Ana içeriğe geç
YORUM YAZ

Tartışmaya katıl

Mesajınızı açık ve okunabilir biçimde yazın.

Not: Yorum gönderebilmek için kayıt olmalısınız.
Kayıt olmak için, buraya tıklayınız. Kayıt ücretsizdir!
Kullanıcı adı:
Şifre:
Mesaj ikonu:
İÇERİKMesajınızDüşüncenizi açık, okunabilir ve konuya katkı sağlayacak biçimde yazın.

Önizle ile kontrol edin. Ctrl/Cmd+B · I · U0 kelime0 karakter
Gönderi seçenekleriİmza, bildirim ve moderasyon
 

Hazır olduğunuzda kaydedinÖnizleme değişiklikleri kaydetmez.
  

Konu bağlamını inceleOrijinal yazı ve son yorumlar

Orijinal yazı

29/11/2008 : 11:48:13
Türkiye'nin önce gelen CEO'ları, yaşanan ekonomik kriz için ne düşünüyor?

Küresel finansal krizin Türkiye açısından boyutu, hükümet tarafından çok fazla ciddiye alınmasa da durum değişmiyor. Finans koridorlarından, üretim çarklarından, çarşı pazardan ve ihracat kanallarından gelen sesler, krizin o kadar da hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor.

Ekonomist, krizin gerçek boyutunu ortaya koyabilmek için üyeleri Türkiye'nin en büyük holdinglerinin CEO'larından oluşan Ekonomist-Capital CEO Club'ın 380 üyesiyle bir anket yaptı.

138 kişinin yanıtladığı anketin sonuçlarına göre CEO'lar krizin daha başında olduğumuza inanıyor. Resesyon da 2010 yılına kadar sürecek. Hükümetten paket bekleyen CEO'ların en iyimser olduğu konu ise döviz kurları. CEO'lar dahi yükselişin sınırlı kalacağı görüşünde.

CEO'lar ne düşünüyor?
Türkiye'nin en büyük holdinglerinde, bankalarında ya da orta ölçekli şirketlerde CEO olarak görev yapan 380 iş insanının üyesi olduğu CEO Club üyelerinden, krize son derece duyarlı bir geri dönüş aldık. 380 kişiye gönderilen 11 soruluk ankete, 138 kişinin yanıt vermesi CEO'ların krize karşı ne kadar duyarlı olduklarını, süreci izlediklerini ve etki etmek istediklerini göstermesi açısından önemliydi.

Kriz dibi daha bulmadı
CEO'lardan gelen yanıtlar, iş dünyasını ve Türkiye'yi zor bir yılın beklediğini teyit eder nitelikte. Dünya ekonomisinin dinamosu ABD'nin, başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok büyük kuruluşunun hükümetten kurtarma paketleri talep ettiği şu günlerde herkes krizin henüz dibinin görülüp görülmediğini merak ediyor.

Anketimize katılanların yüzde 100'e yakını da dünya ile aynı eğilimde; yani henüz krizin dibinin görülmediğini düşünüyorlar. Krizin henüz dibinin görünmediğini düşünen katılımcıların oranı, yüzde 93.4. Bu konuda 'bir fikrim yok' diyenlerin oranı yüzde 3.3 iken, 'evet dünyadaki krizin dibi göründü' diyenlerin oranı sadece yüzde 3.3.

Katılımcıların yüzde 55.7'si birinci sorumuza 'hayır' yanıtı vermelerinin gerekçesini, ABD ve diğer batılı ülkelerde yeni kurtarma paketlerinin açıklanma beklentisini gerekçe gösterdi.

Birden fazla seçeneğin işaretlenebildiği bu sorumuzda yüzde 50.8 oranında bir katılımcı gurubu da durgunluğun daha da derinleşmesini ve borsaların daha da düşme beklentisini gerekçe olarak gösteriyor. Ankete katılanların yüzde 18'i ise krizin henüz dibi görmediğini ancak dibe yakın bir noktada olduğunu düşünüyor.

2010'a kadar resesyon var
ABD ve ardından başta Almanya -resmen açıkladı- ile diğer batılı ülkelerin resesyona girmesi, Türkiye gibi ihracatçı ülke ekonomilerini de çok yakından ilgilendiriyor. O nedenle de son dönemde büyüme rakamları düşmesine rağmen henüz resesyon düzeyinde olmayan Türkiye'nin de önümüzdeki dönemde resesyona gireceği beklentisi çok ağır basıyor.

Anketimize katılan CEO'ların yüzde 78.7'si bu yönde yanıt verirken, sadece yüzde 21.3'ü 'hayır' yanıtı vermiş. Hatta iş dünyası artık 'resesyona girildi mi, girilmedi mi?' tartışmasının yerini resesyonun ne zamana kadar süreceği tartışmalarına bıraktığını düşünüyor.

Bu nedenle biz de katılımcılarımıza resesyonun ne zamana kadar süreceği yönündeki görüşlerini sorduk. Ve katılımcıların durgunluğun, 2010 yılına kadar süreceğini öngörüyor. Yüzde 16.4'ü ise durgunluğun etkisinin 2009'un ikinci yarısına kadar devam edeceği görüşünde. Yüzde 13.1'lik bir kesim bu konuda daha kötümser, durgunluğun 2011 başına sarkacağını savunuyor.

