneyecek ya da işsizler ordusuna katılacak. İşte bu yüzde kesimin daha ortaöğretimde iken meslek edinmeye yöneltilmesi lazım. Üniversite kapılarındaki yığılma, mesleki ve teknik eğitime gereken önem verilerek önlenebilir. Altta kalanın canı çıksın mantığıyla bu sistem daha fazla yürüyemez. Gençliğini iyi değerlendiremeyen toplumlar geleceğini de değerlendiremez. Hamburger, kola ekonomisi, genç işsizler ordusu yarattık. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, işsiz gençler yetiştirdik. Her hükümet döneminde takvim yaprakları gibi değişen saatli maarif sistemi iflas etmiştir."

mynet haber
11/06/2005 : 10:43:27


Genç işsiz sayısı 945 bin

Devlet Bakanı Beşir Atalay, 2004 yılı hanehalkı işgücü anketi sonuçlarına göre, Türkiye'deki işsiz genç sayısının 945 bin kişi olduğunu bildirdi.

Atalay, ANAP Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in yazılı soru önergesine verdiği cevapta, Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 2004 yılı anketlerine göre, Türkiye'de 15-24 yaş arası 12 milyon 238 bin genç nüfus bulunduğunu kaydetti.

Aynı ankette, genç işsiz sayısının 945 bin olarak belirlendiğini ifade eden Bakan Atalay'ın verdiği bilgiye göre, işsiz gençlerin eğitim durumuna göre dağılımı şöyle:

''Okur yazar olmayan 11 bin, okur yazar olup bir okul bitirmeyen 22 bin, ilkokul mezunu 210 bin, ilköğretim mezunu 46 bin, ortaokul ve dengi meslek okulu mezunu 138 bin, lise ve dengi meslek lisesi mezunu 379 bin, yüksekokul veya fakülte mezunu 138 bin.''

mynet haber
28/02/2005 : 15:23:25
Aynen katılıyorum. İnsan insandır. Sadece az bişr maaş farkı ile yetki farkı olmalıdır. Seviye farkı asla olmamalıdır. Saygı karşılıklı olmalıdır. Çalışan patronun karşısında titrememelidir. Aynı zamanda herkes görevini iyi bir şekilde yapmalıdır.
23/02/2005 : 22:31:33
İş dünyasında orta ölçüde başarılı olunmak için zeki olunması gerektiğine inanmıyorum. Eğer büyük işler başarmak istiyorsak da zekanın yanı sıra azim de gereklidir. İnanın üst düzey kademe yöneticiliği yapan çok insanla tanıştım ve çok azını etkileyici ve zeki buldum. Çoğu şirketimde yönetici olmasına izin vermeyeceğim insanlardı ama geniş bir çevreye sahiplerdi.
23/02/2005 : 19:10:13
Yani bende doktorlara bir sitem var gibi düşünüyordum. Pek de olayı anlayabilmiş değilim. Dediğiniz de doğru ancak zekasını kullanamayan o kadar çok insan da var ki. Teşekkürler.
23/02/2005 : 18:37:13
Olay portal suyu degil dikatlı okursan anlaya bilirsin.Azimli insanlar degil zeki insanlar basarılı olur.Bir sürü örnek var ama bosver.Kredi kartı satış temsilciliği olayında basarılar...
23/02/2005 : 18:30:15
Portakal suyuna neden taktığınızı anlayamadım. Azimli insanların bence başatramayacağı iş yoktur önemli olan yeter ki istensin. Ben de yarın bir iş görüşmesine gideceğim. Kredi kartı satış temsilciliği hakkında bilgisi ve tavsiyesi olan varsa ve benimle paylaşırsa çok mutlu olacağım.
23/02/2005 : 16:46:35
Torpilinizin varsa yukarıda yazılanların hiçbir önemi yoktur. Deneyimsiz olup olmamanız, yaşınızın ufak olması, ortalama bir üniversiteden mezun olmanız işveren için fark etmez bile... Önemli olan üst düzey yöneticilerden sağlam bir tanıdığınız olmasıdır. Hatta görünümüz bile inanılmaz önemlidir. Giydiğiniz kıyafetlerin marka olup olmaması, altınızda araba olup olmaması sizin aldığınız yabancı dil, bilgisayar vb. sertifikalardan çok daha geçerli bir sertifikadır. Bir çok kişi yazdıklarımın aksini savunmakta özgürdür ama ben daha tersini kanıtlayan bir şey göremedim. Hatta bazen kitaplara verdiğim parayı keşke üstüme başıma yatırsaydım daha saygın bir işim olurdu diyorum. Kültürlü olmanız işveren için hiçbir şey ifade etmiyor ne de olsa... Kimse şu güne kadar iş görüşmelerinde bana dünyanın ve Türkiye'nin mevcut durumunu sormadı :) Bence iyi bir iş bulmanın temel noktaları şunlar:
- İyi bir tanıdık
- Sağlam bir imaj
- Oyuncu olmak
Bizim bir tanıdık iş mektubu bile yazamaz ama öyle bir havası vardır ki insanlar onun çok şey bildiğini, yaptığı işte usta olduğunu düşünürler. Fakat oldukça güzel bir işi vardır ve kazandığı parayla bir sene içerisinde araba almıştır. Yine başka bir şirkette sırf çok güzel diye bir insanın işe alındığını biliyorum. Bu örneklerin sayısı da giderek artıyor.