Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

26/12/2008 : 11:55:20
Hayatımızın özellikle otuzlu yaşlarında tutuyor BAŞARMAK duygusu yakamızı. Hiç bırakmıyor uzunca bir süre. Ya yaptıklarımızdan tatmin olamamak, ya da beklentilerimizi gerçekten hayata geçirebileceğimize bu dönemlerde olan inancımız körüklüyor tüm bu yaşamdaki küçük felsefeyi. Daha fazla çalışmaya başlıyoruz, evimizden sevdiklerimizden uzaklaşmak pahasına. Sonunda bir amaca ulaşmak kalıyor, BAŞARMAK.

"Herkes alkışı sever" diyor, şairler. Belkide yeterince alkış almamış olmak bizi bu duygunun kollarına itiyor. Yaşam felsefesi BAŞARMAK olan o kadar çok insan tanıyorum ki. Bazen neyi başaracaklarını bile unuttuklarını farkediyorum.


Bir çok eğitim veriliyor bu konuda, hatta bende bu eğitimleri verenlerden biriyim. Çoğu zaman neyi farkediyorum biliyor musunuz? İnsanların BAŞARMAK için yaptıkları yegane şey, aslında varolduklarını kanıtlamak, kendilerine dışarıdan bakıldığında bir anlam üzerine hatırlanmak. Bir işi başarmak, bir sevgide başarılı olmanın önüne geçiyor böyle olunca.


Kızım ile oyun oynamak hayatımdaki en büyük başarım. Nedeni çok basit, sadece mutlu oluyorum. Karşılığında aldığım küçük bir tebessüm dünyanın önünde alkış almaktan daha mühim benim için. Bir de bu mutluluğumun hediyesi var anlayacağınız. O kadar saf ve o kadar temiz.


Verdiğim eğitimlerde insanlara bir çok olgudan bahsediyorum. Motivasyon, sürekli çalışma kararlılığı, hedefler ve zaman zaman da başarabilmek adına ihtiyaçları olan net ipuçları. Fakat en önemlisi, sevgiyi başarmalarını anlatıyorum. İnsan sevdiği her işi, kendi adına büyük bir başarı olarak görebilir. Ortada kanıtlanmış bir sonuç olmasa bile.


Bir satış adamı olarak hayatımı yaşadım ve devam ediyorum. Eğer başarabiliyorsam ki, rakamlar bunu net bir şekilde ifade ediyor, sevdiğim bir işi mutlu olmak için yaptığımdandır. İşimi sevmek benim için başarı, yaptıklarımın sonuçları değil. Zaten sevdiği bir işi yapan insan zaten olumsuz sonuç alamaz diye düşünüyorum kendimce.


Matematik olarak bir formül aradım, uzunca bir süre bu sosyal olguya. BAŞARI = ?


Bu soru işareti kim için sorusunu da beraberinde getiriyor. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken, bana "başarmak zorundayım" dedi. Çünkü çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için buna ihtiyacı varmış. Bazen hayatın bize oynadığı bu küçük oyunun bir parçası olmuş anlayacağınız. "Bu çabaların içerisinde zaman geçirirken, geçen zaman seni çocuklarından uzaklaştırıyor. Alacağın ödüller (maddi imkanlar) kimi mutlu edecek?" Aldığım cevap enteresan ve bir o kadar da üzücü idi. "Çocuklarımı". Ben kızıma bir oyuncak aldığımda ilgisi sadece 20 dakika olabiliyor, yani kısa bir süre sonra bana gelerek benimle oynamak istiyor. Oyuncak için seviniyor, benimle oynadığı için mutlu oluyor. Belki de hayattaki en büyük dersi kızımdan alıyorum "Sevinmek ile mutlu olmayı karıştırmamak"


Bir söz duymuştum. "İnsanlar hayatlarında ya mutlu olurlar, ya haklı" diye. Gerçek anlamda hayatımı değiştirdi diyebilirim. Ticari kaygılar içerisinde yok olmaktansa, olumlu manevi duygular içerisinde yok olmayı tercih eder oldum. Haklı olmak için çaba sarfetmiyorum o günden sonra. Yaptıklarım beni mutlu edecek mi diye bakıyorum, bir nevi manevi bir ticaret yapıyorum, küçücük aklımla. Ben sevdiğim işi yapıyorum, karşılığında mutluluk alıyorum. Oyuncaklarım ne ev ne araba ne de yeni müşteriler. Onlar benim mutluluğumun küçük hediyeleri.


Hayatta oyuncaklarımızı seçme şansına sahibiz, çok çalışır ve BAŞARIRIZ. Bir de şu gözle bakmaya ne dersiniz? Siz mutlu olmak için sevdiğiniz şeyi yapın, hayat size oyuncaklarınızı versin. Ya çocuğunuza marketten para üstü ile kendisine çikolata almasını söylersiniz, yada onunla markete gider birlikte yiyebileceğiniz bir çikolata alırsınız. Tercih sizin.

www.ilteroktay.com

Son 2 yorum (en yenisi önce)

26/12/2008 : 19:41:48
Eğer mehmet daha beşikteyken Hacı bayram veli istanbulu bu çocuk alacak demeseydi ve herkes ona istanbulun fatihi gözüyle bakmasaydı hep mehmet olarak kalacaktı ama 555 yıldır onun adı Fatih sultan mehmet han...
26/12/2008 : 18:49:52
Yazıyı gönderen - dodili ]Dün sabah aynada kendime bakarken farkettim.kendime göz ucuyla bakıyordum kendi gözlerimin içine dalamadığımı anladım.Bunu anlamak için 38 yıl beklemişim.O an sanki yıllardır aynanın karşısındaymışım gibi geldi.Hüzünlerim,sevinçlerim,hepsi oradaydı .Bana bakıyorlardı.Hani bir ormanda her tür ağaç,ot,çiçek olurya.benimde hayat ormanım karşımdaydı.hayalimde bir kibrit çaktım ve ormanıma yaklaştım.bir anda bir korku kapladı içimi ve durdum.ben ne yapıyorum.bu hayat ormanı BENİM dedim.Yanarsa kaybolurum.ağacıyla,otuyla,çöpüyle bu benim dedim.yüksek sesle düşündüğümü o an farkettim.Ben bu ormanı seviyorum.Evet dostlar ben kendimi seviyorum.Kendini seveni seviyorum.ORMANDAN ÖTÜRÜ......


Bu eski yazımı tekrarlamak istedim.Kendini seven sevmeyi tanıyor İlter Hocam.O zamanda yaptığı işte sevecek taraflar bulmayı da biliyor.sevgiyle..........................