Büyümede kötümserlik
Katılımcıların Türkiye'nin büyüme performansına ilişkin beklentileri de kötümser. Katılımcıların yarıya yakını (yüzde 47.5), Türkiye'nin 2009'daki büyüme aralığını yüzde 1-2 arasında öngörüyor. Bundan sonraki en büyük oran ise Türkiye ekonomisi için küçülme öngören daha da kötümser bir kesimi temsil ediyor.

Türkiye ekonomisinin küçüleceğini öngörenlerin oranı yüzde 29.5 iken, ekonominin yüzde 2-3 aralığında büyüyeceğini bekleyenlerin oranı yüzde 19.7. Ancak bu noktada IMF'nin yüzde 2.5 oranındaki bir büyüme oranını resesyon olarak gördüğünü anımsatmak gerekiyor.

Döviz sakinleşecek
CEO'ların döviz kurlarının seyrine ilişkin öngörüleri ise büyüme beklentilerine göre nispeten daha pozitif. Katılımcıların yüzde 55.7'si yükselişin süreceğini düşünse de 2009 yılı dolar kurunun aşağı yukarı bu seviyelerde süreceğini düşünenler çoğunlukta.

Ankete katılanların yüzde 39.3'ü doların 2009'da 1.80-1.90 seviyelerini göreceğini, yüzde 37.7'si 1.60-1.70 seviyelerinde kalacağını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 9.8'lik kısmı ise doların 2009 yılında 1.50 seviyelerine gerileyebileceğini düşünüyor. Doların 2 YTL seviyelerini göreceğini düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 1.6.

İşsizlik önemli sorun
Büyümenin düşmesi riski, anketimize katılanların yüzde 42.6'sı tarafından önümüzdeki döneme ilişkin en önemli ekonomik sorun olarak görülüyor. İşsizlik ise Türkiye'nin yüzde 9.9 gibi rekor büyüme hızına eriştiği dönemlerde bile ekonominin en önemli sorunları olarak ortada duruyor.

Bu anketimizde de katılımcıların çoğunluğu (yüzde 49.2 oranında) işsizliği, ekonominin en önemli sorunu olarak gördüklerini belirttiler. Bir dönemin en önemli sorunları arasında görülen enflasyon ise son bir yılda yükseliş trendine girmiş olmasına rağmen katılımcıların ancak yüzde 3.3'ü tarafından ekonomi için önemli sıkıntı konusu olarak belirlenmiş durumda.

Hatta iş dünyasının bu konudaki genel görüşü, yüksek büyüme oranı için enflasyonda belli bir yükselişin bu süreçte tolare edilebilir olduğu yönünde. Düşük oranda katılımcı ise ayrıca nakit darlığı ve kredi sıkışıklığı gibi konuların da önümüzdeki dönemde ekonomiyi zorlayabileceğine işaret ediyor.

İşçi çıkarmak istemiyorlar
Anketimizde işsizliği ekonomi için en büyük risk olarak gördüklerini belirten CEO'lara kendilerinin istihdam azaltıp azaltmayacaklarını da sorduk, bu konudaki tutumlarının kaygı verici olmadığını belirtmekte yarar var.

Katılımcıların çoğunluğu, bu süreçte mevcut istihdamlarını korumak niyetindeler. Anketimize katılanlardan yüzde 37.7'lik bir kısım işçi çıkarmayı planlamadığını belirtirken, yüzde 32.8'i bu soruya 'evet' yanıtı vermiş. Ankete katılanların yüzde 29.5'i ise 'biraz daha bekleyeceğiz' şeklinde yanıt vermiş. Bu çok önemli bir oran. Çünkü istihdam azaltmayı düşünmediğini belirtenlerin oranı ile birlikte ele alındığında Türkiye'de ekonominin nabzını tutan şirketlerin yöneticilerinin yüzde 67.2'si, bu süreçte gereken önlemler alınırsa istihdam azaltmayı tercih etmediğini belirtiyor.

Beklentiler
Bu oranın korunması hatta artırılması için bu süreçte alınacak önlemler büyük önem taşıyor. Bu nedenle de anketimizde istihdam azaltmayı düşünenlere bu kararlarını hangi koşullarda değiştirebileceklerini de sormayı ihmal etmedik.
Bu sorumuzu ise katılımcı hükümetin önlem paketi açıklaması ve özel sektör borçları için fon oluşturulması halinde istihdam azaltma kararını değiştirebilecekleri şeklinde yanıtladı. Ayrıca bazi katılımcılar ise IMF ile anlaşma olması halinde kararlarını değiştirebileceklerinin sinyalini veriyor.

Paket geliyor sinyali
İş dünyasının bir süredir dile getirdiği önlem paketi konusunda Başbakan Erdoğan geçen hafta ilk sinyalleri verdi. Anketimizde iş dünyasının bu konudaki beklentilerinin de nabzını tuttuk. Katılımcıların büyük çoğunluğu (yüzde 67.2 oranında), cari açığı finanse edecek fon yaratılmasını hükümetin alması gereken önlemlerin başında görüyor.

Bunu yüzde 59 oranıyla KOBİ'leri desteklemek için özel bir fon oluşturulması gerekliliği izliyor. Bütçe disiplinin sağlanması ise yüzde 47.5 oranında katılımcı tarafından öncelikli görülen önlemler arasında ifade ediliyor.

Mevduata yüzde 100 garanti verilmesini talep edenlerin oranı ise yüzde 41, bunu yüzde 32.8'lik bir oran ile Merkez Bankası'nın dünyadaki örnekleri gibi faiz indirimine gitmesi beklentisi izliyor.

Bu karamsarlık neden?
CEO Anketi'nin bu kadar karamsar çıkması, aslında temelsiz değil. Sadece geçen hafta gerek mali gerekse reel piyasalarda yaşananları şöyle bir göz önüne getirmek, bu karamsarlığın kaynağını bulmaya yeter. Geçen hafta bir yandan yoğun bir şekilde bu anket yapılırken, diğer yandan da mali ve reel piyasalarda neler yaşandığını ve bunların geleceğe ilişkin ne tür işaretler taşıdığını da araştırdık. İşte Ekonomist Araştırma Birimi'nin araştırmasına takılan çok önemli ayrıntılar.

Öncelikle iç mali piyasalar, geçen hafta da ABD ve Avrupa'daki büyümeye ilişkin gelen olumsuz haberlere dikkat kesilerek hareket etti. Yani kimse hükümetten gelen “İçeride huzurumuz yerinde” mesajlarına bakmıyor. Bu izlemenin yarattığı tansiyon iniş çıkışları (daha çok çıkış demek gerekir belki de) perşembe günü Merkez Bankası'nın (MB) sürpriz faiz indiriminin ardından iyice yükseldi. Böylece gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 23.5'lara kadar yükselirken, dolar kuru 1.74'ü gördükten sonra tekrar 1.70'lerin altına geriledi.

Bu düşüşte MB'nin 0.50 puanlık sürpriz faiz indiriminin ardından, döviz piyasalarına yönelik açıkladığı önlemlerinde etkili oldu. Bu önlemlerin ilki döviz likiditesine yönelikti. Buna göre bankalar, yurt içi döviz likiditesinde sıkışıklık olduğu ve piyasadan döviz borçlanamadıkları durumlarda MB'den bir ay vade ile borçlanabilecekler.

Bankacılara göre bu önlemin bir sonraki aşaması ise MB'nin günlük döviz satım ihalelerine yeniden başladığını açıklaması olacak. Ancak bu açıklamanın IMF ile bir anlaşma imzalanması sonrasında gelmesi, daha yüksek bir olasılık olarak görülüyor.

Reel sektör ve ihracat
Mali piyasalardaki bu göreceli iyimserliğe karşın ekonominin reel tarafında işlerin her geçen gün biraz daha kötüye gittiği haberleri geliyor. Ekonominin reel kesiminin en önemli göstergelerden bir tanesi hiç kuşkusuz ihracat. Ekim ayında olumsuz sinyaller veren ihracatın kasım ayında aldığı yola ilişkin analizi giriş haberimizde ayrıntılı şekilde okuyabilirsiniz.

Buradan özetlemek gerekirse, durum pek parlak görünmüyor. Yaptığımız araştırma, ihracatçının sıkıntısının yurt dışı pazarlardan gelen sipariş daralmasından kaynaklanmadığını ortaya koyuyor. Hatta bu konuda Türk şirketlerinin Çin, Hindistan gibi rakiplerinde yaşanan kayıpların Türk şirketlerine yaradığı dahi söylenebilir. Özellikle tekstilde Türk ihracatçılarının yüksek teknolojileri, kaliteli üretime ve yaratıcılığa dönük yeterlilikleri sayesinde, esnek imalat avantajları göz önünde bulundurulduğunda Uzak Doğulu rakiplerinden pay kaptıkları dahi gözlenebiliyor.

FATMA MELEK
Akbank-Başekonomist
“Cari açık 2009'da azalabilir”

“Gördüğüm kadarıyla ankete katılanlar, dünyadaki krizinin devam edeceğini beklemekte. Türkiye'nin bu gelişmelerden bağımsız olmayacağını düşünen anket katılımcıları, Türkiye ekonomisindeki düşük büyüme görünümünün 2009 yılında da devam edeceğini öngörüyor. Cari işlemler açığını finanse edecek fon yaratılması ve KOBİ'leri desteklemek için özel bir fon oluşturulması, hükümetten beklenen en önemli tedbirler. Dünya ekonomisinin halihazırda içinde bulunduğu koşullar da -azalan büyüme, düşen emtia fiyatları gibi- gelecek yıl Türkiye'nin cari işlemler açığının önemli ölçüde azalacağına işaret etmektedir.”

FATİH KERESTECİ
HSBC-Stratejist
“Sonuçlar siyasilere bir mesaj”

“Anketten çıkan sonuçlar, genel itibariyle karamsar görünse de Türkiye ve dünya ekonomisine ilişkin mevcut derin belirsizlikleri yansıtıyor. Anket sonuçlarına göre büyüme ve beraberinde istihdam konularının 2009 yılının en önemli ekonomik sorunları olacağı öngörülüyor. Bu sonuçların siyasi iradeye bir mesaj olduğu kanaatindeyim. Anket sonuçlarına başka bir açıdan bakıldığında, yöneticilerin temkinli duruşlarını yönetim stratejilerine de yansıttığı düşünülebilir. Bu da Türkiye ekonomisinin 2009 yılındaki zor ekonomik koşullara kısmen hazır olduğunu gösterir.”

RONA YIRCALI
DEİK İcra Kurulu Başkanı-Balıkesir Sanayi Odası Başkanı
“Krizin daha başlangıcındayız”

“Ben de krizin daha başlangıcında olduğumuzu düşünüyorum. 2009'un ilk iki çeyreğinde krizin daha da derinleşeceğini; tüketimin ve üretimin azalacağını; işsizliğin artacağını ve finansman zorluğunun yaşanacağını düşünüyorum. Önümüzdeki yıl için yüzde1'lik bir büyüme bekliyorum. İşsizlik zaten çok önemli bir sorunumuzdu daha da önemli bir hal olacak. Ekonomik bir problem olmanın yanında sosyal bir problem olarak da karşımıza çıkabilir. Şu ana kadar bazı münferit tedbirler alındı. Ancak yapılanlar, yeterli değil. Biraz geç kalındı böyle bir paket için. Umarım bu gecikmeyi telafi edecek bir paket çıkar ortaya.”

ALİ SABANCI
Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı

“Resesyon, 2009 sonuna sarkacak”
“Her krizde hep bir kesim insan avantajlı görünürdü. Bu krizde kimin avantajlı olduğunu şimdiye kadar kestiremedim. Kriz ile ilgili şu ana kadar net olarak göremedim kimin daha avantajlı olduğunu. Ancak şunu söyleyebilirim, henüz dip görünmedi. Geçenlerde sohbet ettiğimiz bir bankacının yorumunu aktarabilirim size; 'Fırtınanın henüz damlaları bile gelmedi' dedi. Resesyonun 2009'un üçüncü çeyreğine kadar sarkacağı şu anda konuşuluyor. Ancak şunu belirtmekte yarar var, resesyon var mı yok mu diye konuşulmuyor artık resesyonun ne zaman biteceği tahminleri yapılmaya çalışılıyor.”

Kaynak: Hürriyet

Son 5 yorum (en yenisi önce)

04/12/2008 : 11:12:13
TUGİK ANKETİ:

Küresel krizi az hasarla atlatmak için çözüm yolu arayan genç işadamları, hükümetin kriz karşısında acil tedbirleri uygulamaya koymasını istedi. İşadamları tedbirlerin gecikmesi veya yapılmaması durumunda Türkiye’nin birçok yetişmiş işgücünü kaybedeceği, beyin göçü olacağı, cari açığın büyüyeceği, enflasyonun patlayacağı ve devalüasyon olacağı gibi uyarılarda bulunan genç işadamları, büyük miktarda işyerinin kapanacağı, işsizliğin artacağı, alacakların tahsil edilemez olacağı ve piyasanın kilitleneceği uyarısında bulundular. İşadamları esnaf ve KOBİ’lerin kredi borçlarının yeniden yapılandırılarak ‘Mali Sicil Affı’ getirilmesini talep ettiler. Genç işadamları ayrıca Anadolu Yaklaşımı’nın yürürlük başlangıç tarihinin güncellenmesini, daha net ve yalın ifadelerle şartların kolaylaştırılarak, yeniden düzenlenmesini beklediklerini belirttiler.

“Ankette geniş bir çerçeve çizildi”

AS Haber Ajansı’nın (asha) bildirdiğine göre, Türkiye genelinde 6 Federasyon ve KKTC GİAD’ın da dahil olduğu 64 dernekte yaklaşık 6 bin işadamını temsil eden Türkiye Genç işadamları Konfederasyonu’nun (TÜGİK), üyeleri arasında yaptığı 4 soruluk ‘TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’ sonuçlandı. Bir ay önce üyelere gönderilen ve üyelerin yaklaşık yüzde 20’sinin cevapladığı anket sonuçları, iş dünyasının başta hükümet olmak üzere, bağlı kuruluşlardan bu süreçte ne gibi adımlar atması gerektiğini ortaya koydu. Anket ayrıca işletmelerin kriz sürecinde ne gibi tedbirler alındığı ve çözüm önerileri hakkında da önemli tespitler içeriyor.

“İç çekişmeden uzak durulmalı”

TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’ne, genç işadamları, öncelikle siyasilerden beklentilerini sırala**** başladılar. Siyasi partilerden ve TBMM’den iç çekişme yerine dış dünyaya karşı güvenilirlik ve birliktelik mesajı verilmeleri gerektiğini ifade eden Genç işadamları, bu süreçte sosyal devlet kavramının daha ciddi ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Tüm gelişmelerin anında ve siyasi kaygı taşımadan halka açıklanması gerektiğini de vurgulayan genç işadamları, krizin olası zararlarının hesaplanarak, alınacak tedbirlerin halkın en az etkileneceği şekilde uygulanmaya konulmasını talep ettiler.

“Somut eylem planı ortaya konmalı”

Somut bir Ekonomik Eylem Planı’nın biran önce ortaya konulması gerektiğinin ifade edildiği TÜGİK Anketi’nde ayrıca genç işadamları Hükümet yetkililerinin belirsiz ve rasyonel olmayan demeçler vermemesi gerektiğini, bunun yerine pozitif yaklaşım içeren açıklamaların yapılmasına vurgu yaptı. Reformların süratle tamamlanması gerektiğinin de kaydedildiği TÜGİK Anketi’nde, Bölgesel Asgari Ücret uygulamasına geçilmesini ve bu sayede de özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde işsizliğin artmasının önüne geçilmesi gerektiği ifade edildi. TÜGİK Anketi’nde özel bankaların kredi musluklarını esnaf için yeteri kadar açmadığı siteminde de bulunan genç işadamları, bu nedenle piyasanın kilitlendiğini, kamu bankalarının bir an önce devreye girerek, esnafın bankalar karşısındaki ‘kırmızı çizgileri’ ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

“Kriz bizi etkilemez, görüşü terk edilmeli”

Üyelerinin önemli bir bölümünün katıldığı TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’nde hükümetin ‘kriz bizi etkilemez’ görüşünü terk etmesi gerektiği de ifade edilirken, tıpkı İngiltere, ABD ve AB ülkelerinin yaptığı gibi, hükümetin piyasalara müdahale ederek güven vermesi gerektiği ve sosyal & ekonomik sorunların tespit edilerek, çözüm için önlemler alması gerektiği belirtildi.
Hazırlanan ve bir türlü hayata geçirilemeyen reformların süratle tamamlanması gerektiği belirtilen TÜGİK Anketi’nde, 5569 Sayılı Finansal Borçları Yapılandırma Yasası olarak da bilinen Anadolu Yaklaşımı uygulamasının yürürlük tarihinin güncellenmesi ve daha net ve yalın ifadelerle, şartlarının kolaylaştırılması ve yeniden düzenlenmesi talep ediliyor. Genç işadamları ayrıca, TÜGİK Anketi’nde mevcut krizden reel sektörün ve KOBİ’lerin daha fazla etkilenmemesi için, sorunlu kredilerde faiz indirimine gidilmesini, vadelerin uzatılmasını ve fizibıl işletmelere ‘işletme kredisi’ sağlanması gerektiğini belirtiyor.

“Mali Sicil Affı getirilmeli”

Mali yapısı bozulan KOBİ’lerın, esnafın, firmaların ve bireylerin kredi borçlarının yeniden yapılandırılarak, ‘Mali Sicil Affı’ getirilmesinin istendiği TÜGİK Anketi’nde, KOBİ’lerin birleşmeler ve yurtdışı ortaklıklara yönelmeleri için vergi, kredi ve diğer enstrümanlar ile desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan prim borçlarının yeniden yapılandırılma ve ödeme süresinin kriz sonrasına ertelenmesini de isteyen genç işadamları, bu süreçte yeni vergi arayışları ve zamların yapılmaması gerektiğini de ifade etti. IMF ile yeni bir anlaşma konusunda net bir görüşü olmayan Genç işadamları, Hükümet’in kriz nedeniyle alacağı geçici önlemlerin, ‘gerçekten geçici olacağı’nı yasayla belirlemesini ve kesinleştirmesini istedi.

“BASEL 2 ertelensin”

TÜGİK Anketi’nde Merkez Bankası’ndan (MB) da beklentilerini dile getiren Genç işadamları, MB’nin bankalar arası güven ortamını sağlamasını ve garantör olması gerektiğini ifade etti. Faiz oranların düşürülmesi gerektiğinin de belirtildiği TÜGİK Anketi’nde ayrıca, kriz nedeni ile reel sektörün kredi kullanamaz halde olduğu, bu nedenle bankaların BASEL 2 sistemine geçişinin, krizin bitmesi ve reel sektörün hazırlanmasından sonra hayata geçmesi talebinde bulunuldu.

“Depoları boşalttık, kiradan kurtulduk”

TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’nde ‘Küresel kriz ortamında şirket bazında ne gibi önlemler aldınız veya alacaksınız?’ sorunu da yanıtlayan genç işadamları, kriz döneminin faaliyetleri için nasıl fırsatlar yaratabileceği yönünde araştırmalara başladıklarını belirtti. En uygun maliyetle en yüksek verimlilik için çalışmaları sürdürdüklerini de ifade eden genç işadamları, ayrıca depoları boşaltarak, kira giderinden kurtulduklarını belirtti. Bu süreçte Müşteri odaklı üretim yapmaya başladıklarını da vurgulayan genç işadamları, ortaklık oluşturarak sermaye yapılarını da güçlendirme yoluna gittiklerini açıkladı. Gerek görüldüğü takdirde işçi çıkarma yoluna gideceklerini de ifade eden genç işadamları, riskli işlerden ve riskli müşterilerden uzak durarak, uzun vadeli borçlanma çalıştıklarını ifade etti.

“2009 kaybettik”

TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’nde ‘ Türkiye’nin de etkisini hissetmeye başladığı küresel kriz, size göre ne zaman biter. Bu konuda bir öngörünüz var mı?’ sorusunu da yanıtlayan genç işadamları, eğer alınacak önlemler yeterli olursa 2009 yılının 3’üncü çeyreğinde düzelmenin turizm ve tarımsal üretimin desteğiyle başlayacağını, ancak eski dengelere ulaşmanın yaklaşık 3 yıl süreceğini belirtti. Henüz krizin tam anlamı ile etkisini göstermediğinin de vurgulandığı TÜGİK Anketi’nde, genç işadamları, etkinin yavaş yavaş hissedileceğini ve 1-1.5 yıl kadar süreceğini belirtti.

“Birçok firma batarken, bazı firmalar holdingleşecek”

TÜGİK Kriz Beklenti Anketi’nde ‘ Size göre Hükümet ve ilgili kurumlar gerekli önlemleri almazlarsa veya önlem almakta gecikirlerse, bunun Türkiye’ye maliyeti ne olur?’ sorusuna da yanıt veren genç işadamları, önlem alınmaz ise; sosyal ve ekonomik maliyetin ‘Çernobil Santrali’ patlaması gibi hesaplanamaz hale geleceği uyarısında bulundu. Önlem alınmaz ise; Türkiye’nin birçok yetişmiş işgücünü kaybedeceği, beyin göçü olacağı, cari açığın büyüyeceği, enflasyonun patlayacağı ve devalüasyon olacağı gibi uyarılarda bulunan genç işadamları, büyük miktarda işyerinin kapanacağını, işsizliğin artacağını, alacakların tahsil edilemez olacağını ve piyasanın kilitleneceği ifadelerini kullandı. Genç işadamları ayrıca; her krizde olduğu gibi; birçok firmanın ekonomik sıkıntıya gireceğini, ancak bazı firmaların ise bu süreçte daha da büyüyerek, yeni holdingler kurulmasına sebep olacaklarını vurguladı. Ankette ayrıca dünyada yaşanan ve Türkiye’ye de yansıyan küresel krizin, büyük fırsatlar yaratacağına da dikkat çekiliyor.
04/12/2008 : 11:05:39
Mükemmel ötesi zenginlik ve kalitede ki bu değerli yazılarınız için çok teşekkür ederim.Emeğinize sağlık.
29/11/2008 : 22:17:51
Birde olaya şurdan bakalım kriz demek bunların dahada büyümesi demek birde şu açıdan bakalım işte size korkunç rakamlar

Yavuz semerciye ait
Buyrun nasıl soyulmuşuz hep beraber okuyalım...

Yönetici dostlarım alınmasın, Akbank yanlış yaptı. Hem de büyük bir yanlış...

Akbank bir günde yüzlerce insanı kapının önüne ko****, Türk ekonomi aktörlerine "işler berbat olacak" mesajı verdi.
Ayrıca 3 gün önce Hürriyet Gazetesi'ne "Bu kriz bizi zıplatır" açıklamasını yapan Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı'nın sözlerinin de aslında ne anlama geldiğini de anladık: Ekonomiden önce çalışanlarımızı zıplatacağız!

Bir başka gerçek daha anlaşıldı. Suzan Sabancı, kısa bir süre önce "Küresel mali kriz bizi teğet geçer" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'ı, Banker Dergisi'nde övüyordu. Anladığımız kadarıyla Sabancı, Erdoğan ile aynı görüşte değil. Krizin teğet geçmeyeceğini herkesten önce Akbank çalışanlarının anlamasına yardımcı oldular!

KÖTÜ ALIŞKANLIKTAN KURTULMAK İÇİN BİR FIRSAT
Biliyorum, Sabancı ailesi ve her fırsatta büyük reklam veren olduğunu hatırlatan banka yöneticileri, kendilerine yönelik küçük eleştirilere bile tahammül göstermiyor. Bu yazı sanırım bu kötü alışkanlıktan onları kurtarmak için bir fırsat olacak...

İşçi çıkardığı için bir bankanın eleştirilmesini haksızlık olarak değerlendirenler çıkabilir. Bu nedenle Akbank özelinde biraz sayılara bakmak, onları konuşturmak gerekiyor.

1) 1.000'e yakın çalışanını işten çıkaran Akbank, dokuz aylık bilançolar dikkate alındığında borsanın en karlı bankası. Ancak bankanın 9 aylık karı dolar bazında yüzde 34 düşmüş durumda. (Döviz kurlarındaki yükselişten kaynaklanıyor)

2) Akbank'ta büyük çaplı işten çıkarma tüm sektörlerde büyük bir moral bozukluğuna neden oldu. Morallerin bozulmasının temel nedeni, bu ölçüde işten çıkarma yapan şirketin zarar değil, 9 aylık bilançosunda tam 1.5 milyar YTL kar açıklamasıydı...

3) Bankanın net karı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5'lik bir düşüşe işaret ediyor. Enflasyon etkisi de dikkate alındığında Akbank YTL bazında geçen yılın ilk dokuz ayına oranla yüzde 15 daha az kar etmiş durumda.

4) Dolar bazlı bilançosuna bakıldığında ise kur etkisi nedeniyle karın neredeyse eridiği görülüyor. Geçen yıl ortalama 1.20'lik kurdan 1 milyar 250 milyon dolar kar yazan Akbank'ın, bu yıl aynı dönemde 1.60'lık kur nedeniyle karı dolar bazında 933 milyon dolara kadar erimiş durumda. Dokuz aylık bilançolara bakıldığında, Akbank'tan daha yüksek kar elde eden tek şirket Turkcell. 1 milyar YTL'nin üzerinde kar eden diğer şirketler dikkate alındığında ise İş Bankası, Erdemir ve Garanti Bankası bulunuyor. Dolayısıyla ortaya bu kadar büyük ölçekte çalışanıyla yollarını ayıran ilk şirketin, borsanın ikinci karlı şirketi olması gibi ironik bir durum çıkıyor. Üstelik, Akbank'ın personel maliyeti açısından diğer bankaların oldukça altında kaldığı da bilinirken.

BEŞ GÜNLÜK KAR KADAR TASARRUF SAĞLADILAR!
5) Bin kişinin Akbank'a maliyeti ne kadardır? Bunu biraz speküle etmekte fayda var. Yaklaşık bir değer ortaya koyabileceğimizi düşünüyorum. İşten çıkarılanların vergiler dahil Akbank'ta ortalama maliyetinin 2 bin YTL'den olduğunu varsayalım. Az mı? Peki 3 bin YTL olsun. Banka bu kadar kişiyi işten çıkararak ayda 3 milyon YTL tasarruf sağladı. Bu yılda 36 milyon YTL eder. Doların ortalama kurunu 1.5'den hesaplayın 24 milyon dolarlık bir tasarruftan bahsediyoruz.

6) Akbank'ın dokuz aylık bilançosunda dolar bazında günlük karı yaklaşık 3.5 milyon dolar. Yani 5-6 günlük karı kadar bir tasarruf sağladı. YTL bazında günlük karı 5.5 milyon YTL. YTL bazında elde ettiği tasarruf 4.5 günlük karına eşit.

7) Yani Türkiye'nin en büyük bir kaç özel bankasından birisi olan bir bankanın herkesten önce piyasaya bir işaret fişeği fırlatmasına gerek olmayacak rakamlardan bahsediyoruz. İşsizliğin çığ gibi büyüdüğü bir ülkede, sokağa bu kadar insan bırakmanın yaratacağı moral bozukluğunu dikkate almalıydı Akbank yönetimi.

8) Denebilir ki bir firmanın veya bankanın önceliği karlılığı korumaktır. Elbette ama size Akbank ile ilgili bir hatırlatma yapmam lazım. Göreceksiniz ki bu bankanın topluma olan sorumluluğu diğer bankalardan daha fazladır. Pek çoğumuzun unutmak istediği 2001 krizine dönelim. Müthiş bir bankacılık krizi. Akbank bu krizden yara almadan ve bilancosunu neredeyse yüzde 100 büyüterek çıktı. O günler biraz geçip, krizin nedenleri araştırıldığında bakın Akbank ile ilgili nasıl bir tespit yapıldı?

2001 YILINI UNUTMAMANIZ GEREKİYORDU!
9) Krizin nedenleri üzerine dönemin (22'inci dönem) milletvekillerinden bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Onlarca uzman çalıştırıldı. Ve 1130 sayfalık bir rapor yayımlandı.

Raporun 289'uncu sayfasının (Ziraat Bankası'nı inceleyen) son cümlesini aktarıyorum:

"Banka, (Ziraat Bankası) 19.02.2001-23.02.2001 tarihleri (5 günlük bir süreçten bahsediyor) arasında en çok Akbank A.Ş'den ortalama yüzde 2.318 (yanlış değil yüzde ikibinüçyüz) maliyetle borçlanmış ve bu dönemde sözkonusu bankaya (Akbank'a) 110 trilyon TL faiz ödemiştir."

Raporun 299 sayfasında ise Akbank ile Halk Bankası arasındaki durum şöyle özetleniyor:

"Bankaca, (Halk Bankası) 19.02.2001/02.03.2001 tarihleri arasında (yine 5 günlük bir süreden bahsediyoruz) Akbank A.Ş'den günlük ortalama olarak 572.350 milyar TL borçlanılmıştır. Bu borçlanmalar nedeniyle maruz kalınan faiz gideri 286 trilyon 423 milyar TL7dir. Akbank A.Ş'inden yapılan borçlanmaların ortalama faizimaliyeti yüzde 1.801 (Yüzde binsekizyüzbir) olarak hesaplanmıştır."

10) Anlayacağınız, (Resmi raporlara girdiği kadarını yazıyorum) Akbank 2001 krizinde sadece 5 günde, iki kamu bankasından (yüzde binlerin çok üzerinde bir faiz uygula****) 400 trilyon lira (bugünün parasıyla 300 milyon dolar) para kazanmış bir bankadır.

DERİN BİR HAYAL KIRIKLIĞI!
Ben o bankanın yönetici olsam, Suzan Sabancı'ya bunu hatırlatır, "Efendim geçtiğimiz krizde kamu bankalarından beklenmedik ve anormal bir gelir elde ettik. 5 günde 300 milyon dolar faizden para kazandık. Kazandığımız para, kamu bankalarının zararı olarak Hazine tarafından karşılandı ve bunu toplum ödedi. Bugün bırakın da yılda 24 milyon dolar zarar edelim. En azından bu topluma ve Türk ekonomisine karşı bir sorumluluğumuz var" derdim.
29/11/2008 : 22:12:13
Ben otuz küsür yaşındayım son 25 yılı çok iyi hatırlıyorum ve krizsiz bir gün hatırlamıyorum. TABİ BURDA BİRAZ TİMSAHIN GÖZYAŞLARINI SEZİYORUM kriz telallığı yaparak devleti biraz daha soymak istiyor bu büyük firmalar. Aşağıdaki yazıyı okuyup olaya birazda bu açıdan bakmak faydalı olur sanırım...


TÜSİAD viyaklamasının nedeni

Yüksek faizin cazibesine kapılan işadamları, şahsî hesaplarından milyarlarca doları dış piyasalarda kaybettiler. Kaybedenler arasında “koç” gibi bir işadamı da var. Ekonomist Süleyman Yaşar da, “Parayı İsviçre'de kaybettiler, Ankara'dan istiyorlar” dedi.

Mevduata garanti, IMF'den acilen destek, kredileri geri çağırma, işçi çıkartma gibi hemen bütün şantaj mekanizmalarını kullanan bankacılar ve iş dünyasının karın ağrısının nedeni netleşiyor. habervaktim, TÜSİAD lobisinin baskı yapmasındaki gerçek sebebi özetleyen kulis bilgiye ulaştı.

SADECE BİR KİŞİ 1 MİLYAR DOLAR KAYBETTİ
Bir özel bankanın üst düzey yöneticisi geçtiğimiz günlerde milletvekili dostuna, krizde büyük paralar kaybeden işadamlarının varlığından söz etti. Üst düzey bankacı, şunları anlattı: “Bizimkilerin öteden beri alışkanlığıdır. Servetlerinin önemli bir bölümünü yurt dışında tutarlar. Yine böyle yapıyorlardı. Uluslararası konut fonları da yüzde 20-25 gibi dolar için çok yüksek getiriler sağlıyor, bizimkileri mutlu ediyordu. TÜSİAD'dan pek çok ismin durumunu işlemlerine aracılık ettiğimiz için ben net bir şekilde biliyorum. Ama saadet zinciri kopuverince bunlar büyük zararlara girdiler. Kendi bankalarında faizi bin bir nazla artıranlar, ABD'deki faizin bu kadar yükselmesini hiç dikkate almadılar. Varsa yoksa kazançtı amaçları. Ama olmadı. Sadece bir tanesinin kaybı 1 milyar dolar. Ben, ‘Koç gibi bir işadamı” diyeyim, sen anla. Başka ünlü isimler de var.”

“CEBİMİZE PARA KOYUN YOKSA İŞÇİ ÇIKARTIRIZ” DİYORLAR
Kamuda görev yapan, akademisyen halen Taraf gazetesinde yazan ekonomist Süleyman Yaşar da, “Parayı İsviçre'de kaybettiler, Ankara'dan istiyorlar” başlıklı dünkü yazısında bu gerçeğe işaret etti. Krizin, Türkiye'de oturup yatırımlarının bir kısmını yurtdışında yapanların paralarının batmasına yol açtığını anlatan Yaşar, şu değerlendirmelerde bulundu: “Riskli fonlar, yüzde 20—25 oranında faiz geliri sağlıyordu. Türkiye'de oturan bazı zenginler de, yüksek kazanç için bu fonlara yatırım yaptılar. Geçen 15 Eylül'de Lehman Brothers'ın batmasıyla yurtdışında para kaybeden pek çok yatırımcı, Türkiye'de hemen bir kriz lobisi oluşturdular. Paralar sanki Türkiye'de batmış gibi bir kargaşa oluşturdular. Dünya krizinin merkezini Türkiye'ye taşıdılar. Türkiye'de batan bir kurum olmamasına rağmen bu hava herkesi etkiledi. Korku senaryosunun etkisiyle tüketici alışverişi kıstı. Bunu fırsat bilen bazı işadamları harekete geçti, ‘Cebimize para koyun, yoksa işçileri çıkartırız' tehdidiyle hükümeti sıkıştırmaya başladı.

PARA ONLARA VERİLİRSE ASIL O ZAMAN BATARIZ
Oysa biz bu filmi defalarca seyrettik. Her beş altı yılda bir, ‘Biz battık, bizi kurtarın' diyorlar. Bu işadamları, IMF'den 35 milyar dolar alınıp kendilerine verilmesini istiyorlar. Kriz lobisine göre, eğer bu para onların kasasına konursa Türkiye ekonomisi kurtulacak, aksi taktirde batacak. Halbuki bu para eğer yanlışlıkla onlara verilirse Türkiye ekonomisi işte o zaman batacak. Çünkü onlar bu paraları yine verimsiz kullanacaklar. AKP hükümeti tuzağa düşerse ve açacağı yeni ekonomik paketle kriz fırsatçılarının kasalarına para koyarsa, inanın paralar boşa gider. Önümüzde Barack Obama'nın krizden çıkma adına dar gelirlilere destek veren, istihdamı ve reel ekonomiyi canlandırmayı amaçlayan harcama planı örnek olarak dururken, başka yollara sapmak büyük hata olur.”

29/11/2008 : 11:56:43
Belki çok yüzeysel ve ilkel bir yorum olacak ama tok açın halinden anlamaz diyeceğim ceo lar için.

Ticaret hayatım boyunca gördüğüm, mikro ve makro boyutta krizler hiç bitmez, esnafa özel kriz , sektöre özel kriz, ülkesel kriz ve global kriz diye sıralayıp gidebiliriz. Her kişi krize hazırlık yapmış olmalı. Zaten bu hayatın bir gerçeği değilmidir ? Babaannelerimiz , babalarımız , annelerimiz hep bir köşeye zor günler için para ayırmaya çalışmaz mı ? Esnafın, şirketlerin, ülkelerin de böyle yapması gerek.

Dünya canlı bir varlık. Sektör canlı bir varlık. Canları insandan geliyor. Haleti ruhiyesi var. Başarılı günü var, başarısız günü var. Akıllı olduğu zaman var , beceriksiz olduğu gün var. Asabi günü var sakin günü var. Dünya canlısı neden farklı davransınki ?